46 Maraş Üzerine
Ben durmadan hasta halimle Türkiye’de yaşanan bu kadar akıl dışı, çağ dışı negatif olaylara post atamam, 3 gün olmuş hasta halimle en azından toprağı için direnen köylülerimizin toprağına geri kavuştuğunu görmeyi umut ediyorum, ciddiyim de, bunu istemeyeceğiz de neyi isteyeceğiz, vatandaş evinden, tarlasından atılıyor, artık kan dondurucu, bir kere de güzel bir şeyler olsun. Daha onun müjdeli haberini alamadan ne akla hizmet okullarda can da verilen, artık büyük skandal sayılacak silahlı olaylar oluyor..Bir şeyleri en azından yolunda görmeyi beklerken, hiç beklemediğiniz yerlerden karşınıza ne şiddet, ne sakatlıklar çıkıyor, niye, çünkü balık baştan kokar.. Bu ülke nefes almasın mı?!
Ben size söylüyorum bunlarda kutsal Kuzey’in eli yok, karanlığın kitabını uyguluyorlar, karanlık güney düğümü’ne uydukça da delirirsiniz, dengesizleşirsiniz, akli melekeden çıkarsınız, nefret, kin artar, sevgisizlik, negatiflik artar; onların psikolojisidir ‘ben yaşamıyorum o zaman yer üstünde bu hayatlar da yaşamasın’; bu sağlıksız intikam duygusu, yer üstünde yaşayanların kapılmaması gereken şeytani bir psikolojidir; ne yazık ki balık baştan kokuyor; koca bir halka kendi öz değerlerini, insanlığını kaybettirmişler, sağlıklı hayat görüşünün ne demek olduğunu kaybettirmişler, bütün Türklük ve insanlık tarihini çarpıtmak gibi kan dondurucu bir şirk içerisindeler, kan dondurucu bir karanlığa hizmet içerisindeler..3 insanlıktan çıkmış rant döndürecek diye meydan meydan kindarlık pompaladılar, konuşunca ben kötü oluyorum..Siz kindarız diye doğrudan karanlık güney düğümü’nün dilini ve psikolojisini kullanacaksınız, yıllarca milyonlara slogan olarak servis edeceksiniz, halkın birbirine olan sevgisine, saygısına, halkın dünya’ya, hayata, ülkesine, toplumuna olan sevgisine bir şey olmayacak!
Halkın kimyası da, psikolojisi de, yarın yaşayacağı genetik de, doğal olarak tüm geleceği ve soyu sopu negatif bir şekilde değişime uğruyor..Bundan öte vatan hainliği mi var? Bundan öte soykırım mı var? Allah da affetmeyecek, Allah’ın bütün varlığı huzur ve akli meleke üzerine, bu yeryüzünde son affedeceği şey adının kindarlığa, nefret söylemlerine maşa edilmesidir, doğrudan şeytanın psikolojisi. Bunlar şeytanın kitabını uygulamaya devam ettikçe, hayata, yaşama dair duyulan nefret tabi ki yükselir, yaygınlaşır, ortaya da daha çocuk yaştan gençliğini yaşamak varken ölüm makinesine dönmüş kayıp hayatlar çıkar..Bir devlet bunu kendisine niye yapar?!
Maraş’tan anlamanız için, Aziz’den de, Milkman’den de( eseri biz dururken İngilizler yazıyor, edebiyat ödülü bile alıyor ), Kral kaybederse’nin ne demek olduğundan da, hatta Noel Baba’dan bile anlamanız gerekir..Önce bir Mars erkeği olmasından yaşadığı ego zehirlenmesi ile Behlül tadında bir karakterdir, bencil, sadece kendi havasının, cakasının, egosunun peşinde, ama sonra sanki uzayda bir ‘Kral Kaybederse’ butonu vardır, orta yaşta bir anda değişime uğrar, ben ne halt yedim de bu Dünya’yı böyle yaşayacağımı sandım diye, sebep olduğu haksızlıklar ve saygısızlıklar ona ağır gelir, suçluluk psikolojisini çok derinden yaşar, o sınır tanımaz, saygı duymayı bilmez karakter gider, yerine olur sana ‘muhafazakar’, herkesin hakkını, halini düşünen, herkesi muhafaza etmek isteyen, sahip çıkmak isteyen, herkesin onurunu düşünen, yarınını düşünen, en önce de çocukları koruyup kollamak isteyen bir Noel Baba.. Bırak gençliğindeki düşüncesizliğini, en düşünceli o hareket eden bambaşka bir kaptan!
Yufka yüreklidir, kendi elleriyle incik, boncuk işler, içimden geldi der, ne güzel hanımlar taksın, ikram eder; varsa bir ineği sağar çocuklar yesin, içsin der, kendi ağzına bile koymadan ikram eder, benim karnım tok bile der; hatta dondurma yapmayı bile öğrenir, bizim Romalılardan neyimiz eksik, bu çocukların yüzü gülsün ister; kendi elleriyle tesbih dizer, içimden geldi der beyler dua ederken kullansın ikram eder; öyle bir peynirimiz olsun ki der, sert, dayanıklı olsun haftalarca yiyebilelim, o da yumruk gibidir, bir yumruk sert beyaz Elbistan peynirinden gerçekten de haftalarca peynir ihtiyacınızı giderebileceğiniz bir peynir formülü ortaya çıkar, hellimden daha sert ve tuzlu..
Sizden de öyle bir yufka ekmek ister ki, hanımlar bak bu bir yumruk hamurdan öyle bir ekmek çıkaralım ki 40 kat olsun hepimizin karnını doyursun; Maraş ve o coğrafyadaki kat kat yufka ekmekler, börekler, bir kaşığa sığması istenen 40 tane mantı öyle ortaya çıkar; o kaşığa 40 mantı girsin ki hepimizin karnı doysun, birimiz aç yatarken birileri tok olmasın!
Maraş’ta ‘kömbe’ ekmek vardır, çünkü büyük annelerimiz yere ocak çukuru kazardı, ekmeği çukura gömerek pişirirlerdi: çukuru kazarlar, çukurun kenarlarını elleriyle düzeltirler, düzgün derin bir çukur olur, ortasına odun yığarsın, odun ateşi yakarsın, mahallenin bütün hanımları o çukurun başında toplanır, herkesin kömbeyi yaparken bir işlevi vardır, kimi hamuru yoğurur, kimi hamuru ince ince yufka halinde açar, kimi ateşin başında hamurları pişirir..O incecik açılmış hamuru çukurun duvarına yapıştırırsın, gömmek oradan gelir, çukurun duvarındaki hamur pişince artık kayıp düşecek gibi olur, elini ateşin içine atarsın pişmiş yufkayı ateşin içine düşmeden havada kapar kenara koyarsın, bu işlemi saatlerce tekrarlayarak bütün mahallenin karnını haftalarca doyurmaya yetecek kadar kat kat kömbeleriniz olur..Hem ucuzdur herkesin bütçesine uygundur, hem karın doyurur, hem dayanışma içerisinde, paylaşım içerisinde, muhabbet içerisinde üretilir, keyiftir, gururdur, çayın yanına da tadından doyum olmaz..
( Maraş katliamı da bu kadar üzücü ise, en büyük sebeplerinden biri bu detaylardır, beraber ekmek yaptıkları, yufka yürek paylaştıkları komşular birbirini katlediyor..)
Üniversitedeyken stajlarımı yurtdışında yapmak için çok gayret ederdim, fırsat bu fırsat hem biraz uzaklaşmaya ihtiyacım olan zor günler geçiriyordum, hem de hala bir umut işte dağarcığımıza ne kazandırabilirsek; Avrupa’dayım dur bir de şu bölgeyi gezeyim diyorum, bir anda karşıma Türk esnaf çıkıyor, laf lafı açıyor derken meğer Maraşlıymış, aa diyor sen burada karşıma nerden çıktın, öyle bir tebessüm; taa Japonya’dayım 35 milyonluk Tokyo, bir gün yine şu mahalleyi de gezeyim diye bir sokağın köşesini bir dönüyorum koca Tokyo’nun göbeğinde karşıma Maraş dondurmacısı çıkıyor, o bana soruyor sen buraya nasıl düştün, ben ona soruyom sen buraya nasıl düştün; Londra’ya geliyorum biliyorum 80’lerden beri göç eden aile üyelerimiz var, ama Kuzey Londra’da artık öyle bir nüfusa ulaşılmış ki, Elbistan mı daha büyük, Türkiye mi diyecek hale gelmişler :)
Maraşlılar ‘tama’ der, Türkiye’de başka coğrafyada olmayan bir cümle bitiriş söylemidir, nasıl örnek vereyim, otur tama, getir tama, çay koy tama; özellikle emir cümlelerinin sonunu istemsizce ağız alışkanlığı tama ile bitirirler..Tama aşağı, tama yukarı..Antik zamanlardan kalmış, Allah aşkına demek gibi bir şey, T dişil tanrıçayı sembolize eden antik ses hecelerinden biridir, M ise eril..Yani ister dişi olsun ister eril olsun, tanrı aşkına bir şey yap demiş gibi oluyorsunuz; farkında değiller tabi ki bu dili nereden nasıl böyle kullandıklarının, artık ağızları nesiller boyu öyle alışmış..
Maraş budur anlatabiliyor muyum? Yufka yürekli insanlar..Dedem de adı bile İmam’dı, kendi bile bir kerpiç damda yaşar, bir çorabı 10 kere diker tekrar tekrar giyer, ona rağmen hep başkalarını düşünür, bostanda boş kütük bulsun hiç üşenmez onu hemen üstüne oturmalık banka çevirir, mahalledeki kadınlar muhabbet etmeye toplanıyor ya taşa oturmasınlar der, bankları, oturakları olsun diye yaptım der..Amcalarımdan biri esnaf emeklisidir örneğin başka bir eğitimi yok diye belirtmek istedim, ama oturur hayata, aşka, sevgiye şiir yazar mesela, kimsenin bilmediği kendi köşesinde, kendi damının altında kendine şair bir Aşık Veysel gibi..
Bu kadar düşüncelilerdir..
Arketip psikoloji diye bir şey vardır, Jung büyük bilgedir, benim Maraşlı atalarım budur kısacası, büyüklerimden aldığım miras budur, bildiğim Maraş budur.. Büyük dayılarım da vakti zamanında Osmanlı’ya çok başkaldırmış, kılıçtan bile geçirilmişler, o zamanki aile büyüklerimin en geçmişe gömmek istediği, sessizlik yemini ettiği katliamlardan biri olmuş, Kurtuluş Savaşı zamanı da o büyük dedelerimiz, dayılarımız, amcalarımız canını ortaya koymuş, halkın egemenliği kazansın istemişler, ömürlerinde Ankara’yı bile görmeyecekler, arkadan gelecek torun torba kazansın demişler, biz yaşayamadık onlar yaşasın demişler; bırakın şeytani nefret, intikam, çekememezlik duygularına kapılmayı..
Felsefede nasıl diyorsunuz düşünüyorum o halde varım; ben de diyim ki ben Maraşlıyım di’mi, tamam ben Atatürkçü, Cumhuriyetçi, halkın egemenliği kazansın, halkın ferahı ( ferahı diye özellikle söylüyorum ), mutluluğu kazansın isteyen, yufka yürekli bir Maraşlıysam, o zaman Maraş da hala böyledir…
O ilin sınırları içerisinde bu akılla yaşayan bir tane bile insan varsa, Maraş hala budur, Maraş daha düşmedi yani! Ne zaman ki ben ölürüm, ne zamanki benim omurgamın bu yeryüzünde esamesi okunmaz, ne zamanki arkadan gelen Maraşlı evlatlar yufka yürekli, vicdani ile hür, aklıyla hür, bir kömbeyi omuz omuza pişiren Maraşlı olmanın ne demek olduğunu, ata mirasını gerçekten unutur, ancak o zaman dersiniz Maraş düştü..Maraş daha düşmedi, ben de, omurgam da buradayız..
Bu yeryüzünde sıradan vatandaştan bile ‘GBT’ yiyecek olanınız da varsa gelin beni öpün, şakasız, siz bana bu yeryüzünde neler yaşatmadınız ki; ayak üstü insani bir şekilde muhabbet ediyorsunuz, derken:
-Ee ufaklık sen böyle ne güzel tatlı tatlı konuşuyon da memleket neresi sorması ayıptır?
-Maraşlıyım
-……
( Önce bir error veriyor, bu şimdi Maraşlıyım dedi, Atatürkçü Alevi midir, bağnaz yobaz mıdır, Maraş’tan artık ne anlar hale geldiyseniz, önce bir error veriyor ) Sonra durur mu yapıştırıyor GBT’yi:
-Yapma yaw, çıkart kimliğini göster, ben tam olarak ikna olmadım?!
-……
( Bu sefer de ben error veriyorum )
Sevgilerimle,
Zoey