23 Nisan’a bir Küçük Kara Balık Notu
Ekrem İmamoğlu’nun Küçük Kara Balık paylaşımından etkilenerek bir şeyler eklemek istiyorum..
Biliyorsunuz bir Küçük Kara Balık da benim, hikayemin detayları masalda anlatıldığından farklıdır, o küçük kara balık bu kıyıdan o kıyıya sürükleniyorsa, çok gururludur, sürekli kendini saygısızlığa, art niyete, yanlış anlaşmalara maruz kaldığı bitmeyen olaylar silsilesinin içinde bulur, o ne kadar altın kalpli, içten iyi niyetli ise maneviyatı o kadar kötüye yorulur, o da gururundan bu köşeden o köşeye savrulmaya başlar, en son bir umut okyanus’un derinliklerine sessiz bir yolculuğa çıkar ( Eşim olmasa zaten sesimi hiç duyamayacaktınız bile, herkes arkamdan diyecekti ‘ya bir küçük Zoey vardı gördün mü’, vala bilmiyorum en son şurada bir şeyler konuşmuştuk bir daha görmedim..Oradan oraya, o insan grubundan, bu saygısızlığa, gururumdan uzaklaşa uzaklaşa, siz hiç beni duyamacaktınız bile )
Küçük Kara Balık’ı bugüne kadar edebiyatta en zengin içeriklerle Reşat Nuri Gültekin, Çalıkuşu’nda anlattı, daha önce örneği yoktur..
Dünya yangın yeri, ‘Kültigin/Gültekin’ herhalde geldik o meşum sona demiş, herhalde artık kıyamet kopuyor demiş, meğer işte o kadar vatanpervermiş ki, o zaman bu Türk halkı ahiret kapısında neyin geçerli olacağını, Sır’at’ı nasıl uçabileceğini bilsin demiş, o küçük kara balık’ın masumiyetinin ve gururunun ne demek olduğunu, o kız çocuğunun onurunun ne demek olduğunu bilsin de cennete kavuşsun demiş; yeryüzünde ilk kez Enkidu’nun Günlüğü sayılabilecek o kutsal eseri yayınlaşmış..
Sizler Sır’At’ın omurgası ne bilin diye, cennetin kapısına kavuşabilin diye, öyle bir vatansevermiş yani..
Mimarlık okudum ama çocukları çok severdim, liseden beri TEGV’de eğitim gönüllüsüydüm, kurucusu Suna Kıraç da benim yeryüzü meleğimdir, hastalığımda da kader benzerliği yaşadığımızı hissettim, onu anmadığım gün yok gibi bir şeydir..Eğitim gönüllülüğümü yıllarca sürdürdüm; Çalıkuşu da o çocuklara gönülden annelik yapar, öyle şefkatlidir; çünkü bu yeryüzünde az buçuk insansanız kendi yaşadığınız acıları başkaları yaşasın istemezsiniz; Çalıkuşu’nun en büyük yarası annesizliğidir, o da eline geçen ilk fırsatta bütün Anadolu köylerindeki çocukların annesi olur, daha kendinde yok Munise’yi bağrına basar.. Hatta insanların art niyetleri yüzünden, onun için üzücü bir şekilde adı bile Hayrullah Bey olan o anlayışlı, olgun, Feride’ye kol kanat germeye gönülden razı hayırlı insanla mecburen evlenmek durumunda kalacağında bile o Kuşadası’ndaki çiftliklerini kimsesiz çocuklar yuvasına çevirir, şefkatini paylaşmayı sürdürür..
Ben şu an ağır hasta olduğum için yazdığım doğum günü notumu ( blogta ‘Tabutta Röveşata’ olarak geçendir ) gözlerimi bile açamadığım yatağımda, o gün de belki ölüm günüdür, bu yeryüzüne bırakabileceğim bir sözüm olsun diye, deyim yerindeyse can havliyle yayınlamıştım, bütün mesaj Şeytan’a uyup kız çocuklarına zulmetmeyin diyedir..
Doğum günüm 21 Mart’tı, hikayesi Prensesin Uykusuyum’dur; kardelen karın altından geliyorsa, bütün güney düğümü’nün kabuslarını görür de gelir, bütün kış uykusuna yatanların hain planlarını bilir de gelir, ben yandım, başka canlar yanmasın ister, göğe haber uçur, kuşlara, bulutlara haber uçurur; şarkısını Redd söylemiş, bana gelince hayat neden masalsız..
Bana gelince hayat hep masalsız oldu, hayatımdan detaylar anlatmaya devam edince belki benimki de yeni Çalışkuşu romanı sayılabilecek bir genç kızın gizli defterine döner; bu Küçük Kara Balık’ınkinde ne yazık ki sevimli detaylar yok, ne yazık ki kurgu roman, hikaye değil, ben bu yeryüzünde bu kötülükleri gerçekten yaşadım..
Nerede sizlere atalarınız, bu vatanperver yazarlar ve Atatürk gibi kutsal liderler tarafından “kız çocukların değerini bilin, eğitin, okutun, kendi ayakları üzerinde hayata tutunabilmelerini sağlayın, şiddet uygulamayın, hepsinin en azından aynı Feride gibi onurlarını koruyabilmek adına bir diplomaları olsun”, denmiş olması; nerede ülke bile tam da bizler için kurulalı bir asır olmuşken, benim okurken ve çalışma hayatımda Taşkışla’dan mimarlık ofislerine yaşadığım kan dondurucu bullyingler, sözlü yazılı tacizler, gördüğüm mobbingler..
Hakkımla girdiğim İTÜ Mimarlık’tan, hem de yıllar sonra öğreneceğim meğer onur öğrencileri de benmişim, not ortalamam bile 3.40’mış, o çocuğu eze eze, her gün onuruna dokuna dokuna, doğrudan hakaretlere maruz bıraka bıraka, neredeyse diplomasını bile alamayacak, meslek sahibi bir kız çocuğu olamayacak hale getirilmiş olmak..
Hatta hayatını bile yaşayamayacak hale getirmek..
Çok zulm ve kötülük gördüm, nefes aldırmadılar; bazen en ağır tondan eleştiriyorsam, başka kız çocukları yaşamasın, diyedir; umuttur bu eleştirileri yayınlamak..
Kardelen de odur, bana gelince hayat masalsız ama siz bu çocukları masalsız bırakmayın..
Bir toplumun gencinden umut edemezseniz, artık bir şey söylemenin manası kalmıyor..
Bugüne notum:
Kız çocukları üzerindeki şeytani ellerinizi, şeytani pazarlıklarınızı, şeytani kıskançlığınızı, hasedinizi, fesadınızı, sapıklığınızı, psikopatlığınızı çekin!
Bu, %100 bilimsel uzay bilgisidir:
Bir dünya kız çocuklarının ve anne sağlığının değerini ne kadar iyi bilirse, Doğa Ana’nın değerini ne kadar iyi bilirse, ancak o zaman sürdürülebilir olur, ancak o zaman ışık, nefes, sevgi, güzel, iyilik içinde, şifa içinde, huzurlu, ferah, sulak, verimli, bereketli yarınlara kavuşabilir..
Sürdürülebilir olan Kuzey Düğümü’nün Venüsü’nden gelir, o zaman Venüs’ün onurunu sürdürmeyi sürdürün..
( Bugünü en önce Ayla Kara öğretmen ve öğrencileri için, sonra da bu kara cahil rejim yüzünden yok yere kaybedilen Arda Sel gibi çocuklarımız için anıyorum, Allah onları bağrında masalsız bırakmasın..)
Sevgilerimle,
Zoey