Tabutta Röveşata
Bugün benim doğum günüm..21 mart..hep güz geçmiş baharlarım..
söylemek istediğim çok şey var, ama kondisyonum izin vermediği için tam metni henüz bitiremedim, onu tamamlamak biraz vakit alacak...
( Esim Harun elimin altına bir klavye ayarladı, ekrana, telefona, bilgisayara bakamıyorum, kitap okuyamıyorum, yazı yazamıyorum, sesli konuşamıyorum veya dinleyemiyorum, ısığı, sesi ve hareketi tolere edemediğim için, 7/24 gözlerim ve kulaklarım kapalı hareketsiz yatmam gerekiyor…
klavye sayesinde her gün birkaç kelimelik konuşma limitiyle hareket edebiliyorum, o da günler alıyor..
metnin dili de o yüzden böyle, kusuruma bakmayın;
kimseye de cevap verebilmemi beklemeyin ne yazık ki, sadece tek taraflı konuşabiliyorum; ağır nörolojik hastayım, sadece iletişim kurmam gereken şeyler kadar, tek taraflı hareket edebiliyorum. Kimseyi bile isteye cevapsız bırakmıyorum, kimseyle münakaşa edebilecek kondisyonda değilim.
daha da zarar veriyorsunuz..
Ben ne dün ne de bugün, sosyal medyada içerik üreticisi değilim, ortaya çıktığı günden beri, sosyal medyayı sadece manevi amaçlarla kullanıyorum, paylaştığım hiçbir şeyi materyal sebeplerle paylaşmıyorum. Materyal sebepler için yasayan bir insan da hiçbir zaman olmadım. Beni kendi hasta egolarınızdan (çünkü çok kötülük gördüm), yapay gündemlerinizden, akıllarınızdan, zihniyetlerinizden uzak bileceksiniz..
Uzun yazdığım metinleri, yıllar önce yine manevi sebeplerle açtığım bloguma koymaya karar verdik, www.neptunianclouds.com’daki metinleri de okuyun. Yanlış İnsanlar Üzerine, hastalığıma sebep olan art niyetli, materyalist insanların beni ne kadar üzdüğü, beni ne kadar yanlışa, kötüye yorduğu üzerine yazdığım bir başlık oldu..onunla bağlantılı olarak, narsisist kişilik bozukluğunu değerlendirdiğim, ‘Taşıma Su ile Değirmen Dönmez’ başlığı var..diğeri de ‘Beklenen Deprem Üzerine’, Allah herkesin yardımcısı olsun ( depremden önce lokalleşin. İşletmeleriniz, işleriniz kritikse, kritik çalışanları depremden önce lokale taşıyın.. lokalde takılın, gündelik hayatinizi lokal tutun. Lokalde bütün ihtiyaçlarınızı giderebileceğiniz imkanlar olsun. Suyunuza, elektriğinize, bostanlarınıza sahip çıkın..)
bu metin de ‘Tabutta Röveşata’ başlığında yer alıyor..Derviş Zaim’e saygılarımla.. )
şimdilik tek söyleyebileceğim, hala yaşıyorum, hala mücadele ediyorum, gerisi de Allah’a kalmış..
Allah, Kuzey Düğümü, ulu önder aydınlık varlıklar, onların şefkati, merhameti, anlayışı, metaneti, düşünceli insanlığı, akli melekesi, şu an benim her şeyim..
Bugün imkânınız varsa, benim için bir zeytin ağacı dikin, ya da ağaç bağışında bulunun.
Bugün imkânınız varsa, benim için bir anne, bebek yardımında bulunun.
Bugün imkânınız varsa, bir kız çocuğunun kendi başarması için elinden tutun.
Bugün kadın hakları için, artık affı olmayacak boyuta gelmiş bunca sapıklığa, psikopatlığa, sömürüye, şiddete dur demek için, gerekli ne kadar yasa varsa, o adimi atacaksınız, o yasaları çıkaracaksınız, Türkiye Cumhuriyeti’nin hak ettiği o medeni hukuku gözeteceksiniz.
Bu yeryüzünde bu kadar pisleşebileceğinize iman ederken düşünseydiniz!
Ne özrünüz kabahatinizden büyük olabilir, ne de kabahatiniz özrünüzden.
Bir yerden sonra isterseniz en içten özrü dileyin, fiziken dönüşü olmaz.
Türklük tarihinde de nar çiçeği kızılı saçlarımın tek telinin bile hakki varsa, nefesimden bu dünyaya 1 saniye bile nefes verilmiş, nefes alması sağlanmışsa, şu an o topraklarda yaşananlar için, hakkımı helal etmeyeceğim.
Asya’nın onuru benim.
Asya tarihi benim mirasım.
Size hakkimi helal etmeyeceğim.
Bu kadar çirkefliğe hakkımı helal etmeyeceğim.
Bu kadar alçak, seviyesiz, zehir zemberekliğe hakkımı helal etmeyeceğim.
Türkler zekidir, Türkiye Cumhuriyeti hukuk devletidir!
Hakkı budur!
Türklük tarihinin neresinde gördünüz, Türkler Güney Düğümü’nün fareliğine hizmet ediyor olsun?!
Türklük tarihinin neresinde gördünüz?
Venüs’ün onuruyla oynamayın!
Ne bozduğunuz doğanın dengesinin, ne de bu yeryüzünde son affedilecek şey olan bu kadar insanlık suçunun geri dönüşü olmayacak.
Bozulan fiziği 3 günde düzeltemezsiniz.
Bozulan fiziği duayla düzeltemezsiniz.
Bu doğada yalnız değilsiniz; bu doğayı yaşamaya ve yaşatmaya çalışan milyon başka canlı var.
Haddinize değil onların onuruyla oynamak, haddinize değil bunca emeğe saygısızlık etmek, haddinize değil bu doğanın psikolojisini bozmak.
Yarın da siz yaşayacaksınız; sizin dünyanız, burası bu dünyada var olmuş bütün canlıların EV’i!
Ahiret kapısında psikoloji tecelli eder!
Allah varsa, Ellez de var!
Anne sütünüz..
Aklın onuru, rahmin onuru, havanın, toprağın onuru, suyun, şifanın onuru, sevginin onuru, yaratının, yaratıcılığın, sanatın onuru..
Enayi uşağınız değiller..
Gökten de kemik yağmayacak.
Doğanın dişleri tuz’dur..doğa’nın kemikleri, kuzey düğümü’nün kemikleri, sürdürülebilirliğin kaynağıdır..
Tuz, hem yengeç dönencesinin gözyaşlarıdır, sevgisidir, şefkati, merhemidir, hem yaralarınızın merhemidir, hem kalbinizin kaynağıdır, hem nazardan, güney düğümü’nün kötülüğünden koruyacak güçtür, hem de enerji/yaşam kaynağınızdır..hücreleriniz de, kalbiniz de tuz sayesinde çalışır.
karanlık bile o tuz’un pesinde. Fiziğe de sirk koşamazsınız. Bile isteye uzayınızın kondisyonunu sadistçe, düşüncesizce yaralar açacak şekilde kullanıp, doğum-ölüm dengesinin matematiğini, istatistiğini bırakıp, tam hesap kitap hareket etmekten çıkıp, her gün yüz binlerce ölü bedeni yeraltına verip, yer üstündeyse milyon milyar düşüncesiz, bencil kitleler haline gelip, yine de sağlıklı, şifalı, ruh eşliliği içinde, dengeli, sevgili, şefkatli, uzun ömürlü yaşamayı bekleyemezsiniz..
bir uzaydaki hayat mücadelesinin bedelini dişlerinizle ödersiniz..kemikle ödersiniz. Eti senin, kemiği benim demişler, Kuzey Düğümü ile Güney Düğümü arasındaki antik anlaşma..
Dişleriniz de genetik değişime uğrar..
o yüzden diş çıkarmak o kadar streslidir. Kaderinizi, hayat yolculuğunuzu anlatıyorsunuz..buydum, bu oldum, bunu yaşamaya geldim. Dişlerin analizinden, değerinden anlayın.
antik zamanlardan beri Türklerde diş buğdayı vardır.
( Ben diş buğdayımda sol elimle, kalemi seçmişim, solağım. Kalem seçen çocuk, okuyacak, akademik bir meslek hayati olacak demek; ayna vardır, ayna seçen çocuk sahne işi bir meslek yasamaya gelmiş demek; tarak vardır, el isçiliği, isçilik isteyen bir meslekte çalışacak demek..)
( Doğuştan tavşan dişliyim bu arada, ailede tek solak da, tek tavşan dişli de ben değilim..
süt dişlerimi hiç dökmemişim; çünkü ben kastrasyon anksiyetesi değilim. O yılanların psikolojisidir, Şeytan’ın, güney düğümü’nün psikolojisidir. Beni bilin diye, ben tavşan süt dişlerimi bile dökmemişim).
Bir bedenin, insanın, canlının, doğanın, iyiliği, güzelliği, nasıl göründüğünde değildir, sizin nasıl baktığınızdadır!
Hem bakan gözleriniz olarak, hem bakmak, ilgilenmek olarak, sağlıklı değerlendirebilmek olarak. Sizin sorununuz, sizin sorumluluğunuz.
Yarın iyi ve güzel bir dünya ve toplumu yasamak istiyorsanız, bir toplumun en büyük ödevi, anne olacak kadınlarının ruh ve beden sağlığını korumaktır. Anneleri eğitmektir, kız çocuklarını çok yönlü yetiştirmektir. Psikolojik yeterliliği, akli melekeyi yükseltmektir.
Çocuklarınıza sadece genetiğinizi aktarmıyorsunuz, annenin psikolojisini ve belleğini de aktarıyorsunuz. Yarın yaşayacağınız fiziki kondisyonunuz da, psikolojiniz de, hepsi etkileniyor, değişiyor..
O çocuklar sizin yarınınız.
O çocuklar yarın siz olacaksınız..
Yasayacağınız yarını siz düşünün..
Her hayat olasılığı bir umuttur.
Bir umut olduğunuzu hatırlayarak tarih yazın.
Allah’ın emri hiçbir zaman! kadınların kapanması, kadınları baskılamak, kadınlara zulüm etmek, istediğin muameleyi yapabileceğini düşünmek değil! Hiçbir zaman affı yok!
Allah’ın emri, bu kadının saçının teline bile zarar gelmeyecektir!
Adamlık da budur!
Adamlık, centilmenliktir. Kadının da onuru olduğunu bilmektir; bir kadını nasıl koruyup, kollayacağını bilmektir; nasıl sarıp sarmalayacağını bilmektir; nasıl değer verileceğini bilmektir; nasıl davranacağını bilmektir.
medeniyet, sınır tanımayı, nerede duracağını, taşımayı, edebi, adabı, görgüyü, beyefendi, hanımefendi demeyi, merhaba, nasılsınız demeyi, herkesin bir onuru olduğunu bilmektir..kendi işine bakmaktır, kara cahil mahalle paçozu gibi başkalarıyla uğraşmak değil!
Modernlik, herkesin nefes almasını, kendini yaşamasını sağlayabilmektir..
Modernlik size nefes aldırır..
Modernlikte, psikolojik ve fiziksel şiddet olmaz.
Modernlikte, baskı, zulüm, dayatma olmaz.
Modernlik hukuk’u bilmektir!
Modernliği doğru yorumlamayı bilin..
Modernlikte, herkes fonksiyonunu da, fonksiyonlarını nasıl kullanacağını da bilir.
Modernlik, bir toplumun ihtiyacı olacak yasaları çıkarmaktır, devlet organlarını, devlet mekanizmasını halkı doğru yönlendirecek, halkın ve toprakların gücünü, varlığını doğru değerlendirecek ve yönlendirecek yasaları çıkarmaktır..
devletin ve halkın fonksiyonlarını iyiye kullanmaktır, iyiye yormaktır!
Modernlik, medeniyet, burjuva olmak, parayla satın alabileceğiniz şeyler değil. İnsani duruştur, hal tavırdır, psikolojidir, verilmiş karardır. İmaj ile olmaz. İmaj meselesi değil çünkü. Özentilik değil.
Bu yeryüzünün en modernisti Nuh (Upanistim ) ve eşiydi! Bu yeryüzünün en modernist gelişmesi, en ilahi olan Nuh’un Gemisi’ydi.. Destanın mihenk taşı eşlilik zaten. Adamın karisini p.c etmişsiniz, o yüzden Hiç Ana diyeceğim..o gemiye iyi bakin, Hiç Ana bütün doğa ile konuşup, canlarını kurtarmaya çalışıyorsa, o hayvanların da o geminin içinde birbirine saygısı var..itiş kakış, izdiham yok! birbirinin yerine geçmeye çalışmak ya da birbirinin üstüne çıkmak istemek yok. Birbirini beğenmemezlik etmek, tepeden bakmak, hakir görmek, benim şimdi bunun yanında ne işim var demek, yok. Birbirini küçük görmek yok. herkesin bir yeri var, nerede duracağını biliyor. Huzur var! herkes birbirinin geleceğini düşünüyor, kaderi paylaşıyor, metaneti paylaşıyor, huzuru gözetiyor. Nuh tam matematik gözetiyor; sırf kendi egosuna hizmet olsun diye, bencilce tamam işte aldım bir tane tavuk, bir tane tavşan yeter, herkes desin ki Nuh büyük adam, böyle yapmıyor.. düşünceli ve başkacıl, kendi egosunun peşinde değil, has adam, has insan. En ilahi o!
Hiç Ana doğadan anlayan kadın, Nuh’sa eski devlerden, o dev kütüğü oyma kakma zamanın teknolojisi ile gemiyi yapan adam..herkesin geleceği için tam matematik hareket ediyor, tembel akıl yürütmüyor, tembel de değil..o gemide sadece her hayvandan bir çift yok, bitkiler, fidanlar, tohumlar da var..
Bazı kutsal modern yapımlar:
Yavuz Turgul-Muhsin Bey filmi, çekildiği donemde örneği yok. Modern odur, Muhsin Bey, filmi TRT’den verin, orada da bırakmayın, filmin sonrasında film söyleşisi yapın, filmin detaylarını konuşun, özel isler..Yılan Hikayesi, Memoli; Gülbeyaz, Kadir; modernlik bunlardır.
En kutsal örnekleriyle:
Jane Austen, Gurur ve Önyargı, peşin hükümlü yargılamayıp, Elizabeth’in de bir onuru olduğunu, değerleri olduğunu, güçlü bir kavrayışla kollayıp, aşkı, sevgiyi, evlenmeyi hak ettiğini ona yaşatabilmektir.
Atıf Yılmaz, Al Yazmalım, dünyada örneği yok filmin detaylarının zenginliğinin. Gelmiş geçmiş en modernist kutsal eserlerden biri. Asya isterseniz yol kenarında bulduğunuz, bir adamdan nikâhsız çocuğu olan bir kadın bile olmuş olsun, kendisine gerçek değer verildiğinde, anlayışla, akılla, yetmişlikle, olgunlukla kucaklandığında, prenses gibi bir çiçek tanesi..
Reşat Nuri Gültekin, Çalıkuşu, gelmiş geçmiş en kutsal modernist eser. Modernlik, medeniyet, Feride’nin de bir gururu olduğunu, onurunun korunması, kendini yaşamasının korunması gerektiğini bilmektir. İyi niyetinin, masumiyetinin, sizin art niyetleriniz elinde, ikiyüzlü tiyatrolarınızın elinde, narsisistliğinizin elinde hiç olup gitmeden, onun değerinden anlamak, korumayı bilmektir. Korunduğunda, kendini yaşayabildiğinde, onun ne kadar diğerkâm, başkacıl, cömert, altın gibi bir kalbi olan, herkesin hayatına anlam katabilecek, güzellik getirebilecek ışıgı olan, içtenliği, yârenliği olan, eline geçen ilk fırsatta kimsesiz çocuklara annelik etmek isteyen, genç, cesur, dolu dolu bir kadın olduğunu görürsünüz..
Gülten Dayıoğlu, Yeşil Kiraz; Hande Altaylı dizi haliyle Kahperengi/Merhamet.. ( dizi yorumlarına katılmıyorum bu arada, kadın haklarının belkemiğini koruyacak şekilde, tarihi psikanalize bağlı kalacak şekilde, detaylar zenginleştirilerek yeniden yorumlanmaları gerektiğini düşünüyorum. )
Yeditepe İstanbul, Olcay, bir kadın kendi ayakları üzerinde durmaya ne kadar kararlı olduğunda, kapısını çaldığı mahalleli de, ona da, sanatçı ruhlu kızına da sahip çıktığında, herkes birbirine saygı duyduğunda, bu yeryüzünde izlediğiniz izleyebileceğiniz en kutsal tiyatro eseri. İnsancıl, dokunaklı ve erdemli <3
Pretty Woman, isterse o kadın sokak kenarında bulduğun bir eskort kadın olsun, ona hak ettiği değeri verdiğinde, meğer ondan prenses hayat arkadaşı yokmuş..içten, samimi, güler yüzlü, pozitif, akıllı, şefkatli..
Adamlık, medeniyet, modernlik, o filmde Richard Gere’in yaptığıdır; bir kadına istediğin muameleyi yapıp, sonra da ne hali varsa görsün demek değil..
Narsisistler, kâğıt üstünde havalı, artist, özel, vaat edici görünebilirler, gerçekte size hiçbir zaman gerçek değerinizi görebileceğiniz bir hayat yaşatmazlar. Gerçek değerinizi de yaşatamazlar; size yapıcı, yaratıcı, yaşanabilir, sürdürülebilir, nefes alınabilir, değerleri korunmuş, erdemli, onurlu, saygın, güçlü, mutlu, canlı, renkli, cıvıltı içinde bir yarın getiremezler.
Kendinizi, hayat programlarınızı yaşayamazsınız.
Değer yargıları sakattır, kendilerini de zayıf, yetersiz, eksik, hatalı, suçlu, kotu değersiz bulurlar, dışarıya belli etmemek için 40 takla atarlar..
hayata da, dünyaya da, diğer insanlara da, değersiz bakarlar, değersiz davranırlar, değersizleştirmeye çalışırlar.
Bir insan ne kadar narsisistse, o kadar kişiliği yoktur. Narsisist adam mı, tamam o kadar adam değil. O kadar aradığınız adamlığa ulaşamayacaksınız.
Kâğıt üstünde çok yüzeysel bir şekilde değerlilermiş gibi görünür, imaj olarak onu vermeye çalışırlar, ama gerçekte çok zayıftırlar, psikolojileri, yıldızları, akılları, ruhları, kişilikleri çok zayıftır. vaat ettikleri gibi taşıyamazlar, veremezler, gerçekleştiremezler, yoktur.
Kendileriyle, hayatla, dünyayla barışık değiller.
Mesele de o.
Dışarıdan ne kadar dışa dönük görünsünler, konuşkan davransınlar, ahkam kessinler, gerçekte dışarıya o kadar kapalıdırlar, insana, dünyaya o kadar kapalıdırlar. Ağızları da ezbere, boş, bilmiş konuşur. Kafalarındaki hasta yargı dünyasıyla yasarlar, kendi özlerini gizlerler, kimse onları görsün, anlasın, onların derinine ulaşsın istemezler. Çünkü kendilerini de beğenmezler. Çirkin görülmek istemezler. Kendi kuruntuları.
Küçük beyinlerinde yaşadıkları için, gerçeklikten kopukturlar, gerçek ve gerçekçi değillerdir, bilge ve yüce akıllı, büyük düşünür değillerdir.
Kimsenin de gerçekliğini hissedemezler, anlayamazlar, zombi gibiler. Kafaları ne buyurursa, istediğiniz kadar konuşun, boşa konuşursunuz. Kendilerini neyi, nasıl uygun görürse, doğru bulursa öyle davranmak ister. Birçok şeyi de görev icabı yaparlar.
Herkesi dışlarlar, uzaklaştırırlar. Bana yakın olmasınlar. Hem açığa çıkma korkusu, hem hasta yargı dünyalarıyla başkalarını küçük gördükleri için, ben onlardan değilim, deme arzusu.
Özellikle değer yargıları sakat olduğu için, küçük gördükleri insanlarla yakınlaşmaya hiç gelemezler.
Hele onların özel bir şeyler yaptığını görmeyi hiç çekemezler, bunlar nasıl yapar?
Akli dengesizler, hem insan sevmezler, insancıl değillerdir, hem de ona ‘tam da sensin’ desinler isterler.
Yolunuzdan çıkarsınız, insanlıktan çıkarsınız.
Herkesin hayatını katlederler.
Kendi patolojik yargı dünyalarını, zevkten, beğeniden anladıklarını matah bir şeymiş gibi dayatırlar, çok biliyormuş gibi hiçbir şeyi de beğenmezler.
Tarihinizin akışını bozarlar, tarihinizi sağlıklı, ilerleyen bir akışta yaşayamaz hale gelirsiniz. Koya koya gidemezsiniz. Kendinizi başaramazsınız.
Sizi hayattan alıkoyarlar. Travmatik hatıralar verirler.
Kemiğinizi iliğinizi kuruturlar.
Psikolojiniz, yıldızınız, enerjiniz, moraliniz, hevesiniz, heyecanlarınız tükenir.
Hayatı yaşamanın anlamını kaybedersiniz.
Çünkü onlar öyle hisseder, esas onlar bulamaz hayatı yaşamanın anlamını, size de kaybettirirler.
Hem bireysel olarak, hem toplumsal olarak.
Narsisistlik disleksi sonuç verir.
Şeytanın, Güney Düğümü’nün psikolojisidir narsisistlik, şeytanın hastalığıdır disleksi. Bir şeye şeytanlık, narsisistlik sirayet ederse, disleksi ortaya çıkar.
O yüzden şeytana pabucunu ters giydirmek diyorsunuz. Ayakları ters değil geri zekâlılar, disleksi hastası.
Güney Düğümü, sırlar alemi, karanlık yıldızlar, uzayınızın ayak tarafı, zehir zemberek tarafı. Uzayınız yay gibi döner, ona zemberek denir. Bunlar konum olarak da aşağıda olan, aşağılık kompleksi olan güney düğümü tayfa..
Omurgasızlar, sürüngenler, sömürgenler, yeraltı varlıkları, yeraltına kök salanlar, yeraltı olayları, mantar gibi çoğalanlar..Seytan da baş Candida..
Dişleri de, akılları da zehirlidir.
Hastalıklar, kazalar onlardan ve onlara uyanlardan gelir.
Toksikler, psikolojik ve fiziksel olarak patolojikler.
Hasetlerdir, fesatlardır.
Kendi enerjileri, yıldızları, zamanları olmadığı için, çalacak hayat ararlar, güney düğümüne doğacak hak ararlar.
Seviyesizler.
Görgüsüzler.
Medeni değiller.
Tarikat zihniyeti gözetirler.
Kendi yapay örgütlenmelerini, kendi yapay mahkemelerini kurmak isterler, gayri resmi hareket etmek isterler.
Kuzey Düğümü’nün anayasalarını kendilerine tehdit olarak itham ederler.
Allah katında tarikat yok, Allah kati liberal..
( liberallik, kimse kimsenin sınırlarına, yaşamına, nefesine, onuruna, yıldızına, psikolojisine, yaşam hakkına tecavüz etmeyecek, olgun akli meleke gösterecek; kendini, özlük hakları korunmuş bir şekilde gerçekleştirebilecek demektir..doğru yorumlayın. Allah katında zorlama yok, itaat, yalakalık yok. Allah, yalakayı n’apsın? İhtiyacı mi var? Kendiniz için ibadet edin, bu dünyayı yaşanılır kılmak için, ibadet gibi bilgelikler, bu dünya için sizin sorumluluğunuz..)
Hep kurban-katil denkleminde yaşarlar; esas kendileridir ölüm makinesi, ölümcül, yıkıcı, bozucu olan, ama onlar kendilerini kurbanlaştırır.
Sizi bir şeyle taciz ederler, alanınıza girerler, sinirinize dokunurlar, özellikle psikolojik şiddet yollu bir yöntem seçerler, bilinçdışı uğraşırlar, terslerseniz alacakları cevabi alırlar, onu aldıkları gibi kendilerini kurbanlaştırma yoluyla haklı, üstün, özel göstermeye çalışırlar.
İlgi ve duygu somürüsü yaparlar.
Hep çok needy ve down olurlar. Bunu da özel insan olarak göstermeye kalkarlar.
Ajitasyon yaparlar, drama queen’lerdir, attention whore’lardir, iyi insanların yaradılışını sömürürler. İyileri de çekemezler, islerine, planlarına gelmediği için harcarlar. ( hâlbuki hayatı ayakta tutanlar onlardır. )
Pireyi deve yaparlar, deveyi de pire yapmak isterler.
Akli dengesizlerdir. Yeterlilikleri, öyle bir yıldızları, zekâları olmadığı halde ayaklar baş olsun isterler.
Güç hırsındadırlar, güç isterler, güce taparlar, güç kaynaklarını ele geçirmek isterler. Güçlü insanları seçerler, onları yanında görmek isterler, kendi patolojik yargı dünyalarıyla küçük gördüklerini ya enayi mallarıymış gibi kullanmak isterler, ya da harcarlar. Acımazlar, empati, sempati duyamazlar. 5 duyu organları sakattır.
Aşağılık kompleksi yaşadıkları için, ben küçük insanlardan değilim gibisinden, toplumda güçlü pozisyonlar isterler, ama onlar için de gerekli beyin gücünü, disiplini, olgun akli melekeyi, etiği gözetmezler, önlerine kim gelirse, ne gelirse sömürerek elde etmeye çalışırlar.
Olgun, güçlü, kavrayıcı, omurgalı akli melekeye sahip değillerdir.
O koltukların da hakkini vererek yapamazlar. Sadece kendilerini göstermeyi düşünürler, her şeyi gösterişten ibaret sanırlar, bencilce işgal ederler. Verici, cömert, yaratıcı, yapıcı değillerdir. Çünkü yok.
Suçluluk psikolojisinde yaşarlar, o psikolojiyi normalleştirmek için de, gerçekten suç da islerler. Siz de ne kadar uyarsanız, o kadar suç ortağı olursunuz. Sizden suç ortakları olmanızı isterler.
Suçlarını normalleştirmenizi isterler.
Ün, şan, şöhret isterler, çünkü şeytan ergen Bergen, kimin sahne almasına, unlu olmasına da o karar vermek ister; ama eğlence anlayışları bile sakattır, ergencedir, seviyesizdir; pavyon sahnesi, sirk, oyun parkları, arabesk, magazincilik vs. gibi..
Olgun sanat anlayışına sahip değillerdir.
Gerçek sanatçılar gibi, gerçekliğe dokunmayı, gerçekliği açığa çıkarmayı, analiz etmeyi, işaret etmeyi bilmezler.
Ahlak bekçiliği yaparlar, ama tam tersi sapıktırlar, sapıkça düşünürler, sapıkça davranırlar, sapıkça yargılarlar.
Histeriklerdir.
Şeytan/Medusa/Pandeli/Circe/Ner’giz, kendisi de beyaz yazma takan, kadınların kapanmasını isteyen, ahlak bekçiliğinde mükemmeliyetçilikten, suçluluk psikolojisinde mükemmeliyetçilikten psikolojisi bozulmuş, bu yüzden lezbiyen, tutarsız, sorunlu, psikopat, kastrasyon anksiyetesi bir kadın.
( sakız adası’na kendisine tecavüz etmeye gelenlere kurulmuş, onları domuza çeviriyor olabilir, öte yandan akli dengesizce, bilinçaltı fantezisi olarak, toplu tacize-tecavüze uğramayı kurgular, ben istemiyorum, mecbur kaldım, istemem yan cebime koy. böyle şeylerde detay vermek istemiyorum, gerçeklik adına mecburen yazıyorum. Voldemort’un gizli defteri, Harry Potter aktarıyor..)
Gözleri kedi göz değil, gözleri yılan gözdür. Size verecekleri hastalıklar da sizi taşa çevirir. Ben magmada yanan taşa kestim..
Narsisistlerin konuşmaları, yargıları da, sizi tasa keser; travmatik olur, donup kalırsınız, ömrünüzden yer..bir de kendileriyle gurur duyarlar, ben ne kadar artist konuşuyorum diye..
Kastrasyon anksiyetesi demek, penis kıskançlığı demek değil. Kastrasyon anksiyetesi, suçluluk psikolojisidir, aşağılık kompleksidir. Kendini gizlemektir. Ben kendimi gizliyim, ama yine de beni beğensinler, en yüce, haklı, doğru ben olayım, baş tacı ben olayım, demektir. Ayaklar baş olsun, istemektir.
Gizli ajanda ile hareket ederler; bir var, bir yok hareket ederler, bir görünür, 2 kaybolur, 1 iyi davranır, 5 iticidir; bilgi gizlemeyi de, gizli saklı hareket etmeyi de, kendilerini özel kılacak, diğerlerinden farklılaştıracak bir tutum olarak görürler. hani sanki onlar fildişi kulede kimse o kuleye çıkamaz, onların yaptığını yapamaz, en özel onlar hareket ediyor, onlar biliyor; paylaşımlarını da kafaları ne buyurursa onun izin verdiği ölçüde göstermelik yaparlar.
Dürüst değillerdir.
İkiyüzlüdürler. Kendini ya da mahremiyetini korumak için beyaz yalan söylemenin ötesinde sağlıksız, rahatsız edici bir tutum. Çünkü karşı tarafı hedef alırlar.
Muhabbetin içinde de, sessizliği psikolojik şiddet aracı olarak kullanabilirler. Konuşmanız psikolojik şiddete uğrar, duvara çarpmış gibi olursunuz.
3 yaşını aşamamış ergenler. En önce annelerini tolere edemiyorlar. Annelerinin kendini yaşamasını ve cinselliğini, bedenini tolere edemiyorlar. Annelerini, çirkin, sevgisiz, değersiz, günahkâr, düşük görüyorlar.
Sonra kendilerini sevgisiz dünyaya gelmiş çocuk olarak görüyorlar, kendilerini p.. kurusu gibi hissediyorlar, istenmeyen çocuk gibi hissediyorlar. Kendilerine, annelerine, kadınlara, hayata, dünyaya sevgi, saygı duyamıyorlar. Bedenleri ve hayatlari ile barisik degiller.
(Kız gibi olursa aşağılık bir şey yapacakmış gibi hissediyor..gaylerin de sorumluluk mekanizmaları travma yaşıyor; ben bu baba gibi olmak istemiyorum, hatta ben de anneyim, kadın olmak güzel, ben de çok güzel giyinirim, ev kızı olurum, size börekler açarım, biri de bana sahip çıksın, beyim bilir, ben karar vermeyeyim..ortaya gündelik hayatta baska bir tablo çıkıyor, ikisi de heteroseksüel kadının kendini yasamasını kıskanıyor, onu hedef alıyor, onunla uğraşıyor..)
Kimse beni görmesin, bana da sen kotusun, namussuzsun, hatalısın demesinler, çünkü anne, abla, artık her kimse, abi, baba vs, onlar kotu, ben onlardan değilim..
Başımı kapatayım, örtüneyim, adımı değiştireyim, sır gibi saklanayım, cinselliğimi de bak o kadınlar gibi yaşamıyorum, hatta lezbiyenim, ben sizin kankanızım, bak şimdi güzel abicim, bu 40 haramileri kimse benim gibi sevemez, bu güney düğümü ucubelerini kimse benim gibi sevemez, siz de deyin ki, en yüce, haklı, onurlu, namuslu Şeytan Karısı..Yargıçlığı, yöneticiliği de bana verin, ben çok biliyorum bu dünya nasıl yönetilir, bu uzay nasıl yönetilir, size göstereyim.
Allah öyle yapıyor sanki?!
Allah, ahlak bekçisi değil!
Bu arada bak çok masumum ya, beyaz yazma da takıyorum, en namuslu benim, Odysseus da benim olsun.
Benim oğlum, benim oğul soyum yürüsün; en yüce, Odysseus ile benim ilişkim olsun, oğlumun soyu olsun. Erkekler bana tapsın.
Küçük Kara Balık’ı da recm edin, ona kahpe deyin, taşlayın, yanına bırakmayın, nefes aldırmayın..
En büyük bilenmişleri bir kadının kendini yaşamasıdır.
En büyük kıskançlığı, küçük kara balık’tır. Sesinden, endamına, içten sevgisine, sevilmesine, içten gelen güzelliğine, yıldızına, sanatına, değerlerine, maneviyatına, her şeyine bilenirler..
Oysa, odur azize; oysa, odur beyaz gelincik.. oysa, odur bu Dünya’nın tiyatrosunu sırtlamış, herkesin dilinden, ruhundan anlayan, doğaya nefes aldıran en olgun çiçek soğanı..
Masumiyetini, iyi niyetini, bütün Kuzey Düğümü’nün bildiği, Omelas’ın bodrumundaki kız çocuğudur..
Narsisistler, şeytan, al karısı ( tilki kadın) güney düğümü, patolojik kıskançtırlar.
Başkasının güzelliğini, hayatını değerli yaşıyor oluşunu çekemezler. Az buçuk kafanızı kaldırın, bunu beni geçemez ya da geçmesin diye, gagalayacak, küçük düşürecek yer ararlar.
Genelde de bel altı vurmaya çalışırlar, bir suç, sorun olmadığı halde kafalarından element uydurdukları ahlak üzerinden yargılamaya kalkarlar.
O kötü kadın, o değersiz kadın, o alçak, bak şunu eksik, noksan yapıyor; ben çok özelim, yükseğim, beni sevin, bana değer verin..
Söz konusu diğerlerine gelince onları sürekli aşağılar, aşağı çekmeye çalışırlar zaten.
Kendileri ne kadar aşağılık kompleksi yaşıyorsa, sizi de o kadar aşağı çekerler.
Yanlarındaki partnerleri de dahil. Onlara da kendilerini yaşatmazlar, hayatlarına el koyarlar, kendi akıllarına kilitlerler, kendilerine hizmet ettirirler.
Narsisistler, gerçek sevgiyi duyamaz, veremez. Herkesi kucaklayacak kalbe sahip değillerdir. Anne yüreğine sahip değillerdir. Şefkat ve vicdan duymazlar.
Size baharı, sevinci, neşeyi, heyecanı, hevesi, festivali, cenneti veremezler. Vermek de istemezler.
Vaftiz fikri de onun icadıdır.
Anne bedeni, kadın bedeni günahkâr değil!
Bu Allah’ın yargısı, emri değil, tam tersi..
Allah, iyi niyetin, masumiyetin ne olduğunu biliyor.
Anneler, anne sütünüz, anne kucağınız, anne karniniz..
Kadınların ruh ve beden sağlığını koruyun.
Küçük kara balık söz konusu olduğunda, dağdan gelip, bağdakini kovma hesabı, yargılayıp, masum bebeği bile ölsün isteyen de yine dağ keçisi şeytan. Obsesif inatçı, kafaya kilitlediği yargıdan, intikamdan başka bir şey düşünemiyor.
Yasak elma odur. Kız Kulesi’ne giren içi kurtçuklu meyve sepeti..bu bebeği bir yılan öldürecek demişler, üzerine lanet koymuşlar, şeytan ayrıntıda gizlidir, şeytan sinsidir, prensesi beklemedikleri bir şekilde içine düşen bir kurt kemirir..
Narsisistler, kadınlara saygı duyamaz, kadınların kendini yaşamasını tolere edemez. Partnerlerine de yanlarında taşımalık çanta muamelesi yaparlar. Proje olarak görürler, imajına, tiyatrosuna uymasını isterler.
Sağlıklı cinsellik, cinsel hayat yaşayamazlar.
Sağlıklı erginlikte, olgunlukta bedenlerini, cinselliklerini ortaya koyamazlar.
Allah’ın tarikatında erkek çocuklara bile tecavüz etmişler, öyle yapınca tecavüz olmuyor sanki.
Aile babası, gaylerle girmediği ilişki kalmamış, öyle yapınca aldatma olmuyor sanki.
Ergin yaşta, normal şartlarda kız arkadaşa sahip, elini sağlıklı bir şekilde tutup, öpmek varken, geçinemiyorsa da karşı tarafın psikolojisine dokunmadan, yaralamadan, süründürmeden, olgun bir şekilde ayrılmak varken; ben şuna sürtüneyim, tersten ilişki vs. teklif edeyim, demesinler bakire kadına dokundu, sonra nasılsa evlenmeyeceğim, bak hadi yallah, sen zaten benim gözümde değersiz, alçak, çirkin kadın falansın, ben de dokunmadım tamam mı, ona göre, biz beraber değiliz, ben kendime masum evlenilecek kadın bulacağım..böyle yapinca sapıkça olmuyor sanki, hatta esas böyle en sapıkça ve travmatize edici olanı yapmış olmuyorlar sanki..
Böyle leş, seviyesiz, aşağılık değiller sanki..
Bir kadının kendini yaşamasını, gerçekleştirmesini, başarmasını her kıskandığınızda, engel olmaya, mani olmaya kalktığınızda, korumadığınızda, baskı, zulüm, şiddet gözettiğinizde, haksızca ve saygısızca sömürmeye kalktığınızda, kullanmaya kalktığınızda, medeni hukuk dışı, akli meleke dışı yargılamaya kalktığınızda, ona karşı hasede, fesada giriştiğinizde, Şeytan’a uyuyor olacaksınız, al karısına uyuyor olacaksınız, cinsellikle barışık olmayan güney düğümüne uyuyor olacaksınız.
O da erkek bile değil, patolojik, psikolojisi bozuk bir kadın.
Siz doganin dengesini bozdukca, toplumunuzdaki sevgi dolu aile birliklerini kaybettikce, kadin haklarini ezdikce, cinsel suclari azdirdikca, daha cok escinsellik gorursunuz. Artik yapici olmaktan cikiyorsunuz.
Maddi manevi hiçbir sömürünün, tacizin, tecavüzün, nefret söyleminin, kindarlığın, şiddetin, kavganın, gürültünün, kıskançlığın, hasedin, fesatın, bir akıllı kendini sanmanın, ikiyüzlülüğün, toksikliğin, birilerini yolundan, insanlığından çıkarmanın hiçbir zaman affı yok!
Başkalarının hayatını mahvetmiş olursunuz çünkü..
Eliniz bile 10 parmak, 10 akli meleke tecelli eder.
Eliniz bile 10 parmak, saymak ve saygı tecelli eder.
Hak tecelli eder.
Etik tecelli eder..
Bu yeryüzünün en büyük şifası sevgidir. İçten, gerçek sevgi olmadan yaralarınızı saramazsınız. Yaşamanın anlamını bulamazsınız. Sürdürmeyi sürdürmenin anlamını bulamazsınız. Herkes kaybeder. Şeytanın, Güney Düğümü’nün, aşağılık kompleksli, negatif, nefret dolu narsisistligi kazanır.
Bir şeye şeytanlık sirayet ederse, kemiğiniz iliğiniz kurur, kısır döngü içinde debelene debelene kısırlaşırsınız..
Bu yeryüzünün en büyük yağmur duası, sevgidir. Hayat notlarını da baharın yağmur damlaları taşır. Eğer bu dünyada sevgi kalmazsa, daha fazla elinizde acı çekeceğini bile bile hayat veremezler.
Ne ekerseniz onu biçersiniz.
Bahar kutsaldır. Bahar yağmurlarıdır Kuzey Düğümü’nün hayat, şifa, iyilik, güzellik, sevgi notlarını yağdıran yağmurlar. Her bir yağmur damlası içinde bir hayat notu taşır. Mevlana size söyledi, sen okyanusta bir damla değilsin, bir damlanın içinde okyanussun..
Bulutlar ve bütün doğa beyaz gelincik’ten gelecek haberi bekler.
Prensesin uykusu o, yeraltının bütün kâbuslarını görüp gelen o, kış uykusuna yatanların hain planlarını duyup, bilen o, en büyük direnişçi o.
Son nefesinde bile bu doğa için, hak için, adalet için, denge için, sevgi için, yarınlar için, korumak, kollamak için, elinden geleni yapacak, söylemek istediklerini aktaracak ve belki de öyle can verecek.
Ben kendim için yaşamıyorum.
Yaşayamadım ki, yaşatmadınız...
Bana gelince hayat masalsız.
Ben olmasam bile bu çocukları masalsız bırakmayın.
(Bir toplumun gencinden umut edemezseniz, artık bir şey söylemenin manası kalmıyor.)
O bahar yağmurlarından sonra gökkuşağı acarsa, bir umuttur, size hala bu dünyada zenginlik var demek için acar. Ateş böcekleri çıkarsa, bir umuttur, size hala bu dünyanın bir anlamı var, hala büyülü anlar yaşanabilir, demek için yanıp sönerler. Orman ahalisi, yabani atlar ve geyikler dikkat kesilir, onları bekleyen geceyi bilsinler, su uyur düşman uyumaz. Kurtlar hazır ola geçerler, ormandaki dişi canlıların birinin bile saçının teline zarar gelmesin. Kelebekler kozasından çıkar, rüyasını kurdukları güzellikleri, hala değiyorsa, o kısacık ömürlerinde dünyaya kazandırıp gitmek isterler; sevmek 1 omur sürer, sevişmek 1 dakika demişler. Eğer kelebekler hala rüya görebilirse, siz de görebilirsiniz, size zamanı, yarını onların uykusu kazandırır. Arılar bal yapar, kış uykusundan uyanan vahşilerin onunu kessin, tatlı yiyelim tatlı konuşalım..kunduzlar baraj yapar, kar çözülünce ırmaklar hemen taşıp gitmesin, suyumuz, bereket korunsun, bolluğumuz olsun, hem hayvanların yuvalarını, hem balık larvalarını da korusunlar..kuşlar cıvıldar, kim kiminle nerede ne zaman, nasıl olacak bu isler..ağaçlar, çiçekler polen saçar, tükenmeden alın, bu hainlerin eline geçmeden, rengarenk cana can katalım..
bahar kutsaldır..
Bugün imkânınız varsa, benim için bir çalıkuşunun kanadından tutun, bir kırlangıcın kanadından tutun, bir kekliğin kanadından tutun, en güzel dualarınızı okuduğunuz kuş yemleriyle kuşları besleyin; en güzel dualarınızı okuduğunuz balık yemleriyle balıkları besleyin..
Hayat’ı bahara cesaretlendirin <3
Sevgilerimle,
Zoey