Ben Hiç Bilmediğin Şekillerde Defalarca Ölmüş Olabilirim S..
"Proseför Hartwig-Derembourg'a: İpek bir tülle demir bir kafes arasındaki farkı bilen seçkin bilginlerden birisi."
Dr. Jean-Charles Mardrus..
Ben ipek bir tüle düşüp, görünmez demirden kafeslerin içinde arafta kalanlardan biriydim..
Biriktirdiğim neler varsa yıllara dair..
*Gurur bilemek, bir hayatın içevurum yankısı olabilir..
*O çiğ taneleri doğacak birazdan..
*Sen iyice gizlendin taşına toprağına bu şehrin, ya bir yolculuğa çıktın ya da henüzlerindesin, illa ki yolcusun ama..
*Beklenmedik sokaklarından çıkıyordun İstanbul'un karşıma; istiyordum ki sevdam beni yalnız yakalasın, baş başa kalabilelim sonra..
*Adı Güneş'in yükseldiği yer'miş topraklarımın..Ondan mı hep gece?
*İstanbul yine dövüyorsun beni..Bütün ellerin dövüyor..Başlamadan bitişlerim ondan..
*İnsan kendini nasıl gördüğü ile ilgili bir mesele..
*Böyle ağrılı gecelerde oldu zaten her ne olduysa..
*Bir tek ölünce hayat olduğu anlaşabilecek hayatlar var bu yeryüzünde..Ölünce arkasından "Aa, bak, yaşıyormuş ki ölebiliyor" diyecekler..Sırtında emaneten duran bir hırka, parmaklarında olamayan kadınlığının silinmiş ojeleri..Yapamadık Bruno Kaptan, toprağa bastı ayaklarımız, üzerimize örtülecek olan toprağa ve bir adım daha atamadık..
*Kadınlar.
Bir mutfağın içinde.
Ben dışındayım.
Mutfağın.
Ve kadınlar yanımdan tek tek geçip giriyor mutfağın içine.
Hepsi benden ve kadın hikayelerinden bir parça.
Onlar içeride çoğaldıkça ben siliniyorum.
*Çünkü ben seni sevdim, ondan şimdi bu yaşamak hevesim..
*Hoşgeldin'i olmayan bir veda gibi, ona "güle güle" demiştim, anlamamıştı..
*İkimizden biri bu sefalette fazla bu bedene..
*Kaç yerinden kırılıyor bir ejderha kanadı uçabilmek için..
*Kimin sözü olduğunu hatırlamıyorum, şöyle yazmışım bi' keresinde:
"Eğer üst üste 2 güzel şey gerçekleşirse, 3.sü de gerçekleşirmiş..Adı, 3 Kanunu'ymuş.."
Üst üste 3 kere karşılaşmıştık, birisi akşam vapurunda, birisi yalnız gittiğim bir sinema çıkışında, birisi ucuz bir konser ve bira sonrası elimde bayat bir dürümle kimsenin beni bilmediğini sanarken, köşeyi döndüğü gibi..
'3' gerçekleşmişti, güzellik gerçekleşememek'te kalmıştı..
* "Modern Surrealizm" diye bir şey gördüm, surrealizmin moderni mi olur, modern'in surrealizmi mi (?!)
*Dedim bana verseler ya deniz-bekçiliği işini, bir kayaya oturur gözüm gibi bakardım, çünkü kimse olmadığında bile ben oradaydım..Ama neyse karnım tok şimdi, bi' güzel soğuk yedim, hem rüzgar yakınca tenimi ben daha güzelim..
*Makinelerden üretilen kağıtlara da mı el değmemiş?
*Benim ortaya koyduğum yüreği koyamıyordu, sanki kargalar yesin diye ortaya bırakmışım gibi, sanki o yüreği ve içindekileri önemsemiyorum..
*Hiçbir şey tesadüf değildir diyorum, her şey olduğu tesadüflükte kalıyor..
*Sonu mu gelir parçalayıp atmak kendimi ben coğrafyasından..Dünümü arar uyanıyorum her yeni günüme, dünüm öyle sefil ki, bugünümü yazamıyorum bile..
*Benden nefret edenlerden rahatlıkla küçük bir demokratik cumhuriyet kurulabilir..
*Bütün yaşamaklar'ı tatile gönderdim Kayıp Atlantis'e..
*Sisler örüyorum geceye, ışık vursa bile benden geriye bir şey kalmayacak, esmer bir yoldan dönerken çöktü karanlık..
*Aralıksız iki Bukowski kitabını art arda okuyunca şöyle bir şey oluyor insanda: yeryüzüne haykırasın geliyor..
*Düşününce, düşünecek bir yanı kalmıyor hayatın..
*Bir adam karşıma oturuyor, görünmez değilmişim meğer, bana bakıyor, "Akasyaları görebiliyorsanız kaldırımlar arasında aniden beliren, gitmeyin o zaman.." diyorum, "Yağmur damlalarıyla ağırlaşan sardunyalardan haberiniz varsa..Yasemin kokuları ara ara sizin de burnunuzu gıdıklıyorsa..Gitmeyin, n'olur.." Hiç tanımadığım birinden merhamet dilenmeyi istemezdim..Serçeler öyle ürkektir..
*Kimisi çiğ-sarı-günler gibiydi, kimisiyse gece..Ben gece olanları sevdim..Kimsenin içinden geçip gitmek istemedikleri, sakındıkları, yakındıkları..Umutsuzluk da ölümcül hastalıklardan sayılmalıydı..
*Çok fazla zaman geçirmemek lazım, her şeyin büyüsü bozuluyor o zaman..Demek ki ben çok sevdiğim insanlarla aynı ortamda kesinlikle bulunmamalıyım..
*Üstüme aldığım örtü ölüm gibi soğuktu, benden benim sıcaklığımı talep eden bir şey daha..İşaret gibi geldi..Soğuk bir oda, soğuk bir yatak, soğuk bir örtü..Yine olmamam gereken bir yerdeydim ve burada çok fazla zaman geçirmiştim..
*Bütün gülüşler dondu. Kızgınım insanlara..Nasıl dayandıklarına..Duygusal patlamalar yaşayan bir tek ben miyim? Yalancı pislikler..Korkaklar..Hepiniz korkaksınız, yüzünüze haykırmak istiyorum..Durma, ağla..Sonuna üç nokta koymadığım bir tane cümle yazamaz olmuşum..
*'Önce yaşayıp sonra düşünenlerin yeri'dir sahaflar..Elinizdeki listeyi tamamladığınız çok nadir görülür..Bir çay muhabbeti sonrası bambaşka kitaplarla çıkarsınız dükkandan..Zamanın Sahibi gelmiştir..
*Haysiyetimizle oynayarak yaşamamızı nasıl bekliyorlardı, karanfilin hikayesini biliyorlar mıydı?
*Kendi ile anlaşamayan insan, yürümek için daha karanlık yolları seçer..
*Martı çığlıklarına saklanmış Adnan Saygun ezgileri vuruyordu bu sabah kulağıma, sokağa çıkıp birkaç kedi sevmek istiyordum, çamurun doyuramayacağı karınlarını doyurmak..
*Birlikte yürüdük..Gecenin en sessiz bir saatinde, yaşanacaklar çoktan yaşanmış ve bütün şehir susmuşken..Elinde satamadığı mendilleriyle, başını öne eğmiş bana benziyordu..Bir süre birlikte yürüdük, ağır ağır..İkimiz de bekliyorduk, attığımız her adımda o an şimdi bir şey olsun da bir şeyler değişsin diye bekliyorduk..Şaşırabilirdik belki..İçimizden bir şeyler kopsaydı bari..Başımızı önümüze eğişimiz ondandı..Nereye baksak üstümüze gelecek o aynılık..O daha küçücüktü, ben büyüsem de küçüktüm..Acılar geçmiyordu ve o daha küçük olmasına rağmen bunu çoktan biliyordu..Yürüdükçe şehrin sokaklarından ve kafasının içindeki sokaklardan hafifliyorduk..Saniyeler, dakikalar, saatler, günler geceler, aylar yıllar..hafifliyordu..ama olan olduğu yerde kalıyordu..
*Marilyn Monroe'nun yetimhaneye bırakılmış bir çocuk olduğunu biliyor muydun? Hor görülmüş bir çocukluk ne yaparsan yap eksiklik hissinden kurtulmana izin vermiyor..Maskelerin altında muazzam acı çeken o iç dünya..Korkularımdan kurtulmak istediğimi unutmamak isterdim..
*Tarihi bile unuttum, Ağustos'ta olmalıyız hala..O geri dönemeyeceğin gecelerden biri..
*Başıma yaşam ördüler, ben geri söküyorum..
*Muhalefet, varoluştan 'sonra' iyidir, varoluştan 'önce' sadece daha hızlı yok eder..
*Bi' keresinde şöyle not almışım, Andrew Ballantyne sözüymüş:
"Otlağa 'bağlı' koyunlar tamamen özgür bırakılabilir, çünkü bu özgürlükten faydalanmayı düşünmezler."
Yani özgür olmadığım halde onlardan sadece biraz daha vahşi olduğum için kaybediyormuşum meğer..Otlağın kıyısı'nda..
*Biraz bireyselleşebilseydik keşke..Allah muhafaza, belki mutlu olurduk..
*Biz etrafında yaşam-çemberi'yle güç bela hayatta kalanlar dokunmayı sevmeyiz..Kediler de bunu biliyor..
*Bazen aynada kendimi görünce şaşırıyorum. Kendimi unuttuğumu işte o zaman daha iyi anlıyorum.
*Ne ben 0nlara dokunabiliyorum, ne onlar bana..Aradaki mesafe ancak insanlığa yetiyor..Hatta lüks bile..
*İşkence kadar 'güzel yaşamak' da insan icadı..Hani karşıtlığı ile var ya her şey, işkencenin karşısına bir şiir konulabilir mi?
*Ertelemek..Hayatı sıkıntıya sokan bu kelimenin kökenini merak ediyordum:
erte -> ért= bir yerden başka bir yere geçmek (Eski Türkçe )
erte/irte= sabah, tan vakti, yarın (Uygurca )
Ben yarını seçtim..
*Bari biraz nazım geçseydi hayata..Asansörden korkabilmeyi isterdim ya da ne bileyim uçaktan..Mesela onlar gibi "x markadan başka çikolata yiyemem" diyebilseydim..Sabahları kahvesiz yaşayamam, hatta kahve üstü hiç yaşayamam..Deniz kenarı olmayan evde barınamam..O da mı yok..
*Bunca hiçliğe rağmen ne çok ses var di'mi? Gürültülü Dünya'nın sessiz kanunları..
*Ama havanın içinde sis taneleri gibi, çiğ, ıslak, görünmez..Olmayanlar gidecek ben kalacağım. Olmadığım yerde kalacağım, olmadığım kendime bakacağım, gördüklerimi asla bilemeyeceğim. Dizeler yıllar öncesinden kalıyorsa, hiç yaşamamışımdır..
*Çıplak ayağın zemine değmesi hafifliği...Her şey bu kadar basit olabilse keşke.
*Etrafında hayatlar olup bitiyor, sessizce duruyorsun. Yeryüzünde öylece duruyorsun. Bazen yürüyerek duruyorsun. Her gün arşınladığın deniz kıyısında ışıl ışıl gemilere bakarkenki gibi.
*İçimdeki zürafa gürültüsü..Gergedanların bile haberi yok.
*İyi günde Güneş'i ben de yakarım, gece Ay'ı kim aydınlatsın?
*Mutluluk aldatıcıdır. Sonsuzluğun eklenebilirliği oradan başlar.
Zoey..