Derunumda çok şey var…bir yandan mesleğim, ailem, müziğim, röprodüksiyonlarım, illüstrasyonlarım, kitaplarım, fotoğraflarım, kendi el işçiliği mobilyalarım, diy eşyalarım, tariflerim… 6 yıldır hastalık yüzünden yaşayamadığım her şey, hayata dair bütün emeklerim; diğer yandan, yıllardır, benim bile seçimim, karakterim olmayan, maruz kaldığım bütün kötülükler...

doğduğumdan beri üretici, yaratıcı, yapıcı, okur, yazar, her günü illa ki akıl, kültür, sanat içinde, felsefeden fene bir şeylerle meşgul olarak yaşamaya, hep kendini yetiştirmeye adanmış bir insandım..

daha 1 yaşındaydım diş buğdayında sol elimle kalemi tuttuğumda, solak çocuktum. Bebeklikten resme yatkın olduğumu görüyorlar, dayım İstanbul’da isim yapmış ressamlardan biriydi, Ankara’ya benim için özel resim malzemeleri getirirdi. Lisede resim atölyesindeydim, sanat tarihi üzerine, yağlı boya üzerine çalışırdık, her yıl Çankaya’da sanat galerilerinde sergiler açardık. Felsefe ve tarih üzerine çalışmalar yapardık; makalelerimle, incelemelerimle sempozyumlarda, konuşmalarda yer alırdım. Her zaman da derece öğrenciydim. İTÜ Mimarlık okuduysam arkasında çok büyük bir manevi anlam vardı.

Babam yazmama bile izin vermemişti, yüksek iyi bir puanım vardı, puanımı başka bölümlerde kullanmam için ısrar ediyordu, Taşkışla uğruna günlerce baba dayağı bile yedim…

Hayat şartlarına rağmen İTÜ’yü de hiçbir zaman boş okumadım. kendi başarımla Avrupa’da, Japonya’da, İngiltere’de uluslararası stajlar yaptım. Kendi ayaklarım üzerinde durmak için, garsonluk yaparak okuduğum halde, liseden beri TEGV’de eğitim gönüllüsüydüm, onu bile yaz kış, yıllarca sürdürdüm.

Üniversitede kulüp çalışmaları harici, mimari fikir yarışmalarına katılırdık, ödüllerim bile vardı.

İstanbul ve Türkiye için ne zaman bir toplumsal ve mimari mücadele gerekse, her zaman parçası olurdum. Bütün sosyal hayatin içinde, toplumun içinde, toplumun yaşantısı için çalıştığınız bir bölüm..bu yüzden bu kadar okumak istedim zaten..

Her zaman da kültür sanat aktivitelerinin içinde oldum, birçok zaman, birinci elden üretici, yaratıcı, paylaşımcı zaten kendim olarak.

kendimi eğitmek için, yetiştirmek için, faydalı olmak için, çözüm üreten birey olmak için, üstüne de kendinin cumhuriyeti bir insan olmak için, didindim durdum, hayattan anladığım bu..

Londra’ya geldiysem, Türkiye’de yaşadığım olumsuzluklardan, şiddetten, sömürüden, art niyetten, artık dayanamadığım acı hatıralardan sıyrılıp, bir umut için, bedenimi, psikolojimi korumak, akıl gücümü, her şeyim olan mimarlığımı, yaşayabileceksem bir hayati, yazgımı yaşayabilmek için geldim…bir anka kuşu’nun küllerini taşımıştım…

Hayatımda ilk kez, az da olsa kendime geliyordum, taşları yerine koymaya çalışıyordum..

6 yıldır hücre hapsinden beter bir yasam mücadelesinin içindeyim. Cehennem içindeyim..

Yaşadıklarım, yaşamaya mecbur bırakılan seyler, bu haldeyken bile birilerinin benim için iyileştirecek bir şeyler yapması yerine, daha hala muamele etmeye devam etmek istemesi, benim de bu muameleleri hak ediyormuşum pozisyonuna düşürülmek istenmem, hayatıma, onuruma, psikolojime artık psikopatlığa girecek boyutta böyle gözetilmiş saygısızlıklar, art niyetler, çok ağır geliyor…

kazayı vermeleri bile şeytanlığın arşıyken, yıllara yayılmış bir şekilde maruz bırakıldığım psikoloji, bu kadar seviyesiz insanlardan, bu kadar ağır katliama uğramış olmak, o zehir zemberek zihniyetlerine, egolarına böyle maruz kalmış olmak çok ağır geliyor…

bir gün iyileşirsem, onları çok büyük maddi-manevi davalar bekliyor olacak, daha da hala kendilerini bir halt sanmalarından geçilmiyor..

kimse de size benim kadar sabretmiş, olgunluk göstermiş, kredi tanımış olamaz..

6 yıldır bırakın günü zor çıkarmayı, yeri geliyor bazen saatleri kurtarmaya çalışıyoruz, öğleni çıkar, akşamı sonra düşünürüz..

100/100 engelli hale geldim, bu metni bile her gün birkaç kelimelik konuşma limitiyle haftalara yayılmış bir şekilde ancak çıkarabiliyorum..

bunları anlatması da hiç kolay değil, büyük bir psikolojik zorlukla paylaşıyorum..

7/24 canlı canlı yanan bir beyni ve bedeni yaşamaya yatıp, kalkıyorum; başımın 50 ayrı yerinde, 50 ayrı ağrıyla…

magmaya dönmüş bir bedenle dünya savaşı veriyorum…

3 saat bir tane migren atağına bile dayanamazsınız, ben 7/24, 2200 günden bahsediyorum..

hastalık zaten bu kadar acı olmasa, az da olsa bir gündelik hayatim olsa, bir tedavi rejimim olsa, ben bunları konuşmayım bile..

Öldüm zaten, neye bu kadar direndiğimi bile bilmeden dayandığım için bugünü görüyoruz; vazgeçmediğimden de değil, mecbur kaldığım için..

patojenlerin sayısı da, ayni anda yaşadığım toksikliğin boyutu da çok fazla..

sadece covid değerim bile kazayı kapalı 2200 gün olmuş, bir bedenin tolere edebileceği üst değer 0.8’ken, benimki 2500!

O değer, 10 bile olsa ciddi hastasınız demek, benimki 2500!

Buna bile dayanmanız mümkün değil; kolay ölümden de beter, komadan da beter, hücre hapsinden de beter, bir dehşet içindesin..

daha covid sonrası gelişen diğer hastalıklar var..

Ben, hayatımda, fotoğraflarda gördüğünüz hatıralarım da dahil, hiçbir zaman yaptığım ve başardığım şeyleri, materyal sebeplerden ötürü yapan biri olmadım; bunlar böyle olduğunuz için, kendinizi yasamak için, hatta hayatınızdaki bütün olumsuzluklara rağmen yasamaya çalıştığınız için, yaşadığınız şeyler…

( hiçbir zaman da aklımda, niyetimde, eylemimde, karakterimde olmayan şeylerin, birilerinin hasta beyni, hasta ağzı öyle buyuruyor diye bu kadar haksızlığına uğramayı hak etmedim..ben bu saçmalığı, kötülüğü, bu yanlışlığı Türkiye’de göreceğim kadar gördüm zaten, Londra’ya geldiysem, tam da birilerinin böyle sakat zihinlerine maruz kalmamak içindi..çünkü siz değilsiniz! kimse de kendisinin bambaşka yazgısı, değerleri varken, başkalarının çarpık, hasta yargı dünyaları öyle buyuruyor diye kendinden olmamalı…)

ne İTÜ’yü birileriyle uğraş, yarış olsun diye, ne maaşı, geliri, harcamayı, görüntüyü, materyal sebepleri düşünerek okudum, ne hobilerimin, ne de Ankara’daki yetişmişliğimin, başarılarımın böyle saçmalıklarla ilgisi var. Başkalarıyla da alakam yok! Ben başkalarının düşündüğü gibi de değilim,  kafasından uydurduğu da hiç değilim!

Hayatı, hırs içinde, güç, gösteriş arzusu içinde, kıskançlık içinde, illa siz üstün bilmem ne olun, aşağılık kompleksi içinde kudurun, tüketim yarıştırın, bir halt sandığınız şeyleri dayatın, rastgele insan yargılayın, böyle şeyler için, bunun için yaşayamazsınız zaten!

Benim elimden bütün hayatimi alan, korunayım da, kendimi yaşayayım diye açtığım Londra sayfasını zehir eden insanlar, böyle insanlar…

ikiyüzlü, bi akıllı kendini sanan, içten pazarlıklı, karanlık, kurnazlık ve kurulmaktan başka kafası bir şeye çalışmayan, boş ahkam kesen, tutarsız, sürekli birileriyle yarışan, uğraşan, hatta en çok da Londra’da meslek hayatının olmasını başarmış kadınları hedef alan, hırstan, aşağılık kompleksinden delirmiş, kıskanç, diplomaları bile baba parasıyla, koca parasıyla zorlama özel okul zırvası olan, ne okurken, ne bugün, hayatta hiçbir zaman topluma, dünyaya bir emeği olmamış, sıpsığ, psikopatlık derecesinde de bencil, düşüncesiz ve saygısız insanlar..

en tehlikelisi de, sürekli kendileri saldırgan, katleden, kırıcı, yıpratıcı, taciz, art niyet gözeten tarafken, en önce etrafındaki bilendiği kadınlara karşı olmak üzere, kurban-katil denkleminde, birileri üzerinden dengesizce kendilerini kurbanlaştırmaya çalışmaları; akli dengesizce, ben özelim, ben farklıyım derken, bir yandan da kurbanın oynanması…

benim hiçbir zaman malzemesi olmayı kabul etmeyeceğim bir akıl, kurban-katil patolojisi…

bu dengesizlik, yüce duyguların insanı olmak değil!

bu hayatta en son kabul edeceğim şeylerden biri de budur zaten, birilerinin bu kadar hasta, sakat zihniyetlerine, egolarına bu şekilde malzeme olmak istenmek..

bir diğeri de birilerinin hadsize sizi bu kadar küçük, enayi görebileceğini düşünmesi…

dengesiz ve seviyesiz bir şekilde, ya küçük görülmek, ezip geçilmek isteniyorsunuz, ya da histerikçe, iki yüzlü, sizi bile ilgilendirmeyen bir kıskançlık karşınıza çıkıyor..

ben Londra’ya bunları yaşamaya gelmedim!

Ne iyi günümde, ne de ölüm döşeği günümde, birilerinin hasta egosu öyle buyuruyor diye, kondisyonum daha da zarar görerek, laf ebeliği, ağız dalaşı yapacak insan değilim..

ben bu insanlardan değilim!

Ne Londra’dayım diye, ne mimarim diye, ne Harun’la evliyim diye, ne kadınım diye, ben bu insanlardan değilim…

ne uğraşabilirler, ne yarışabilirler, ne kıskanabilirler, ne geçilmelik bir şey, ne ortak noktamız var..

O laf ebeliği, daha hala bu kadar ağır hasta edilmiş bedenin üstüne kurulmak istenmesi, o karaktersiz uğraşlar, tacizler, ezmek arzusu, artık gerçekten psikopatlıktır da!

hele ki bir insana ölebilirim, de dediyseniz…ne kadar zor bir yaşam mücadelesi verdiğinizi, tedavi bile bulamadığınızı net olarak aktardıysanız…

Bu dünyada yeterince saçmalık yaşadım sanıyorsanız..

Bu insanlar da çok emin bu dünya böyle dönüyor, onlar da ne güzel böyle yaşıyor, her şey de keyiflerine…

söylenecek söz kalmıyor, ahretlikleri bile yok..

Bu kazayı böyle yaşamama sebep olanların, bütün hayatımı, onurumu, psikolojimi, özlük haklarımı katledenlerin, hakkıma böyle girmiş olanların, yaşarsam beni kalan ömrümde onların kötülüklerinin acısıyla yaşamaya mecbur bırakanların, ahretlikleri bile yok..

iyileşemezsem, Hak da, ahiret kapısı da, hakkimi helal etmediklerimi biliyor..

Ben bu insanlardan değilim, böyle bir hayat için de bu dünyaya gelmedim..