Tabutta Röveşata

Bugün benim doğum günüm..21 mart..hep güz geçmiş baharlarım..

söylemek istediğim çok şey var, ama kondisyonum izin vermediği için tam metni henüz bitiremedim, onu tamamlamak biraz vakit alacak...

( Eşim Harun elimin altına bir klavye ayarladı, ekrana, telefona, bilgisayara bakamıyorum, kitap okuyamıyorum, yazı yazamıyorum, sesli konuşamıyorum veya dinleyemiyorum, ışığı, sesi ve hareketi tolere edemediğim için, 7/24 gözlerim ve kulaklarım kapalı hareketsiz yatmam gerekiyor…

klavye sayesinde her gün birkaç kelimelik konuşma limitiyle hareket edebiliyorum, o da günler alıyor..

metnin dili de o yüzden böyle, kusuruma bakmayın;

kimseye de cevap verebilmemi beklemeyin ne yazık ki, sadece tek taraflı konuşabiliyorum; ağır nörolojik hastayım, sadece iletişim kurmam gereken şeyler kadar, tek taraflı hareket edebiliyorum. Kimseyi bile isteye cevapsız bırakmıyorum, kimseyle münakaşa edebilecek kondisyonda değilim.

daha da zarar veriyorsunuz..

Ben ne dün ne de bugün, sosyal medyada içerik üreticisi değilim, ortaya çıktığı günden beri, sosyal medyayı sadece manevi amaçlarla kullanıyorum, paylaştığım hiçbir şeyi materyal sebeplerle paylaşmıyorum. Materyal sebepler için yasayan bir insan da hiçbir zaman olmadım. Beni kendi hasta egolarınızdan (çünkü çok kötülük gördüm), yapay gündemlerinizden, akıllarınızdan, zihniyetlerinizden uzak bileceksiniz..

Uzun yazdığım metinleri, yıllar önce yine manevi sebeplerle açtığım bloguma koymaya karar verdik, www.neptunianclouds.com’daki metinleri de okuyun. Yanlış İnsanlar Üzerine, hastalığıma sebep olan art niyetli, materyalist insanların beni ne kadar üzdüğü, beni ne kadar yanlışa, kötüye yorduğu üzerine yazdığım bir başlık oldu..onunla bağlantılı olarak, narsisist kişilik bozukluğunu değerlendirdiğim, ‘Taşıma Su ile Değirmen Dönmez’ başlığı var..diğeri de ‘Beklenen Deprem Üzerine’, Allah herkesin yardımcısı olsun ( depremden önce lokalleşin. İşletmeleriniz, işleriniz kritikse, kritik çalışanları depremden önce lokale taşıyın.. lokalde takılın, gündelik hayatinizi lokal tutun. Lokalde bütün ihtiyaçlarınızı giderebileceğiniz imkanlar olsun. Suyunuza, elektriğinize, bostanlarınıza sahip çıkın..)

bu metin de ‘Tabutta Röveşata’ başlığında yer alıyor..Derviş Zaim’e saygılarımla.. )

Şimdilik tek söyleyebileceğim, hala yaşıyorum, hala mücadele ediyorum, gerisi de Allah’a kalmış..

Allah, Kuzey Düğümü, ulu önder aydınlık varlıklar, onların şefkati, merhameti, anlayışı, metaneti, düşünceli insanlığı, akli melekesi, şu an benim her şeyim..

Bugün imkânınız varsa,  benim için bir zeytin ağacı dikin, ya da ağaç bağışında bulunun.

Bugün imkânınız varsa, benim için bir anne, bebek yardımında bulunun.

Bugün imkânınız varsa, bir kız çocuğunun kendini başarması için elinden tutun.

Bugün kadın hakları için, artık affı olmayacak boyuta gelmiş bunca sapıklığa, psikopatlığa, sömürüye, şiddete dur demek için, gerekli ne kadar yasa varsa, o adımları atın..O yasaları çıkarın.. Türkiye Cumhuriyeti’nin hak ettiği o medeni hukuku gözetin..

Bu yeryüzünde bu kadar pisleşebileceklerine iman ederken düşünselermiş!

Ne özrünüz kabahatinizden büyük olabilir, ne de kabahatiniz özrünüzden..

Bir yerden sonra isterseniz en içten özrü dileyin, fiziken dönüşü olmaz..

Türklük tarihinde de nar çiçeği kızılı saçlarımın tek telinin bile hakkı varsa, nefesimden bu dünyaya 1 saniye bile nefes verilmişse, bu yeryüzünün biraz da olsa nefes alması sağlanmışsa, şu an o topraklarda yaşananlar için, hakkımı helal etmeyeceğim!

Asya’nın onuru benim..

Asya tarihi benim mirasım..

Size hakkımı helal etmeyeceğim!

Bu kadar çirkefliğe hakkımı helal etmeyeceğim!

Bu kadar alçak, seviyesiz, zehir zemberekliğe hakkımı helal etmeyeceğim!

Türkler zekidir, Türkiye Cumhuriyeti hukuk devletidir!

Hakkı budur!

Türklük tarihinin neresinde gördünüz, Türkler Güney Düğümü’nün fareliğine hizmet ediyor olsun?!

Türklük tarihinin neresinde gördünüz?

Venüs’ün onuruyla oynamayın!

Ne bozduğunuz doğanın dengesini, ne de bu yeryüzünde son affedilecek şey olan bu kadar insanlık suçlarının geri dönüşü olmayacaktır!

Bozulan fiziği 3 günde düzeltemezsiniz!

Bozulan fiziği duayla düzeltemezsiniz!

Bu doğada yalnız değilsiniz; bu doğayı yaşamaya ve yaşatmaya çalışan milyon başka canlı var!

Haddinize değil onların onuruyla oynamak!
Haddinize değil bunca emeğe saygısızlık etmek!
Haddinize değil bu doğanın psikolojisini bozmak!

Yarın da siz yaşayacaksınız!
Sizin dünyanız!
Burası bu dünyada var olmuş bütün canlıların 'EV’i!

Psikoloji, 'Hak'tır!
Ahiret kapısında psikoloji tecelli eder!

                                                                ***

Allah varsa, Ellez de var!
Anne sütünüzdür..
Venüs, aklın onurudur, rahmin onurudur, havanın, toprağın onurudur, suyun, şifanın onurudur, sevginin onurudur, yaratının, yaratıcılığın, sanatın onurudur..

Enayi uşağınız değiller..
Şu an uzayınızı ve 'doğa'nızı Kutsal-Kuzey Düğümü'nden Karanlık-Güney Düğümü'ne alter eden bir gidişat içerisindesiniz..
Yani ayakları baş ediyorsunuz!
Geri dönüşü olmayacaktır..

Kutsal-Kuzey Düğümü'dür aydınlık yıldızlar!
Işığın ve zamanın sağlayıcıları..
Hayatın, şifanın, sürdürülebilirliğin sağlayıcıları..

Ayaklar baş olursa, narsisistlikten, bencillikten, düşüncesizlikten çoktan çıkmış olmanız gereken 40 katır'ı tepiyorsunuz demektir..
40 satır'a geçiyorsunuz demektir..
40 satır'a da Kutsal-Kuzey-Düğümü hizmet edemez!
Sizin elinizde acı çekeceğini bile bile bu Dünya'ya iyilik içerisinde hayatlar/canlılar veremezler..

Gökten de kemik yağmayacak.

Doğanın dişleri tuz’dur..
Doğa’nın kemikleri, Kuzey Düğümü’nün kemikleri, sürdürülebilirliğin kaynağıdır..

Tuz, hem Yengeç Dönencesi'nin gözyaşlarıdır, sevgisidir, şefkati, merhemidir, hem yaralarınızın merhemidir, hem kalbinizin kaynağıdır, hem nazardan, Karanlık-Güney-Düğümü’nün kötülüğünden koruyacak güçtür, hem de enerji/yaşam kaynağınızdır..
Hücreleriniz de, kalbiniz de, tuz sayesinde çalışır...

Karanlık bile o tuz’un peşindedir..
Fiziğe de şirk koşamazsınız...
Bile isteye uzayınızın kondisyonunu sadistçe, düşüncesizce yaralar açacak şekilde kullanıp, doğum-ölüm dengesinin matematiğini, istatistiğini bırakıp, tam hesap kitap hareket etmekten çıkıp, her gün yüz binlerce ölü bedeni yeraltına verip, yer üstündeyse milyon milyar düşüncesiz, bencil kitleler haline gelip, yine de sağlıklı, şifalı, ruh eşliliği içinde, dengeli, sevgili, şefkatli, uzun ömürlü yaşamayı bekleyemezsiniz..

Bir uzaydaki hayat mücadelesinin bedelini dişlerinizle ödersiniz..
Kemikle ödersiniz.

"Eti senin, kemiği benim" demişler..
Kutsal-Kuzey Düğümü ile Karanlık-Güney Düğümü arasındaki antik anlaşma..

                                                                  ***
Dişleriniz de genetik değişime uğrar..

O yüzden diş çıkarmak o kadar streslidir..
Kaderinizi, hayat yolculuğunuzu anlatıyorsunuz..
"Buydum, bu oldum, bunu yaşamaya geldim.."
( Dişlerin analizinden, değerinden anlayın..)

Antik zamanlardan beri Türklerde diş buğdayı vardır.

Ben diş buğdayımda sol elimle, kalemi seçmişim, solağım..
Kalem seçen çocuk, okuyacak, akademik bir meslek hayatı olacak demektir; ayna vardır, ayna seçen çocuk sahne işi bir meslek ile yaşamaya gelmiş demektir; tarak vardır, tarağı seçen bebek el işçiliği, işçilik isteyen bir meslekte çalışacak demektir..
Kalem, kılıçtan keskindir..
Akıl, nefretten üstündür..
Akıl, akıldan üstündür..

Doğuştan tavşan dişliyim bu arada; ailede tek solak da, tek tavşan dişli de ben değilim..

Süt dişlerimi de hiç dökmemişim; şamanlarda da bulunan bir özelliktir; doğuştan belirgin bir diş ile ya da kemik ile doğarlarmış..
Ben tavşan süt dişlerimle doğmuşum ve doğumu ailesine bildirilmiş çocuğum, ama ailemin tutumu yüzünden yaşadığım hayat çok başka gelişti...
( Özelliklerimi ve aileme doğumumdan önce söylenen rüyanın ne demek olduğunu hastalığa yakalandığımda Hacı Bektaşi Veli'den gelen ile anladım..)

Söz konusu tavşan süt dişlerimi bile dökmemeye gelince, ben kastrasyon anksiyetesi değilimdir, aileme ve bu Dünya'ya gerçekliğimi doğuştan söylemeye çalışmışım..
Kastrasyon anksiyetesi, yılanların psikolojisidir..
Şeytan’ın, Karanlık-Güney-Düğümü’nün psikolojisidir..
Ben, beni bilsinler diye, dişlerimi dökmemişim...

Bir bedenin, insanın, canlının, doğanın, iyiliği, güzelliği, nasıl göründüğünde değildir, sizin nasıl baktığınızdadır!

Hem bakan gözleriniz olarak, nasıl baktığınızdadır; hem de bakım yapmak, ilgilenmek olarak, değerlendirebilmek olarak, nasıl baktığınızdadır..

Gül fidanının doğanızdaki varlığı kutsaldır..
Allah'ın ve Venüs'ün bu yeryüzünde yaşayanlara en net mesajıdır bu doğaya nasıl sahip çıkmanız gerektiğinin..
Sizin sorununuzdur, sizin sorumluluğunuzdur..

Ne Allah, ne de Kutsal-Kuzey Düğümü sizin işinizi yapmayacak..
Onlar matematiği gözetir, Dünyanızı ve uzayınızı nasıl yaşatacağınız sizin seçiminiz, sizin sorumluluğunuzdur..
Kuzey Düğümü sizin adınıza karar veremez, müdahale edemez..
Bütün uzay hak üstünedir..
Kendiniz hak etmelisiniz..

Uzay size rağmen iyilik, güzellik yapamaz...
Haksızlık edemezler, hazıra konamazsınız..
Kimse de hakkı 'peşkeş' çekemez..
Uzayda materyal hakkınız 3'tür; o da sürdürmeyi sürdürebileceğiniz istekler için..
Uzay sizin karar verme mekanizmanıza göre hareket eder..
Ne ekerseniz onu biçersiniz..

                                                            ***

Yarın iyi ve güzel bir dünya ve toplumu yaşamak istiyorsanız:
Bir toplumun en büyük ödevi, hem Venüs'ün onurunu, hem Doğa Ana'nın onurunu korumaktır...
Hem de anne olacak kadınlarının ruh ve beden sağlığını korumaktır...
Anneleri eğitmek, kız çocuklarını çok yönlü yetiştirmektir..
Psikolojik yeterliliği, akli melekeyi yükseltmektir..

Çocuklarınıza sadece genetiğinizi aktarmıyorsunuz, annenin psikolojisini ve belleğini de aktarıyorsunuz..Yarın yaşayacağınız fiziki kondisyonunuz da, psikolojiniz de, hepsi etkileniyor ve değişiyor..

O çocuklar sizin yarınınız...

Ayrıca o çocuklar yarın siz olacaksınız..

Bu dünya bir hayat olasılığında istediğiniz kazığı atıp gidebileceğiniz bir sınav yeri değildir..
Bu Şeytan'ın kaybeden psikolojisi, çarpık söylemi ve çarpıtılmış hayat görüşüdür..
Esas Şeytan ve Karanlık-Güney Düğümü hayatı sınav olarak görür, sizi de test ederler, sınava tabi tutarlar..Açık ararlar..
Sırlar Alemi olarak karanlıktan ve kazalardan beslendikleri için, kendilerine hak bulabilmek için..

Allah ya da Kuzey Düğümü değil yani, onlar size kaza vermez, ahlak bekçiliği ile yargılamaz, sınava tabi tutmaz, onlar zaten hayatın sürdürülebilirliğini sağlamaya çalışanlar ve zaten herkesin matematiğini biliyorlar..

                                                                      ***

Reenkarnasyon vardır..
Bu Dünya her şeyiyle size sunulmuş 'evi'nizdir..
Tekrar tekrar kendi doğanız olan bu Dünya'da dünyaya gelirsiniz..
Dünya programlarınızı, yani sahip olduğunuz matematiği yaşatmanız beklenir..
Madalyonun pozitif yüzü de olabilir, negatif yüzü de..
İyiyi seçerek, sahip olduğunuz hayat olasılığında 'iyileştirici' pozisyon almak tarih için umuttur ve mucize de o seçimden gelir..

Hak Kapısı'nda geçerli olacak olan da nasıl yaşadığınızdır..
Zihniyetinizin, akli melekelerinizin güvenilir olması gerekir..
Ama bu, ahiret kapısı için yaşıyorsunuz anlamına gelmiyor..
Allah için yaşıyorsunuz anlamına gelmiyor..
Allah zaten Allah..
O hakkı gözetmek için vardır; yoldan çıkmayın diye, doğru akıl ve omurgayı gözetmek için vardır..

O yüzden hayat görüşünüzü, hayatı sınav olarak görmeye indirgemeyin, kendi yarınlarınız için yaşıyorsunuz..

Hayat sınav olarak görenlere iyi bakın: Bu Dünya'yı sınav yeri gibi gördükleri için suçluluk psikolojisinde, geçiştirmelik, göstermelik işlere kalkışırlar..Gerçek insani dünya işlerini de görmezler, bir şeyler iteleyip, kakalayıp, uçup gitmeye bakarlar.. Hayatı yaşamaktan zevk alamazlar.. Kendilerine sunulmuş hayat olasılığının ne kadar değerli olduğunu göremezler..Bu Dünya'nın, Doğa'nın değerini göremezler..Doğru kullanmayı ve yaşamayı bilmezler..

Burayı kaçıp gitmek istediğiniz bir yer olarak görürseniz, zaten o hale gelir, yaşanmaz.. Hem bugün hem geleceğiniz için evi'niz olarak görürseniz, o zaman anlayacaksınız değerini..Doğrusu da bu zaten..

Cenneti yaşamak istiyorsanız da, tamam bu Dünya'da mümkün..
Siz bu Dünya'yı cennet gibi korur ve kılarsanız, cenneti yaşarsınız zaten.. Cehenneme çevirirseniz de, tamam sizin seçimlerinizin, karar verme mekanizmanınız eseri olmuş olur, kendi seçimlerinizin bedelini ödersiniz..
Bütün uzay hak üstünedir, bunu cehenneme çevirip de gidebileceğiniz başka bir uzay yoktur..

Kendine çok iyi bakan aydınlık yıldızlar, sizin patolojik bedenlerinizi ve zihniyetinizi almazlar..

Şu saatten sonra ne olur?
İyilerin ve akıllıların, dünya programını sağlıklı akli melekelerde yaşayanların ve iyi huylu, Kuzey Düğümü'nün bağrındaki canlıların nesli tükenir, ruhlarını taşırlar, bir daha Dünya'ya gelmezler..  

Yaşayacağınız yarını siz düşünün..
Sizin seçiminiz olacak..

Her koyun da kendi bacağından asılır, diyemeyeceksiniz x şahısa uydum..
Ne başkasına uyun, ne de başka bir canlının kendi dünya programını yaşamasına müdahale edin..
Geçerliliği yok..

Her hayat olasılığı bir umuttur..
Bir umut olduğunuzu hatırlayarak tarih yazın.

                                                                   ***

Allah’ın emri hiçbir zaman (!) kadınların kapanması, kadınları baskılamak, kadınlara zulüm etmek değildir!
Kadınlara istediğin muameleyi yapabileceğini düşünmek değildir!
Hiçbir zaman affı yok!

Allah’ın emri:"Bu kadının saçının teline bile zarar gelmeyecek"tir!

Adamlık da budur!

Adamlık, centilmenliktir!
Kadının da onuru olduğunu bilmektir!
Bir kadını nasıl koruyup, kollayacağını bilmektir!
Nasıl sarıp sarmalayacağını bilmektir!
Nasıl değer verileceğini bilmektir!
Nasıl davranacağını bilmektir!

                                                            ***

Medeniyet, sınır tanımayı ve nerede duracağını bilmektir!
Taşımayı, edebi, adabı, görgüyü, beyefendiliği, hanımefendiliği bilmektir.. "Merhaba", "Nasılsınız" nezaketini gösterebilmektir..
Herkesin bir onuru olduğunu bilmektir..

Kendi işine bakmaktır, kara-cahil-mahalle-paçozu gibi başkalarıyla uğraşmak değildir!

Modernlik, herkesin nefes almasını, kendini yaşamasını sağlayabilmektir..Modernliktir size nefes aldıran..

Modernlikte psikolojik ve fiziksel şiddet olmaz..

Modernlikte baskı, zulüm ve dayatma olmaz..

Modernlik en önce 'hukuk’u bilmektir, medeni hal tavır ve hukuk gözeterek hareket etmektir!

Modernliği doğru yorumlamayı bilin..

Modernlikte, herkes fonksiyonunu da, fonksiyonlarını nasıl kullanacağını da bilir..

Modernlik, bir toplumun ihtiyacı olacak yasaları çıkarmaktır..
Devlet organlarını, devlet mekanizmasını, halkı doğru yönlendirecek, halkın ve toprakların gücünü, varlığını, doğru değerlendirecek ve yönlendirecek yasaları çıkarmaktır..

Devletin ve halkın fonksiyonlarını iyiye kullanmak ve iyiye yormaktır!

Modernlik ve medeniyet, burjuva olmak, parayla satın alabileceğiniz şeyler değildir..İnsani duruştur, hal tavırdır, psikolojidir, verilmiş karardır...
İmaj ile olmaz..
İmaj meselesi değildir çünkü...
Özentilik değildir..

                                                               ***

Bu yeryüzünün en modernisti Nuh (Upanistim ) ve eşiydi!
Bu yeryüzünün en modernist gelişmesi, en ilahi olanı, Nuh’un Gemisi’ydi..

Destanın mihenk taşı 'eşlilik'tir zaten..
Adamın karısını hiç etmişsiniz, o yüzden Hiç Ana diyeceğim..
O gemiye iyi bakın:
Hiç Ana bütün doğa ile konuşup, canlarını kurtarmaya çalışıyorsa, o hayvanların da o geminin içinde birbirine saygısı var..
Nuh'un Gemisi'nde itiş kakış, izdiham yok!
Birbirinin yerine geçmeye çalışmak ya da birbirinin üstüne çıkmak istemek yok. Birbirini beğenmemezlik etmek, tepeden bakmak, hakir görmek, "benim şimdi bunun yanında ne işim var" demek yok..
Birbirini küçük görmek yok..
Herkesin bir yeri var ve nerede duracağını da biliyor..
Huzur var!
Herkes birbirinin geleceğini düşünüyor, kaderi paylaşıyorlar, metaneti paylaşıyorlar, huzuru gözetiyorlar..
Nuh, tam matematik gözetiyor, sırf kendi egosuna hizmet olsun diye bencilce "Tamam işte aldım bir tane tavuk, bir tane tavşan yeter, herkes de desin ki Nuh büyük adam", böyle yapmıyor..
Düşünceli ve başkacıl..
Kendi egosunun peşinde değil, has adam, has insan..
Destanın en ilahi kısmı burasıdır!

Hiç Ana doğadan anlayan kadın..
Nuh da eski devlerden..
Zamanın oyma kakma teknolojisini kullanarak gemiyi yapıyor..
Herkesin geleceği için tam matematik hareket ediyorlar..
Tembel akıl yürütmüyorlar, tembel de değiller..
O gemide sadece her hayvandan bir çift yok, bitkiler, fidanlar, tohumlar da var..

                                                              ***

Bazı kutsal bulduğum modern yapımlar:

Yavuz Turgul-Muhsin Bey filmi-Çekildiği dönemde örneği yok...
Modern odur, Muhsin Bey.. Filmi TRT’den verin, orada da bırakmayın, filmin sonrasında film söyleşisi de yapın, filmin detaylarını konuşun..

Yılan Hikayesi- Memoli..
Gülbeyaz- Kadir..
Modernlik bu karakterlerdir..

Başke edebiyatta en kutsal örnekleriyle:

Jane Austen, Gurur ve Önyargı- Peşin hükümlü yargılamayıp, Elizabeth’in de bir onuru olduğunu ve değerleri olduğunu anladığınızda, onu güçlü bir kavrayışla kollayıp, aşka, sevgiye, evlenmeye layık gördüğünüzde, ortaya nasıl erdemli bir Marc D'arcy ve romantizm çıkıyor..

Atıf Yılmaz, Al Yazmalım- Dünya'da örneği yoktur filmin detaylarının zenginliğinin...Gelmiş geçmiş en modernist kutsal eserlerden birisi de bu uyarlamadır kanaatimce..Size der ki:
Bu Asya isterseniz yol kenarında bulduğunuz 'cahil' bir adamdan nikâhsız çocuğu olan bir kadın olsun, ona gerçek değerini verdiğinizde, anlayışla, akılla, olgunlukla kucaklandığınızda, yeryüzü prensesi odur, çiçek tanesi odur..

Reşat Nuri Gültekin, Çalıkuşu- Bir diğer gelmiş geçmiş en kutsal modernist eser..Modernlik ve medeniyet tam da Feride’nin de bir gururu olduğunu, onurunun korunması gerektiğini, kendini yaşamasının korunması gerektiğini bilmektir...İyi niyetinin ve masumiyetinin, insanların art niyetlerinde, ikiyüzlü tiyatrolarında, narsisistliklerinde hiç olup gitmeden, onun değerini anlamak, korumayı bilmektir..Maneviyatı ve gururu korunduğunda, kendini yaşayabildiğinde, onun ne kadar diğerkâm, başkacıl, cömert, altın kalpli olduğunu göreceksiniz ve herkese nasıl hayat, neşe, motivasyon, yaşama arzusu getirdiğini göreceksiniz..Herkesin hayatına anlam katabilecek, güzellik getirebilecek ışığı olduğunu, içtenliğini, yârenliğini, eline geçen her fırsatta kimsesiz çocuklara annelik etmek isteyen, genç, cesur, dolu dolu bir kadın olduğunu göreceksiniz..

Gülten Dayıoğlu, Yeşil Kiraz..
Hande Altaylı, Kahperengi- dizi uyarlaması ile Merhamet...
Bu eserlerin dizi yorumlarına katılmıyorum, kadın haklarının belkemiğini koruyacak şekilde, eserlerin tarihi psikanalizlerine bağlı kalacak şekilde, detaylar zenginleştirilerek yeniden yorumlanmaları gerektiğini düşünüyorum..

Yeditepe İstanbul, Olcay- Bir kadın kendi ayakları üzerinde durmaya ne kadar kararlı olduğunda, kapısını çaldığı mahalleli de, ona da, sanatçı ruhlu kızına da sahip çıktığında, herkes birbirine saygı duyduğunda, bu yeryüzünde izlediğiniz izleyebileceğiniz en kutsal tiyatro eseridir..
İnsancıl, dokunaklı ve erdemli <3

Pretty Woman filmi- O kadın isterse sokak kenarında bulduğunuz bir eskort kadın olsun, ona hak ettiği değeri verdiğinizde, meğer ondan prensesi yokmuş, ondan iyi hayat arkadaşı yokmuş..
İçten, samimi, güler yüzlü, pozitif, akıllı, şefkatli..
Adamlık, medeniyet, modernlik,  bu filmde Richard Gere’in yaptığıdır..
Bir kadına istediğiniz muameleyi yapıp, sonra da "ne hali varsa görsün" demek değildir..

                                                                 ***

Narsisistler, kâğıt üstünde havalı, artist, özel, vaat edici görünebilirler, gerçekte size hiçbir zaman gerçek değerinizi görebileceğiniz bir hayat yaşatmazlar..
Gerçek değerinizi de yaşatamazlar..
Size yapıcı, yaratıcı, yaşanabilir, sürdürülebilir, nefes alınabilir, değerleri korunmuş, erdemli, onurlu, saygın, güçlü, mutlu, canlı, renkli, cıvıltı içinde bir yarın getiremezler...
Kendinizi, hayat programlarınızı yaşayamazsınız...

Değer yargıları sakattır..
Kendilerini de zayıf, yetersiz, eksik, hatalı, suçlu, kötü, değersiz bulurlar ve dışarıya belli etmemek için 40 takla atarlar..
Hayata da, dünyaya da, diğer insanlara da, değersiz bakarlar, değersiz davranırlar, değersizleştirmeye çalışırlar.

Bir insan ne kadar narsisistse, o kadar kişiliği yoktur!
Narsisist adam mı, tamam o kadar adam değil..
O kadar aradığınız adamlığa ulaşamayacaksınız..

Kâğıt üstünde çok yüzeysel bir şekilde 'değerlilermiş' gibi görünürler ve imaj olarak onu vermeye çalışırlar; ama gerçekte çok zayıftırlar! Psikolojileri, yıldızları, akılları, ruhları, kişilikleri çok zayıftır!
Vaat ettikleri gibi taşıyamazlar, veremezler, gerçekleştiremezler..
Yoktur..

Kendileriyle, hayatla, dünyayla barışık değillerdir!

Mesele de odur!

Dışarıdan ne kadar dışa dönük görünsünler, konuşkan davransınlar, ahkam kessinler, gerçekte dışarıya o kadar kapalıdırlar!
İnsana, dünyaya o kadar kapalıdırlar!
Ağızları da ezbere, boş, bilmiş konuşur!
Kafalarındaki hasta yargı dünyasıyla yaşarlar..
Kendi özlerini gizlerler, kimse onları görsün, anlasın, onların derinine ulaşsın istemezler!
Çünkü kendilerini de beğenmezler!
Çirkin görülmek istemezler!
Kendi kuruntularıdır!

Sizi kendilerinden uzaklaştırmak için öyle artist konuşurlar mesela..
Mesele sadece havalarını atmak istemeleri değildir:
Onlara yakın olmayın, onların içini görmeyin diyedir..
Çünkü zaten Sırlar Alemi'nin Kraliçesi Şeytan'ın psikolojisidir narsisistlik..
O da sır olarak kalmak ister...
Açığa çıkma korkusu yaşarlar..
Sır kalırlarsa, içleri içte kalırsa, özelliklerini, özel olmayı öyle koruyabileceklerini, öyle değerli kalabileceklerini ve ajandalarını, yani varlıklarını öyle sürdürebileceklerini düşünürler..
Kendilerini ortaya koyarlarsa, hem yargılanacaklarını, hem de diğerlerini değersiz gördükleri için, 'değersizlerle' bir olarak, değersizleşeceklerini düşünüp, anksiyeteye kapılırlar..

Suçluluk psikolojisinde mükemmeliyetçilerdir..
"Onlar suçlu, düşük, kötü, ben onlardan değilim"..
Yaşadıkları aşağılık kompleksi budur..

Sıkıntı da burada:
Akli dengesiz ve tutarsızlardır..
Bu kadar patolojik bir psikoloji içinde oldukları halde, günlük hayatın içinde her yerdedirler ve hatta her ortamda da en tepeye onlar kurulmaya çalışırlar.. İnsanlar da anlar bu narsisistlerde, rahatsız edici, itici bir durum vardır, ama adını koyamazlar..
Onlar neyle karşı karşıya olduğunu anlayana kadar da, o narsisist çoktan o ortamda artık kimi, neyi kendine hedef seçtiyse, neyi yem seçtiyse, o kişiye/şeye vereceği travmatik yarayı, katliamı çoktan vermiş olur..

                                                                  ***

Narsisistler, 'küçük beyinlerinde' yaşadıkları için, gerçeklikten kopukturlar..
Gerçek ve gerçekçi değillerdir!
Bilge ve yüce akıllı, büyük düşünür değillerdir!
Kimsenin de gerçekliğini hissedemezler, anlayamazlar, zombi gibilerdir..
Kafaları ne buyurursa, istediğiniz kadar konuşun, boşa konuşursunuz...
Kendileri neyi, nasıl uygun görürse, doğru bulursa öyle davranmak isterler..

Birçok şeyi de görev icabı yaparlar.

Herkesi dışlarlar, uzaklaştırırlar..Bana yakın olmasınlar..Hem açığa çıkma korkusu, hem hasta yargı dünyalarıyla başkalarını küçük gördükleri için, "ben onlardan değilim", deme arzusu.

Özellikle değer yargıları sakat olduğu için, küçük gördükleri insanlarla yakınlaşmaya hiç gelemezler.

Hele ki küçük gördükleri insanların özel bir şeyler yaptığını görmeyi hiç çekemezler.."Bunlar bunu nasıl yapar, böyle nasıl yaşar?"

                                                                 ***

Akli dengesizlerdir, hem insan sevmezler, insancıl değillerdir, hem de ona ‘tam da sensin’ desinler isterler!

Yolunuzdan çıkarsınız, insanlıktan çıkarsınız.

Herkesin hayatını katlederler.

Kendi patolojik yargı dünyalarını, zevkten, beğeniden anladıklarını matah bir şeymiş gibi dayatırlar, çok biliyormuş gibi hiçbir şeyi de beğenmezler.

Tarihinizin akışını bozarlar!
Tarihinizi sağlıklı, ilerleyen bir akışta yaşayamaz hale gelirsiniz.
Koya koya gidemezsiniz.
Kendinizi başaramazsınız.

Sizi hayattan alıkoyarlar.
Travmatik hatıralar verirler.

Kemiğinizi iliğinizi kuruturlar.
Psikolojiniz, yıldızınız, enerjiniz, moraliniz, hevesiniz, heyecanlarınız tükenir.

Hayatı yaşamanın anlamını kaybedersiniz.

Çünkü onlar öyle hisseder, esas onlar bulamaz hayatı yaşamanın anlamını, size de kaybettirirler.

Hem bireysel olarak, hem toplumsal olarak.

                                                                      ***

Narsisistlik disleksi sonuç verir..

Şeytan'ın, Karanlık-Güney Düğümü’nün psikolojisidir narsisistlik ve Şeytan'ın hastalığıdır disleksi..
Bir şeye şeytanlık, narsisistlik sirayet ederse, disleksi sonuç ortaya çıkar.
O yüzden 'şeytana pabucunu ters giydirmek diyorsunuz'.
Ayakları ters değil geri zekâlılar, disleksi hastası..
Ve 'ayak-tayfa', Sırlar Alemi tayfa olarak, güneş sisteminizde 'disleksi' konum alıyorlar, yeraltından yerüstüne disleksi bir kuvvetle çıkmaya çalışırlar..

Ayakları baş ederseniz de, artık egolarınız Şeytan'a pabucunu ters giydirecek hale gelmiş demektir, Şeytan'a yeterince hak vermişsiniz demektir, çünkü o'dur "Bu insanoğlu çiğ süt emmiş, cehennemi yaşasın" isteyen, Şeytan'ın 40 satır'ı kazanıyor demektir..

Bütün kartlarını 40 satır'a oynamış bir intikam bekçisidir o..
Odur ağır ahlak bekçisi ve odur çok mükemmeliyetçi olan..
Tam da eline saymış olursunuz..
"Bu düzeni ne güzel kurduk" sanarken, kendi yarattığınız cehennemi yasarşınız..

Şeytan 40 satır'ı alırsa, size Dünya'yı yaşatmayacak yani..
İstediğine istediği kazayı vermek istediği, istediğinin hayatıyla istediği gibi oynamak istediği bir 40 satır'ın ve bir cehennem distopyasının peşindedir..

                                                              ***

Üstüne o da satılık!
Şeytan ne anlar teknolojiden, robottan..
Robotik Sineklerin Tanrısı'na satılıklar..
Size servis edilen uzaylı görsellerine iyi bakın, sinek, böcek beyin koca kafalar..
O kafa ne kadar büyükse, içi o kadar sığdır..

Onlar karanlık yıldızlar..
O dünyalarda hayatların bir değeri yoktur..
Uzun vadeli düşünemezler, yapıcı ve sürdürülebilir hareket edemezler..
Sadece kısa vadeli ve günü çıkarmalık, panik içinde, ölüm anksiyetesi içinde, tamamen tüketmeye, harcamaya dayalı hareket ederler..
Organik çözümler üretemezler, organikliği koruyamazlar..
Plastik ve robotiklerdir..

Neslican Tay'ın yaşadıkları da size örnek olsun..
Ağızlarından Karadeniz'i düşürmeyenler, Karadeniz'in kanser sorununu organik yollarla çözmek yerine, o güzeller güzelinin kolunu, bacağını koparmışlar, kolunu kanadını kırmışlar..
Aklına geldikçe insanın içi parçalanıyor..
Kazım Koyuncu herkesin içinde bir hüzünlü yara..

Ayaklar baş olursa, Karanlık-Güney Düğümü, Sırlar Alemi, doğanızı ele geçirirse, elinizdeki son umudunuz olan 24 saatinizi de panik içinde, bencillik içinde yaşar hale gelirsiniz..
Yarınları yaşamayı, sürdürülebilir olmayı kaybedersiniz..
Kaynaklarınız tükene tükene biter..

Elinizdeki bilgisayar teknolojilerini istatistiğin onuru için kullanın!
Sınırlarınızı kontrol etmek için kullanın!
Nüfus planlaması için kullanın!
Kör göz harcamak için ya da kitle kontrol silahı olarak kullanmak için değil..

İstatistiğin onuru ile oynamayın!
Dönüşü olmayacaktır..

Burada bir parantez daha açayım:
Şeytan medikal olarak disleksi ve disleksisinden ötürü de disotonomi hastasıydı..Ama ben burada "narsisistlik disleksi sonuç verir" derken, "bir şeye şeytanlık sirayet ederse, disleksi sonuç ortaya çıkar" derken, psikolojik ve felsefi anlamda kullanıyorum..
Sözüm tabi ki gerçek medikal olarak disleksi hastası olan masumlardan meclis dışarı..
Ben de yakalandığım viral enfeksiyon hastalığı sonucu ağır disotonomi hastasıyım..Rahatsızlıklarımdan sadece bir tanesi..
Disleksi sonuç vermekten kastım ne: Örneğin, şu an her gün sosyal medyada yüzlerce içeriğe maruz kalıyorsunuz, ama artık aksine insanlar akli melekeyi, olgunluğu, beyninin disiplinini kaybetmeye başladı..
Bırakın akıllanmayı, giderek sığlaşıyor, giderek daha kısa/net madde halinde hazır sunulmuş içerikler istiyor, giderek beyni daha da tembel, yorgun, düşünemez hale geliyor..
Giderek her şey yüzeyselleşiyor, hatta gerçeklikten ve derinlikten kopuyor..
Giderek de yalnızlaşıyor ve bencilleşiyorsunuz..
Kağıt üstünde adı sosyal medya, ama aksine artık herkes çok yalnız..
Sizi hayattan ve doğal, gerçek, dokunarak yaşanan, dışarıda, doğada olan hayattan, insani bağlardan ve paylaşımdan koparıyorlar..
Bu işte disleksi sonuç vermek..
En doğru, güncel, çağdaş, gelişmiş olanı yapıyorum sanarken, tam tersini yaşamak..

Bu bilgisayar programları bambaşka psikolojilerde de kurgulanabilirdi!
Sineklerin Tanrısı'nı gelişmişlik sanan bilim adamlarınız ve yatırımcılarınız yüzünden fiziğiniz ve doğanız Karanlık-Güney Düğümü'ne alter ediliyor..

Karanlık-Güney Düğümü, Sırlar Alemi, karanlık yıldızlar, uzayınızın 'ayak tarafı', zehir zemberek tarafıdır..
Uzayınız, zaman çarkınız, yay gibi döner, ona zemberek denir.
Bunlar konum olarak da aşağıda olan, aşağılık kompleksi olan Karanlık-Güney Düğümü tayfadır..

Omurgasızlardır, sürüngenlerdir, sömürgenlerdir..
Yeraltı varlıkları, yeraltına kök salanlardır..
Yeraltı olayları ve mantar gibi çoğalanlardır..
Şeytan da baş 'Candida'dır..

Mantar büyümesi en sinsi hastalıklardan birisidir, hemen göremezsiniz, MRI gibi kazaların organik değil, plastik sonuçlarını gösteren test teknolojileri göstermez ( tetkikte sadece MRI teknolojisine dayanmak yanıltıcıdır, lacking hareket etmektir..nasıl tarif edebileceğimi bilemedim.. )
Söz konusu mantar büyümesi olduğunda gazeteci gibi peşine düşmeniz gerekir.

Nasıl bir mantar büyümesi girdiği organı sinsice kurutur, en son o organ yetmezlikten vefat eder, 'Karanlık-Güney Düğümü-Büyümesi'nden de, ayakların baş olmasından da, Kuzey Düğümü yetersiz hale gelir, kemiğiniz iliğiniz, ışığınız, enerjiniz, su ve hayat kaynaklarınız kurur..
En nihayetinde de fiziği toparlayamazsanız, sisteminiz düşer!

Ucunda ışık ve umut olan tavşan deliğiniz, olur size kara deliğiniz..
"Bunca reenkarnasyon hakkınızı nasıl bu kadar şeytanlığa harcadınız da, sisteminizi yaşatmak yerine, kurutup, düşürdünüz, kara kara düşünün bakalım.." derler..

Kara delikler, kirli çıkınlarınızdır, temizlemeniz gereken dosyalarınızdır, uzayınızın yıkama programıdır, öyle düşünün..

Düşerseniz, zaten sisteminiz düşecek kadar patolojik hale gelmiş demektir, hasta bedenlerinizi ve çöplüğünüzü de başka uzay almayacaktır..

Bu uzayın çöplüğü bu uzayda kalır..
Sizin geçmişiniz, sizin davalarınız, sizin sorumluluğunuzdur..

Kara delik de bütün olayları sondan başa yaşatır, ne halt yediğinizi bilin diye..
Dibindeki kronun 40'ta biri ışıkta bile bir güneş patlaması genetiğini taşıyabilecek güneş sistemi olasılığı vardır..
( Genel olarak kron diyorum o kadar küçük plunck zamanı tarif edebilmek için.. Nasıl bir su damlası bütün akıl ve hayat taşır, Mevlana size "sen okyanusta bir damla değilsin, bir damlanın içinde okyanussun" demiştir, o hesap.. )

Ama kara delikten kurtulmak da, tabi ancak bütün olayları eritene kadar..
Kaç bin yılsa, o kadar bin yıl, düşenler özgür olamayacak demektir.. Akıllanmayanlar özgür olamayacak demektir..
Haramiliğe kazandıranlar özgür olamayacak demektir..

                                                                   ***

Mantar büyümesi de, Karanlık-Güney Düğümü'ne hak kazandırmak da, kronik yorgunluk sendromuna sebep olur..
Hayatlarınız ağırlaşır, enerji yetersizliği yaşarsınız..
Aynı hücrenin mitokondirisi hem size hem de o mikroplara hizmet edemez..
Bilim, hücresel boyutta neyse, uzay boyutunda da, güneş sistemi boyutunda da aynıdır..
Güneş sisteminiz de enerji yoksunluğu ve yorgunluk çeker..
Birileri yere çakılır, birileri de "Ben ne güzel yaşıyorum bu Dünya'yı" diye keyfine bakar..
Bu sürdürülebilir bir matematik ve kondisyon değildir..

                                                                     ***

Zehir zemberek tarafın, Sırlar Alemi tayfanın, dişleri de, akılları da zehirlidir..

Hastalıklar, kazalar, onlardan ve onlara uyanlardan gelir...

Allah'tan kötülük gelmez!
Hak ve Kutsal-Kuzey Düğümü, size bir umut yaşayın diye hem bu Dünya'yı ve doğayı verip, hem de kazayla sınamazlar..

Kazalar, hasetliğinizle, fesatlığınızla Karanlık-Güney Düğümü'ne hak kazandırırsanız, hak bulan Güney Düğümü'nden gelir..
Sırlar Alemi'nden çıkıp çıkıp gelirler, hak bulabilmek için sizi didik didik ederler..

Bütün uzay hak üstünedir, Karanlık-Güney Düğümü de olsalar hak bulmadan hareket edemezler..

Ha ne vardır, Şeytan işine gelmediği için, önce iyiler elensin, susturulsun ister..
Eğer bu Dünya'da bir masum vadesinden önce kaybediliyorsa, etrafındakiler o iyiliği korumak yerine, Karanlık-Güney Düğümü'ne nasıl servis etmiştir, çevresindekiler düşünsün..

( Aileden süregelen genetik sorunlardan ve doğanın toksikliğinden etkilenerek yaşanacak hastalıklardan ayrıca belirtiyorum..Ama onda bile şeytani tarafa hak kazandırmak ve şeytani tarafın obsesif tutumu geçerlidir.. Yeni reenkarnasyondaki bedende o hastalıklar tetiklenmeden yaşamak da mümkündür..Kolektif tutuma bakar..)

İyilerin hakkını vermeyi ve korumayı bilin..
Onlar uçup gider, siz kendi kıyametinizi yaşarsınız..
Kimse de sizin için bir şey yapamaz..
Kendi kötülüğünüzün bedelini elbette ödersiniz..
Yapıcı olmayı da, af dilemeyi de bilin..
İplerinizi başka canlıların eline verirken de 2 kere düşünün..

Örneğin, Uğur Mumcu, katillerini ve haklı sesini boğduranları neden affetsin mesela? Ya da hakkını aramayanları neden affetsin mesela?
Bir daha bu Dünya'ya ayak basmaz, Allah'ın bağrında aydınlık başka bir yıldız sistemine gider, ışığını, nefesini oraya taşır, siz de yarın yaşayacağınız bit sürüsünde o uğur böceğini diz çöker mumla ararsınız..

                                                                    ***

Ne özrünüz kabahatinizden büyük olabilir, ne de kabahatiniz özrünüzden büyük olabilir..
İnatla kötülüğü ve bencilliği sürdürecekseniz, inatla zehir zemberek olmayı sürdürecekseniz, tamam yapabilecek bir şey kalmıyor; kendi seçiminiz olur..
Allah da affetmez, arada Allah yok çünkü; arada kimin hakkına girdiyseniz o vardır..

Yusuf'un üstünden 3500 yıl geçmiş, bu Dünya'da artık bir tane bile aşağılık kompleksli, kıskanç kalmaması gerekirken, ben en cehennem kazayı hala kıskançlığından şaşırmış, değer verdiğim yakınlarımdan yaşıyorum..
Yusuf 11 yıl hapis yatmış, ben hücre hapsinden beter haldeyim..
Kızkardeş yerine koyduğum bir insanın aşağılık kompleksinin ve kıskançlığının bedelini ödüyorum..
Hastalığı verdiler, hiçbir empati ve saygı göstermeden, ellerini kollarını sallaya sallaya kendi bencil egolarının ve tiyatrolarının peşindeler..
Dava edebileceğim gün için yaşıyorum..

                                                              ***

Narsisistler, Sırlar Alemi, Karanlık-Güney Düğümü, ayak tarafı, toksiklerdir, psikolojik ve fiziksel olarak patolojiklerdir..

Hasetlerdir, fesatlardır...

Kendi enerjileri, yıldızları, zamanları olmadığı için, çalacak hayat ararlar, Karanlık-Güney Düğümüne doğacak hak ararlar...

Seviyesizlerdir..

Görgüsüzler...

Medeni değillerdir...

Tarikat zihniyeti gözetirler...

Kendi yapay örgütlenmelerini, kendi yapay mahkemelerini kurmak isterler..
Gayri resmi hareket etmek isterler..

Kuzey Düğümü’nün anayasalarını kendilerine tehdit olarak itham ederler.

Allah katında tarikat yoktur, Allah katı liberaldir..

Liberallik, kimse kimsenin sınırlarına, yaşamına, nefesine, onuruna, yıldızına, psikolojisine, yaşam hakkına tecavüz etmeyecek demektir! Olgun akli meleke gösterecek demektir..Kendini ve özlük haklarını, korunmuş bir şekilde gerçekleştirebilecek demektir..Doğru yorumlayın...

Allah katında zorlama olmaz!
Allah, itaat ve yalakalık beklemez..
Saygı ve hak ile bunları birbirine karıştırmayın..
Allah, yalakayı n’apsın?

Allah'ın ve Kutsal-Kuzey Düğümü'nün, bütün varlıkları olgun akli meleke, bilinçli hareket etmek ve sorumluluk sahibi hareket etmek üzerinedir!
10 parmak matematik ve saygı üzerinedir..

Allah'a gelince saygı duyun; kendinize gelince, kendiniz için ibadet edin!
Bu Dünya'yı yaşanılır kılmak için vardır o ibadet gibi öğretiler..
Yarınınızı güvende ve sağlıklı kılmak için..
Sürdürülebilir olmak için..
Allah'tan gelmiyor, Allah'ın ihtiyacı değildir, peşinizdeki Şeytan'ın mükemmeliyetçiliği ve ahlak bekçiliğidir..
Gerisi de uzayda korunmak zorunda olan denge, düzen ve hak içindir..
Bu dünya için sizin sorumluluğunuzdur, fizik sizin sorumluluğunuzdur..

Katleden, yıkan, yıpratıcı ve yorucu Karanlık-Güney Düğümü'ne hak kazandırmayın, sürdürmeyi sürdürün..

                                                              ***

Sırlar Alemi, Karanlık-Güney Düğümü, aşağılık kompleksi olan narsisistler, hep kurban-katil denkleminde yaşarlar!
Esas kendileridir ölüm makinesi, ölümcül, yıkıcı, bozucu, sadist, şiddetkar olan, ama tam tersi kendilerini kurbanlaştırırlar..

Sizi bir şeyle taciz ederler, alanınıza girerler, rahatsız edecek bir şeyi bilinçli ve bilinçdışı bile bile yaparlar, sinirinize dokunurlar ve hatta özellikle psikolojik şiddet yollu bir yöntem seçerler, bilinçdışı uğraşırlar, terslerseniz de alacakları cevabı alırlar, o cevabı aldıkları gibi de kendilerini kurbanlaştırma yoluyla, kendilerini haklı, üstün, özel göstermeye çalışırlar..
Kendilerini kurbanlaştırarak üste çıkmaya çalışırlar..

İlgi, dikkat ve duygu sömürüsü yaparlar.

Hep çok needy ve down olurlar. Bunu da özel insan olarak göstermeye kalkarlar.

Ajitasyon yaparlar, drama queen’lerdir, attention whore’lardır..

İyi insanların yaradılışını sömürürler..

İyileri de çekemezler..İşlerine, planlarına gelmediği için harcarlar..
Hâlbuki hayatı ayakta tutanlar da iyi olanlardır..

                                                             ***

Pireyi deve yaparlar, deveyi de pire yapmak isterler.

Akli dengesizlerdir...
Yeterlilikleri, öyle bir yıldızları, fizikleri ve zekâları olmadığı halde ayaklar baş olsun isterler...

Ayaklar baş olursa, balık baştan kokar hesabı, giderek delirirsiniz..
Kendi dengesizliklerini ve tutarsızlıklarını size de yaşatırlar...
Herkes giderek çok dengesiz, çocukca, ergence ve deli saçması şeyler yapmaya başlar...

                                                                ***

Güç hırsındadırlar!
Güç isterler, güce taparlar, güç kaynaklarını ele geçirmek isterler..
Güçlü insanları seçerler, onları yanında görmek isterler..
Kendi patolojik yargı dünyalarıyla küçük gördükleriniyse, ya enayi mallarıymış gibi kullanmak isterler, ya da harcarlar...
Acımazlar, empati ve sempati duyamazlar..
5 duyu organları sakattır.

Aşağılık kompleksi yaşadıkları için, "ben o küçük insanlardan değilim" gibisinden, toplumda güçlü pozisyonlar isterler, ama o pozisyonlar için de gerekli beyin gücünü, disiplini ve olgun akli melekeyi ve etiği gözetmezler!
Önlerine kim gelirse, ne gelirse, sömürerek elde etmeye çalışırlar ve o konumları da gösteriş yeri olarak görürler, gösterişten ibaret düşünürler ve gösteriş için kullanmaya kalkarlar!

Olgun, güçlü, kavrayıcı, omurgalı akli melekeye sahip değillerdir.

O koltukların da hakkını vererek yapamazlar!
Sadece kendilerini göstermeyi düşünürler, bencilce işgal ederler.
Verici, cömert, yaratıcı, yapıcı, sürdürülebilir değillerdir...
Çünkü matematiklerinde ve fiziklerinde yok..
Bu anlamda ikiyüzlü ve sahtedirler..

                                                                         ***

Suçluluk psikolojisinde yaşarlar, o psikolojiyi normalleştirmek için de, gerçekten suç da işlerler..
Siz de ne kadar uyarsanız, o kadar suç ortağı olursunuz..
Sizden suç ortakları olmanızı isterler.
Suçlarını normalleştirmenizi isterler.

                                                                        ***

Ün, şan, şöhret isterler, çünkü Şeytan ergen-Bergen'dir ( gerçekten sahnelerin kadını olmak isteyen bir Şeytan'ınız var, ama sesi cırcır böceği gibidir ne yazık ki ), kimin sahne almasına, kimin ünlü olmasına da, kimi yaşatacağına da, Şeytan karar vermek ister (!)

Ama eğlence anlayışları bile sakattır, ergencedir, seviyesizdir..
Pavyon sahnesi, sirk, oyun parkları, arabesk, magazincilik vs. gibi..

Bu arada eğer Şeytani bir şekilde ün kazanırsanız, eğer haksız yere ve sömürüyle ün, şan peşinde olursanız, Şeytan bedelini keser, "sana yürü ya kulum ben dedim" der, tarifesini alır..
Ez cümle haksız şöhreti yanınıza bırakmaz..

Olgun sanat anlayışına sahip değillerdir.

Gerçek sanatçılar gibi gerçekliğe dokunmayı, gerçekliği açığa çıkarmayı, analiz etmeyi, işaret etmeyi bilmezler.

                                                                    ***

Ahlak bekçiliği yaparlar, ama tam tersi sapıktırlar!
Sapıkça düşünürler, sapıkça davranırlar, sapıkça yargılarlar.

Histeriklerdir..Yılan psikolojisi..Hemen huy kaparlar..Olmayacak düşük seviyede eleştirmeye ve yargılamaya kalkarlar..

Şeytan/Medusa/Pandeli/Circe/Ner’giz, kendisi de beyaz yazma takan, kadınların kapanmasını isteyen, ahlak bekçiliğinde mükemmeliyetçilikten, suçluluk psikolojisinde mükemmeliyetçilikten psikolojisi bozulmuş, bu yüzden bir yandan lezbiyen, bir yandan kadın bedeniyle ve kadınlığı yaşamak ile, anneleriyle ve annelikle barışık olmayan, oldukça tutarsız, sorunlu, psikopat ve kastrasyon anksiyetesi yaşayan, ama öte yandan da kendi oğul soyu ve seçtiği tarikat üyeleri yaşasın isteyen, Odyseus gibi erkekler de ona tapsın isteyen bir kadındır..

Sakız Adası’na kendisine tecavüz etmeye gelenlere kurulmuş, onları domuza çeviriyor olabilir, öte yandansa tutarsızca bilinçaltı fantezisi olarak, toplu tacize-tecavüze uğramayı kurgular, "ben istemiyorum, mecbur kaldım", istemem yan cebime koy... Böyle şeylerde detay vermek istemiyorum, ama gerçeklik adına mecburen yazıyorum..Voldemort’un gizli defteri, Harry Potter aktarıyor..

Gözleri kedi göz değildir, gözleri yılan gözdür..Circe'nin gözleri görünüş olarak kedi göz gibidir ve hatta ergen suratlıdır, ama karşı karşıya kaldığınızda gerçekten yılan göz gibi sizi taşa çeviriyorlar..Size verecekleri hastalıklar sizi taşa çeviriyor..Ben magmada yanan taşa kestim..

Narsisistlerin konuşmaları, yargıları da, sizi taşa keser!
Travmatik olurlar, donup kalırsınız, ömrünüzden yer..
Bir de kendileriyle gurur duyarlar, ben ne kadar artist konuşuyorum diye..

                                                                  ***

Kastrasyon anksiyetesi ne demektir:
Penis kıskançlığı demek değildir!
Dertleri iktidar olmaktır, üste çıkmaktır, ama mesele derininde penis için değildir!
En doğru, en yüce, en haklı, en özel olmak içindir!
Suçluluk psikolojisi ve aşağılık kompleksinden gelir..
Sırlar Alemi'nden ve içine düştükleri dehşetten 'ayakları baş ederek' ve ahlak bekçiliklerini, cahilliklerini haklı kılarak çıkabileceklerini düşünüyorlar!
"Ben yargılanmayım, kimse beni yargılayamasın, ben en haklı ve doğru olan olayım, sır gibi kalayım, kastre de edemesinler..."

Ayrıca "En haklı, en sevilen, sayılan, kabul gören, dinlenen ben olayım" isterler..

Yani, kastrasyon anksiyetesi, suçluluk psikolojisidir, suçluluk psikolojisinde mükemmeliyetçiliktir..Ve aşağılık kompleksidir..Bedenlerinden ya da hayatlarından, ailelerinden ötürü aşağılık hissediyorlar! Şeytan'ın psikolojisi de odur, Karanlık-Güney Düğümü meczuplarının da..
Zaten birbirlerine oradan kenetleniyorlar..

Kastrasyon anksiyetesi, kendini gizlemektir..
O 3 yaşta nasıl bir travma yaşanıyorsa, kendilerini en dibe gömüyorlar, alter başka bir ego çıkarıyorlar ve onu da diri tutmak, kaybetmemek için, nefret söylemi ile, sürekli başkalarını yargılamak ile besliyorlar...
Çok eleştirel, negatif, yargılayıcı ve depresif olurlar, onu da özel olmak olarak görürler ve öyle lanse ederler..

Kastarasyon anksiyetesi yani, "ben kendimi gizliyim, ama yine de beni beğensinler, baş tacı ben olayım", demektir..  

Eşcinsellik psikolojik bir sorundur demiyorum, ama eşcinsellerin de sorunlu bir psikolojisi var, diyorum...
Eşcinsellikte genetik ve fiziksel faktörlere de bakmanız gerekiyor..
Tarih genetik demektir, genetik tarih demektir..

Şu an genetik aktarım olarak da soyunuz giderek eşcinselleşiyor..
Doğa olarak yapıcı ve sürdürülebilir olmaktan çıkıyorsunuz...
Şu an doğanın dengesini bu kadar bozuyorken, artık bu kadar sadist, şiddetli ve bencil hale geliyorken, tabi ki sevgiyi de, sevilebilir olmayı da, yaşanılır olmayı da kaybediyorsunuz..
Doğanız da kısırlaşıyor, eşcinsellik de artıyor..
Bir şeye Şeytanlık sirayet ederse, kemiğiniz, iliğiniz kuruyana kadar kısırlaşırsınız..
Hak, Doğa, Venüs, Kutsal-Kuzey Düğümü intikam almaz; ne ekerseniz onu biçersiniz..

                                                                 ***

Karanlık-Güney Düğümü, Şeytan, karanlığa uyanlar, narsisistler, gizli ajanda ile hareket ederler..Hem bilgiyi gizlemek isterler, hem de ne yaptıklarını..
Bir vardır, bir yoktur; bir görünür, iki kaybolur; bir iyi davranır, beş iticidir..
Bilgi gizlemeyi de, gizli saklı hareket etmeyi de, kendilerini özel kılacak, diğerlerinden farklılaştıracak bir tutum olarak görürler...
Hani sanki onlar fildişi kulelerindedir ve kimse o kuleye çıkamaz, onların yaptığını yapamaz, en özel onlar hareket ediyordur, onlar biliyordur..
Paylaşımlarını da kafaları ne buyurursa onun izin verdiği ölçüde göstermelik yaparlar...

Dürüst değillerdir..
İkiyüzlüdürler..
Kendini ya da mahremiyetini korumak için beyaz yalan söylemenin ötesinde sağlıksız ve rahatsız edici bir tutumdur gözettikleri tavır..
Çünkü karşı tarafı hedef alarak yaparlar..

Muhabbetin içinde de sessizliği psikolojik şiddet aracı olarak kullanabilirler...
Konuşmanız psikolojik şiddete uğrar ve duvara çarpmış gibi olursunuz...

                                                                  ***

3 yaşını aşamamış ergenlerdir...
En önce annelerini tolere edemiyorlar..
Annelerinin kendini yaşamasını ve cinselliğini, bedenini tolere edemiyorlar.. Annelerini, çirkin, sevgisiz, değersiz, günahkâr, düşük görebiliyorlar..
Anneden tiksiniyor veya rahatsız olabiliyorlar..
Sonra da kendilerini sevgisiz dünyaya gelmiş çocuklar olarak görüyorlar..
Nasıl tarif edeceğimi bilemedim, söz meclisten dışarı, kendilerini p.. kurusu gibi hissediyorlar, istenmeyen çocuk gibi hissediyorlar...
Kendilerine, annelerine, kadınlara, hayata, dünyaya sevgi, saygı duyamıyorlar... Bedenleri ve hayatları ile barışık değiller..

Lezbiyen örneğin, kız gibi olursa aşağılık bir şey yapacakmış gibi hissediyor..
Gaylerin de sorumluluk mekanizmaları travma yaşıyor, "ben bu baba gibi olmak istemiyorum, hatta ben de anneyim, kadın olmak güzel, ben de çok güzel giyinirim, ev kızı olurum, size börekler açarım, biri de bana sahip çıksın, beyim bilir, ben karar vermeyeyim.."

Ancak gündelik hayatta ortaya başka bir tablo çıkıyor:
İkisi de heteroseksüel kadının kendini yaşamasını kıskanıyor, onunla yarışıyor, onu hedef alıyor, onu yargılayıp, kendini onun üzerinden yüce göstermeye çalışıyor, onunla uğraşıyor..

Gayet normal evlilikler içerisinde ve iyi annelerden doğmuş olsalar bile, narsisistlerin kendini p..kurusu gibi hissetmesi, sanki atıl, sevilmeyen çocuk olarak Dünya'ya gelmiş gibi hissetmesi kendi kurgularıdır..
ve Şeytan'ın psikolojisidir..
O atıl kız çocuğu çünkü, delirdiği şeylerden birisi bu..

Çünkü disleksisinden ötürü tek yaşadığı sorun cinselliği değil, disotonomi hastası aynı zamanda..Bedeniyle barışık olmamasının bir sebebi de bu, hastalığı tolere edemiyor, kendini engellenmiş ve kaybetmiş hissediyor..

Anne soyuna bilendiyse, bir sebep de bu rahatsızlık oluyor:
"Beni neden korumadınız?"
"Annem neden zayıf hareket ediyor?"
"Annem beni neden korumadı?"
Lily potter ve Harry potter'dan size örnek olsun..
Voldemort'un Lily Potter'ı yok..
"Niye Ederlezi ya da Hak bir şey yapmıyor?"
"Beni harcadınız.."

Üstüne de:
"Bu annenin bedeni nasıl ki, beni böyle kötü bir rahatsızlık buldu?"
"Bu anne olmaz olsun.."
Annesinden gelen her genetik aktarımdan kurtulmak istiyor, vaftiz psikolojsine kapılıyor, "Ben bu anneden arınayım.."

Babadan da nefret ediyor, onunla da barışık değil:
"Böyle baba mı olur? Bakmayı bilmiyor, sevmeyi bilmiyor, bize değer vermiyor, bana değer vermiyor, ben daha iyi iktidar olurum, ben daha iyi biliyorum.."

Disotonomi, zor bir rahatsızlık; benim de şu an post viral sendrom olarak yaşadığım, en ağır seyreden rahatsızlıklarımdan birisi bu..
Ben solağım örneğin, böyle olunca bu hastalığa genetik olarak daha yatkın oluyorsunuz..Hem genetik hem bağışıklık sistemi rahatsızlığı..
Yaşadığınız enflamasyon sinir sisteminize zarar veriyor, nöroimmun rahatsızlıkları ortaya çıkıyor..
Bütün organlarınız adrenalin içinde, disotonomik çalışıyor..

Her fiziki deformasyon gibi, nöroenflamasyon, karın enflamasyonu, varsa nöropatiler, iyileşmesi, mücadele ve sürekli dinlenmek isteyen, belirli limitte hareket edebildiğiniz için büyük sabır ve zaman isteyen bir rahatsızlık..
Enflamasyon daha yayılmadan, dinlenerek azaltmanız gerekiyor..
Kasti bir şey değil..
Şeytan'da o sabır ve emek yok..
Göklerden istiyor, duayla istiyor, olmayınca da karşı tarafı suçluyor..

Meditasyon bile emek ve akıl ister..

Disotonomiyi ayrıca kaleme alacağım, Şeytan'ın intikam yemini olarak size 40 Satır'da en çok yaşatmak isteyeceği kondisyondur...
Hem medikal, hem fiziksel olarak..
Sisteminiz ve doğanız da disotonomik olur..
Ayakları baş ederseniz sizi bekleyen en büyük tehlikelerden biri bu olacak..
Doğanızdan, toplumunuza, uzayınıza, ekonomilerinize, devletlerinize, disotonomik hale gelmek..
Şu an Güneşiniz bile taşikardi, 3,5 atıyor..
Disotonomide, tuz, su ve enerji kaynaklarınız yetersiz hale gelir..
Hastalıklarınız, disotonomi ve kronik yorgunluk sendromu, diyabet gibi enflamasyon ve patojen büyümesi kaynaklı hastalıklar olmaya başlar..
Detoks ihtiyacınız artar..
Akli dengesizlikler artar..
İnsanlarınız olmadık şeylere olmadık tepkiler vermeye başlar..
Doğanız olmadık olaylara olmadık tepkiler vermeye başlar..
Kaynak yetersizliğinden, toplumun ihtiyaçlarını karşılarken dengesizlikler ortaya çıkar; 1'i işini görür, 5'i ağlar...gibi gibi..

Uzayınız, doğanız disotonomik hale gelirse, en büyük yaşam kaynağınız, en büyük şifa kaynağınız, ihtiyacınız olan önce su ve tuzdur, sonra da tam da kutsal hayat ağacı olan Zeytin ve Dut ağaçlarıdır..
Ayrıca, Venüs'ü onure etmek için Söğüt Ağacıdır..
ve tabi ki diğer Kutsal-Kuzey Düğümü'nün bağrındaki kutsal fidanlar ve tohumlar..Asma gibi, narenciye gibi..

Bu Dünya bu haldeyken Venüs'ün onurlarının da, Hak'kın da, tabi ki benim de, son affedeceğim şey, zeytin ağacı sökmek olur!
Bundan öte Şeytan'a hizmet etmek yoktur çünkü..
Net uyarımdır..

                                                                ***

Kastrasyon anksiyetesi ve narsisistlerin psikolojisi, "kimse beni görmesin, bana da sen kötüsün, namussuzsun, hatalısın demesinler", çünkü anne, abla, artık her kimse, abi, baba vs, "onlar kötü, ben onlardan değilim.."
Hatalı olmayı ve eleştirilmeyi tolere edemezler...
Buluttan nem kaparlar..
Ayakları baş ederseniz, buluttan nem kapacak hale gelirsiniz, hem psikolojik hem medikal olarak..

                                                           ***

Ortaya çıkabilecek tutumlar:
"Başımı kapatayım, örtüneyim";
"Adımı değiştireyim, sır gibi saklanayım";
"Kendimi gizleyim, içimi gizleyim, kimliğimi gizleyim";
"Cinselliğimi de bak o kadınlar gibi yaşamıyorum, o kadınlar kötü, alçak, düşük, değersiz, ben değilim, hatta ben lezbiyenim";
"Ben sizin kankanızım tamam mı 40 haramiler.."
"Ben en namuslu kadınım, ben en doğru, haklı, akıllı kadınım";
"Beni seçin";
"Bak şimdi güzel abicim, bu 40 haramileri kimse benim gibi sevemez, bu Güney Düğümü ucubelerini kimse benim gibi sevemez"..
"Siz de deyin ki, en yüce, haklı, onurlu, namuslu Şeytan Karısı"..
"Yargıçlığı, yöneticiliği de bana verin, ben çok biliyorum bu dünya nasıl yönetilir".. "Kuzey Düğümü uzayı korumak için koyduğu anayasaları ile bize kötülük ediyor"(?!)..
"Onları alaşağı edelim, bu uzay nasıl yönetilir, ben size göstereyim.."

Allah öyle yapıyor sanki?!
Allah, ahlak bekçisi değildir!

"Bu arada bak çok masumum ya, beyaz yazma da takıyorum, en namuslu benim, Odysseus da benim olsun"...
Gerçekten masumiyet için 'ak' renge takık, kendi de beyaz yazma takan bir Şeytan'ınız var..
Onun başı bağlı imiş, o çok bakire, masum, namuslu vs imiş, Sakız Adası'nda ağzına rakı bile koymazmış, o zaman Odyssesus'u da o hak ediyormuş..
Ahlak bekçiliğinin en yüce tavır olduğunu düşünüyorlar!
Ahlak bekçiliği üzerinden kitleler yaratıp, baş olmak, istediklerini elde etmek istiyorlar..
Kadınlar da onun gibi kutsal olmak istiyorsa, başını kapasın, Bakire Meryem olsunmuş vs.. "Bir gün çok ahlak bekçisi olursanız, siz de Meryem Ana olabilirsiniz"...
( Meryem Ana'nın psikanalizini sonra konuşalım, derin mevzular..
Ağır hastayım, her şeyi açıklamaya kondisyonum yok..İsa, çocuk olarak masumdur.. )

"Benim oğlum, benim oğul soyum yürüsün"..
"En yüce Odysseus ile benim ilişkim olsun..Benim oğlumun soyu olsun..Erkekler bana tapsın.."

"Küçük Kara Balık’ı da recm edin..Ona kahpe deyin..Taşlayın, yanına bırakmayın, nefes aldırmayın.."

En büyük bilenmişlikleri bir kadının kendini yaşamasıdır..

En büyük kıskançlığı, küçük kara balık’tır..
Sesinden, endamına, içten sevgisine, sevilmesine, içten gelen güzelliğine, yıldızına, sanatına, değerlerine, maneviyatına, her şeyine bilenirler..

Oysa, odur azize; oysa, odur beyaz gelincik..
Oysa, odur bu Dünya’nın tiyatrosunu sırtlamış, herkesin dilinden, ruhundan anlayan, doğaya nefes aldıran en olgun çiçek soğanı..

Masumiyetini, iyi niyetini bütün Kuzey Düğümü’nün bildiği, Omelas’ın bodrumundaki kız çocuğudur..

Narsisistler, Şeytan, AL-Karısı ( küçük çakal, kafada 40 tilki, bi o akıllı ) Karanlık-Güney Düğümü, patolojik kıskançtırlar..

Başkasının güzelliğini, hayatını değerli yaşıyor oluşunu çekemezler..
Az buçuk kafanızı kaldırın, "bu beni geçemez" ya da "geçmesin" diye, gagalayacak, küçük düşürecek yer ararlar...

Genelde de bel altı vurmaya çalışırlar!
Bir suç, sorun olmadığı halde kafalarından element uydurdukları ahlak üzerinden yargılamaya kalkarlar!

"O kötü kadın, o değersiz kadın, o alçak, bak şunu eksik, noksan yapıyor; ben çok özelim, yükseğim, beni sevin, bana değer verin.."

Söz konusu diğerlerine gelince onları sürekli aşağılar, aşağı çekmeye çalışırlar zaten..

Kendileri ne kadar aşağılık kompleksi yaşıyorsa, sizi de o kadar aşağı çekerler..

Yanlarındaki partnerleri de dahil..
Onlara da kendilerini yaşatmazlar, hayatlarına el koyarlar, kendi akıllarına kilitlerler, kendilerine hizmet ettirirler..

Narsisistler, gerçek sevgiyi duyamaz, veremez..
Herkesi kucaklayacak kalbe sahip değillerdir..
Anne yüreğine sahip değillerdir...
Şefkat ve vicdan duymazlar..

Size baharı, sevinci, neşeyi, heyecanı, hevesi, festivali, cenneti veremezler...
Vermek de istemezler.

                                                                             ***

Anne bedeni, kadın bedeni günahkâr değildir!

Bu Allah’ın yargısı ve emri değildir!
Tam tersi!
Allah, iyi niyetin, masumiyetin ne olduğunu bilir!

Anneler, anne sütünüz, anne kucağınız, anne karnınızdır..

Kadınların ruh ve beden sağlığını koruyun!

Küçük Kara Balık söz konusu olduğunda, dağdan gelip, bağdakini kovma hesabı, yargılayıp, masum bebeği bile ölsün isteyen de, yine dağ keçisi Şeytan'dır...
Obsesif inatçı, kafaya kilitlediği yargıdan, intikamdan başka bir şey düşünmez..

Yasak elma odur...Şeytan'ın ve AL-Karısı'nın ahlak bekçiliği ile gelen yargı..Hesperide'lerin Bahçeleri ile de ilgisi var, onu ayrıca kaleme alacağım..

Kız Kulesi’ne içi kurtçuklu bir meyve sepeti gelir..
"Bu bebeği bir yılan öldürecek" demişlerdir, bebeğin üzerine lanet koymuşlardır, Şeytan ayrıntıda gizlidir, Şeytan sinsidir, prensesi beklemedikleri bir şekilde meyvenin içinde gelen ve içine düşen bir kurtçuk kemirir..Dilinize de geçmiştir, siz de kendinizi görünmeyen bir tehdit altında hissettiğinizde, "içime bir kurt düştü" dersiniz..

Ayrıca "İnsan insanın kurdudur" demek de, yine narsisistlerin yaşattığıdır..

                                                                    ***  

Narsisistler, kadınlara saygı duyamazlar; kadınların kendini yaşamasını tolere edemezler..Partnerlerine de yanlarında taşımalık çanta muamelesi yaparlar.. Proje olarak görürler, imajına, tiyatrosuna uymasını isterler.

Sağlıklı cinsellik, cinsel hayat yaşayamazlar..

Sağlıklı erginlikte, olgunlukta bedenlerini ve cinselliklerini ortaya koyamazlar..

Allah’ın tarikatında erkek çocuklara bile tecavüz etmişler örneğin, öyle yapınca tecavüz olmuyor sanki!

Aile babasıdır, gaylerle girmediği ilişki kalmamış örneğin, öyle yapınca aldatma olmuyor sanki..

Ergin yaşta, normal şartlarda kız arkadaşa sahiptir, ama elini sağlıklı bir şekilde tutup, öpmek varken, geçinemiyorsa da karşı tarafın psikolojisine dokunmadan, yaralamadan, süründürmeden, olgun bir şekilde ayrılmak varken, "Ben şuna sürtüneyim", "tersten ilişki vs. teklif edeyim", "demesinler bakire kadına dokundu, sonra nasılsa evlenmeyeceğim", "hadi yallah..sen zaten benim proje partnerim olamazsın...gözümde değersiz, alçak, çirkin bir şeysin..ben de sürtündüm falan sadece, dokunmadım say tamam mı..biz beraber değiliz, ben kendime masum evlenilecek başka proje kadın bulacağım..", böyle yapınca sapıkça olmuyor sanki!

Hatta esas böyle en sapıkça ve travmatize edici olanı yapmış olmuyorlar sanki..
Böyle leş, seviyesiz ve aşağılık değiller sanki..

                                                                     ***

Bir kadının kendini yaşamasını, gerçekleştirmesini, başarmasını her kıskandığınızda, engel olmaya, mani olmaya her kalktığınızda, onu korumadığınızda, baskı, zulüm ve şiddet gözettiğinizde, haksızca ve saygısızca sömürmeye kalktığınızda, kullanmaya kalktığınızda, medeni hukuk dışı, akli meleke dışı yargılamaya kalktığınızda, ona karşı hasede, fesada giriştiğinizde, Şeytan’a uyuyor olacaksınız, AL-Karısı'na uyuyor olacaksınız, cinsellikle barışık olmayan Karanlık-Güney Düğümü'ne uyuyor olacaksınız!

O da Hak Kapısı'nda geçerli bile değil!

Şeytan da erkek bile değil, ya da cool değil..
Patolojik, psikolojisi bozuk bir kadın..

Siz doğanın dengesini bozdukça, toplumunuzdaki sevgi dolu aile birliklerini kaybettikçe, kadın haklarını ezdikçe, cinsel suçları azdırdıkça, daha çok eşcinsellik ve kuraklık ve kısır döngü görürsünüz...
Artık yapıcı olmaktan çıkıyorsunuz...

Maddi manevi hiçbir sömürünün, tacizin, tecavüzün, nefret söyleminin, kindarlığın, şiddetin, kavganın, gürültünün, kıskançlığın, hasedin, fesatın, bir akıllı kendini sanmanın, ikiyüzlülüğün, toksikliğin, birilerini yolundan, insanlığından çıkarmanın hiçbir zaman affı yok!

Başkalarının hayatını mahvetmiş olursunuz çünkü..

Eliniz bile 10 parmak, 10 akli meleke tecelli eder..

Eliniz bile 10 parmak, saymak ve saygı tecelli eder..

Hak tecelli eder..

Etik tecelli eder..

Bu yeryüzünün en büyük şifası sevgidir!
İçten, gerçek sevgi olmadan yaralarınızı saramazsınız..
Yaşamanın anlamını bulamazsınız..
Sürdürmeyi sürdürmenin anlamını bulamazsınız..
Herkes kaybeder..
Şeytan'ın, Karanlık-Güney Düğümü’nün aşağılık kompleksli, negatif, nefret dolu narsisistligi kazanır..

Bir şeye Şeytanlık sirayet ederse, kemiğiniz iliğiniz kurur, kısır döngü içinde debelene debelene kısırlaşırsınız..

Bu yeryüzünün en büyük yağmur duası, sevgidir!
Hayat notlarını da baharın yağmur damlaları taşır!
Eğer bu Dünya'da sevgi kalmazsa, daha fazla elinizde acı çekeceğini bile bile hayat veremezler!

Ne ekerseniz, onu biçersiniz...

Bahar kutsaldır!
Bahar yağmurlarıdır Kutsal-Kuzey Düğümü’nün hayat, şifa, iyilik, güzellik, sevgi notlarını yağdıran yağmurlar...
Her bir yağmur damlası içinde bir hayat notu taşır..
Mevlana size söylemiştir:
"Sen okyanusta bir damla değilsin, bir damlanın içinde okyanussun.."

Bulutlar ve bütün doğa 'beyaz gelincik’ten gelecek haberi beklerler..

"Prensesin Uykusu" odur..
Hades Evi'nden, yeraltının bütün kâbuslarını görüp de gelen odur, kış uykusuna yatanların hain planlarını duyup da, bilip de gelen odur..
En büyük direnişçi odur...

Son nefesinde bile bu doğa için, hak için, adalet için, denge için, sevgi için, yarınlar için, korumak, kollamak için, şefkat için, iyi niyet için yaşar..Elinden geleni yapacak, söylemek istediklerini aktaracak ve belki de öyle can verecektir..

Ben kendim için yaşamıyorum..

Yaşayamadım zaten, yaşatmadılar...

Şarkısını Redd söylemiş, "Prensesin Uykusu" demiş, "bana gelince hayat neden masalsız.."

Benim bu yeryüzüne yazacak bir son sözüm olsa bu olur herhalde, 'Anlamazdın' şarkısında dediği gibi, "ben olmasam bile hayat gülsün sana" demişler, "ben olmasam bile bu çocukları masalsız bırakmayın.." diyim..

Bir toplumun gencinden umut edemezseniz, artık bir şey söylemenin manası kalmıyor...

                                                             ***

O bahar yağmurlarından sonra gökkuşağı açarsa, bir umuttur, size "hala bu dünyada zenginlik var" demek için açar...
Ateş böcekleri çıkarsa, bir umuttur, size "hala bu dünyanın bir anlamı var", "hala büyülü anlar yaşanabilir" demek için yanıp sönerler...
Orman ahalisi, yabani atlar ve geyikler beyaz gelincik'ten duyacakları haberlere dikkat kesilirler, onları bekleyen geceyi bilsinler..
"Su uyur, düşman uyumaz.."
Kurtlar hazır ola geçerler, ormandaki dişi canlıların birinin bile saçının teline zarar gelmesindir..
Kelebekler kozasından çıkar, rüyasını kurdukları güzellikleri, hala değiyorsa, o kısacık ömürlerinde dünyaya kazandırıp gitmek isterler..
"Sevmek 1 ömür sürer, sevişmek 1 dakika" demişler..
Eğer kelebekler hala rüya görebilirse, siz de görebilirsiniz..
Size zamanı ve yarını onların uykusu kazandırır...
Arılar bal yapar, kış uykusundan uyanan vahşilerin önünü kessin, "tatlı yiyelim tatlı konuşalım"dır..
Kunduzlar baraj yapar, kar çözülünce ırmaklar hemen taşıp gitmesin, suyumuz, bereketimiz korunsun, bolluğumuz olsun, hem de hayvanların yuvalarını ve balık larvalarını da korusunlar..
Kuşlar cıvıldar, "kim, kiminle, nerede, ne zaman, nasıl olacak bu işler"..
Ağaçlar, çiçekler polen saçar, "tükenmeden alın, bu hainlerin eline geçmeden, rengarenk cana can katalım"dır..

Bahar kutsaldır..

Bugün imkânınız varsa, benim için bir 'çalıkuşu'nun elinden tutun, bir kırlangıcın kanadından tutun, bir kekliğin kanadından tutun, en güzel dualarınızı okuduğunuz kuş yemleriyle kuşları besleyin..
En güzel dualarınızı okuduğunuz balık yemleriyle balıkları besleyin..

Hayat’ı bahara cesaretlendirin <3

Sevgilerimle,

Zoey