Bugün benim doğum günüm..21 mart..hep güz geçmiş baharlarım..

söylemek istediğim çok şey var, ama kondisyonum izin vermediği için tam metni henüz bitiremedim, onu tamamlamak biraz vakit alacak...

( Eşim Harun elimin altına bir klavye ayarladı, ekrana, telefona, bilgisayara bakamıyorum, kitap okuyamıyorum, yazı yazamıyorum, sesli konuşamıyorum veya dinleyemiyorum, ısığı, sesi ve hareketi tolere edemediğim için, 7/24 gözlerim ve kulaklarım kapalı hareketsiz yatmam gerekiyor…

klavye sayesinde her gün birkaç kelimelik konuşma limitiyle hareket edebiliyorum, o da günler alıyor..

metnin dili de o yüzden böyle, kusuruma bakmayın;

kimseye de cevap verebilmemi beklemeyin ne yazık ki, sadece tek taraflı konuşabiliyorum; ağır nörolojik hastayım, sadece iletişim kurmam gereken şeyler kadar, tek taraflı hareket edebiliyorum. Kimseyi bile isteye cevapsız bırakmıyorum, kimseyle münakaşa edebilecek kondisyonda değilim.

daha da zarar veriyorsunuz..

Ben ne dün ne de bugün, sosyal medyada içerik üreticisi değilim, ortaya çıktığı günden beri, sosyal medyayı sadece manevi amaçlarla kullanıyorum, paylaştığım hiçbir şeyi materyal sebeplerle paylaşmıyorum. Materyal sebepler için yasayan bir insan da hiçbir zaman olmadım. Beni kendi hasta egolarınızdan (çünkü çok kötülük gördüm), yapay gündemlerinizden, akıllarınızdan, zihniyetlerinizden uzak bileceksiniz..

Uzun yazdığım metinleri, yıllar önce yine manevi sebeplerle açtığım bloguma koymaya karar verdik, www.neptunianclouds.com’daki metinleri de okuyun. Yanlış İnsanlar Üzerine, hastalığıma sebep olan art niyetli, materyalist insanların beni ne kadar üzdüğü, beni ne kadar yanlışa, kötüye yorduğu üzerine yazdığım bir başlık oldu..onunla bağlantılı olarak, narsisist kişilik bozukluğunu değerlendirdiğim, ‘Taşıma Su ile Değirmen Dönmez’ başlığı var..diğeri de ‘Beklenen Deprem Üzerine’, Allah herkesin yardımcısı olsun ( depremden önce lokalleşin. İşletmeleriniz, işleriniz kritikse, kritik çalışanları depremden önce lokale taşıyın.. lokalde takılın, gündelik hayatinizi lokal tutun. Lokalde bütün ihtiyaçlarınızı giderebileceğiniz imkanlar olsun. Suyunuza, elektriğinize, bostanlarınıza sahip çıkın..)

bu metin de ‘Tabutta Röveşata’ başlığında yer alıyor..Derviş Zaim’e saygılarımla.. )

Şimdilik tek söyleyebileceğim, hala yaşıyorum, hala mücadele ediyorum, gerisi de Allah’a kalmış..

Allah, Kuzey Düğümü, ulu önder aydınlık varlıklar, onların şefkati, merhameti, anlayışı, metaneti, düşünceli insanlığı, akli melekesi, şu an benim her şeyim..

Bugün imkânınız varsa,  benim için bir zeytin ağacı dikin, ya da ağaç bağışında bulunun.

Bugün imkânınız varsa, benim için bir anne, bebek yardımında bulunun.

Bugün imkânınız varsa, bir kız çocuğunun kendi başarması için elinden tutun.

Bugün kadın hakları için, artık affı olmayacak boyuta gelmiş bunca sapıklığa, psikopatlığa, sömürüye, şiddete dur demek için, gerekli ne kadar yasa varsa, o adimi atacaksınız, o yasaları çıkaracaksınız, Türkiye Cumhuriyeti’nin hak ettiği o medeni hukuku gözeteceksiniz.

Bu yeryüzünde bu kadar pisleşebileceğinize iman ederken düşünseydiniz!

Ne özrünüz kabahatinizden büyük olabilir, ne de kabahatiniz özrünüzden.

Bir yerden sonra isterseniz en içten özrü dileyin, fiziken dönüşü olmaz.

Türklük tarihinde de nar çiçeği kızılı saçlarımın tek telinin bile hakki varsa, nefesimden bu dünyaya 1 saniye bile nefes verilmiş, nefes alması sağlanmışsa, şu an o topraklarda yaşananlar için, hakkımı helal etmeyeceğim.

Asya’nın onuru benim.

Asya tarihi benim mirasım.

Size hakkımı helal etmeyeceğim.

Bu kadar çirkefliğe hakkımı helal etmeyeceğim.

Bu kadar alçak, seviyesiz, zehir zemberekliğe hakkımı helal etmeyeceğim.

Türkler zekidir, Türkiye Cumhuriyeti hukuk devletidir!

Hakkı budur!

Türklük tarihinin neresinde gördünüz, Türkler Güney Düğümü’nün fareliğine hizmet ediyor olsun?!

Türklük tarihinin neresinde gördünüz?

Venüs’ün onuruyla oynamayın!

Ne bozduğunuz doğanın dengesinin, ne de bu yeryüzünde son affedilecek şey olan bu kadar insanlık suçunun geri dönüşü olmayacak.

Bozulan fiziği 3 günde düzeltemezsiniz.

Bozulan fiziği duayla düzeltemezsiniz.

Bu doğada yalnız değilsiniz; bu doğayı yaşamaya ve yaşatmaya çalışan milyon başka canlı var.

Haddinize değil onların onuruyla oynamak, haddinize değil bunca emeğe saygısızlık etmek, haddinize değil bu doğanın psikolojisini bozmak.

Yarın da siz yaşayacaksınız; sizin dünyanız, burası bu dünyada var olmuş bütün canlıların EV’i!

Ahiret kapısında psikoloji tecelli eder!

Allah varsa, Ellez de var!

Anne sütünüz..

Aklın onuru, rahmin onuru, havanın, toprağın onuru, suyun, şifanın onuru, sevginin onuru, yaratının, yaratıcılığın, sanatın onuru..

Enayi uşağınız değiller..Şu an uzayınızı ve doğa'nızı Kuzey Düğümü'nden Güney Düğümü'ne alter eden bir gidişat içerisindesiniz; yani ayakları baş ediyorsunuz; geri dönüşü olmayacak..Kuzey Düğümü'dür aydınlık yıldızlar, ışığın ve zamanın sağlayıcıları; hayatın, şifanın, sürdürülebilirliğin sağlayıcıları..Ayaklar baş olursa, narsisistlikten, bencillikten, düşüncesizlikten çoktan çıkmış olmanız gereken 40 katır'ı tepiyorsunuz demektir; 40 satır'a geçiyorsunuz demektir; 40 satır'a da kuzey düğümü hizmet edemez; sizin elinizde acı çekeceğini bile bile bu dünya'ya iyilik içerisinde hayatlar/canlılar veremezler..

Gökten de kemik yağmayacak.

Doğanın dişleri tuz’dur..Doğa’nın kemikleri, Kuzey Düğümü’nün kemikleri, sürdürülebilirliğin kaynağıdır..

Tuz, hem yengeç dönencesinin gözyaşlarıdır, sevgisidir, şefkati, merhemidir, hem yaralarınızın merhemidir, hem kalbinizin kaynağıdır, hem nazardan, güney düğümü’nün kötülüğünden koruyacak güçtür, hem de enerji/yaşam kaynağınızdır..Hücreleriniz de, kalbiniz de tuz sayesinde çalışır.

Karanlık bile o tuz’un peşinde. Fiziğe de şirk koşamazsınız. Bile isteye uzayınızın kondisyonunu sadistçe, düşüncesizce yaralar açacak şekilde kullanıp, doğum-ölüm dengesinin matematiğini, istatistiğini bırakıp, tam hesap kitap hareket etmekten çıkıp, her gün yüz binlerce ölü bedeni yeraltına verip, yer üstündeyse milyon milyar düşüncesiz, bencil kitleler haline gelip, yine de sağlıklı, şifalı, ruh eşliliği içinde, dengeli, sevgili, şefkatli, uzun ömürlü yaşamayı bekleyemezsiniz..

Bir uzaydaki hayat mücadelesinin bedelini dişlerinizle ödersiniz..Kemikle ödersiniz.
Eti senin, kemiği benim demişler..
Kuzey Düğümü ile Güney Düğümü arasındaki antik anlaşma..

Dişleriniz de genetik değişime uğrar..

O yüzden diş çıkarmak o kadar streslidir. Kaderinizi, hayat yolculuğunuzu anlatıyorsunuz..Buydum, bu oldum, bunu yaşamaya geldim.
( Dişlerin analizinden, değerinden anlayın.)

Antik zamanlardan beri Türklerde diş buğdayı vardır.

( Ben diş buğdayımda sol elimle, kalemi seçmişim, solağım. Kalem seçen çocuk, okuyacak, akademik bir meslek hayati olacak demek; ayna vardır, ayna seçen çocuk sahne işi bir meslek yasamaya gelmiş demek; tarak vardır, el isçiliği, isçilik isteyen bir meslekte çalışacak demek..Kalem, kılıçtan keskindir..Akıl, nefretten üstündür..Akıl, akıldan üstündür..)

( Doğuştan tavşan dişliyim bu arada, ailede tek solak da, tek tavşan dişli de ben değilim..

Süt dişlerimi hiç dökmemişim; çünkü ben kastrasyon anksiyetesi değilim. O yılanların psikolojisidir, Şeytan’ın, Güney Düğümü’nün psikolojisidir. Beni bilin diye, ben tavşan süt dişlerimi bile dökmemişim).

Bir bedenin, insanın, canlının, doğanın, iyiliği, güzelliği, nasıl göründüğünde değildir, sizin nasıl baktığınızdadır!

Hem bakan gözleriniz olarak, hem bakmak, ilgilenmek olarak, sağlıklı değerlendirebilmek olarak. Gül fidanının doğanızdaki varlığı kutsaldır, Allah'ın ve Venüs'ün en net mesajıdır bu doğaya nasıl sahip çıkmanız gerektiğinin..Sizin sorununuz, sizin sorumluluğunuz.
Ne Allah, ne de kutsal Kuzey Düğümü sizin işinizi yapmayacak; onlar matematiği gözetir, dünyanızı ve uzayınızı nasıl yaşatacağınız sizin seçiminiz, sizin sorumluluğunuzdur. Kuzey Düğümü sizin adınıza karar veremez, müdahale edemez..Bütün uzay hak üstüne..Uzay size rağmen iyilik, güzellik yapamaz. Uzay sizin karar verme mekanizmanıza göre hareket eder..Ne ekerseniz onu biçersiniz..

Yarın iyi ve güzel bir dünya ve toplumu yaşamak istiyorsanız, bir toplumun en büyük ödevi, hem Venüs'ün onurunu, doğa ana'nın onuru korumaktır; hem de anne olacak kadınlarının ruh ve beden sağlığını korumaktır. Anneleri eğitmektir, kız çocuklarını çok yönlü yetiştirmektir. Psikolojik yeterliliği, akli melekeyi yükseltmektir.

Çocuklarınıza sadece genetiğinizi aktarmıyorsunuz, annenin psikolojisini ve belleğini de aktarıyorsunuz. Yarın yaşayacağınız fiziki kondisyonunuz da, psikolojiniz de, hepsi etkileniyor, değişiyor..

O çocuklar sizin yarınınız.

O çocuklar yarın siz olacaksınız..

Bu dünya bir hayat olasılığında istediğiniz kazığı atıp gidebileceğiniz bir sınav yeri değil..Bu şeytan'ın çarpık söylemi, çarpıtılmış bir hayat görüşü; esas Şeytan ve Güney Düğümü sizi test eder, sınava tabi tutar, açık arar, kendilerine hak bulabilmek için.. Allah ya da Kuzey Düğümü değil yani; onlar zaten herkesin matematiğini biliyor..
Reenkarnasyon var..
Bu dünya her şeyiyle size sunulmuş evi'niz..Tekrar tekrar kendi doğanız olan bu dünya'da dünyaya gelirsiniz, dünya programlarınızı, yani sahip olduğunuz matematiği yaşatmanız beklenir. Ahiret kapısında geçerli olacak olan da nasıl yaşadığınızdır; zihniyetinizin, akli melekelerinizin güvenilir olmasıdır..Ama ahiret kapısı için yaşamıyorsunuz, Allah için yaşamıyorsunuz, Allah zaten Allah; o yüzden hayat görüşünüzü, hayatı sınav olarak görmeye indirgemeyin, kendi yarınlarınız için yaşıyorsunuz..
Bu hayat görüşünü kullananlara iyi bakın, bu dünya'yı sınav yeri gibi gördükleri için suçluluk psikolojisinde geçiştirmelik, göstermelik işlere kalkışırlar, gerçek insani dünya işlerini de görmezler, bir şeyler iteleyip, kakalayıp, uçup gitmeye bakarlar, hayatı yaşamaktan zevk alamazlar, kendilerine sunulmuş hayat olasılığının ne kadar değerli olduğunu göremezler, bu dünya'nın, doğa'nın değerini göremezler, doğru kullanmayı ve yaşamayı bilmezler..

Burayı kaçıp gitmek istediğiniz bir yer olarak görürseniz, zaten o hale gelir, yaşanmaz; hem bugün hem geleceğiniz için evi'niz olarak görürseniz, o zaman anlayacaksınız değerini..Doğrusu da bu zaten..
Cenneti yaşamak istiyorsanız da tamam bu dünya'da mümkün, siz bu dünya'yı cennet gibi korur ve kılarsanız, cenneti yaşarsınız zaten; cehenneme çevirirseniz de, tamam sizin seçimlerinizin, karar verme mekanizmanınız eseri olmuş olur, kendi seçimlerinizin bedelini ödersiniz..Bütün uzay hak üstüne, bunu cehenneme çevirip de gidebileceğiniz bir uzay yok..
Kendine çok iyi bakan aydınlık yıldızlar, sizin patolojik bedenlerinizi ve zihniyetinizi almazlar..
Şu saatten sonra ne olur? İyilerin ve akıllıların, dünya programını sağlıklı akli melekelerde yaşayanların ve iyi huylu, Kuzey Düğümü'nün bağrındaki canlıların nesli tükenir, ruhlarını taşırlar, bir daha dünya'ya gelmezler..  

Yaşayacağınız yarını siz düşünün..
Sizin seçiminiz olacak..
Her koyun da kendi bacağından asılır, diyemeyeceksiniz x'e uydum..
Ne başkasına uyun, ne de başka bir canlının kendi dünya programını yaşamasına müdahale edin; geçerliliği yok..

Her hayat olasılığı bir umuttur.

Bir umut olduğunuzu hatırlayarak tarih yazın.

Allah’ın emri hiçbir zaman! kadınların kapanması, kadınları baskılamak, kadınlara zulüm etmek, istediğin muameleyi yapabileceğini düşünmek değildir!
Hiçbir zaman affı yok!

Allah’ın emri, bu kadının saçının teline bile zarar gelmeyecektir!

Adamlık da budur!

Adamlık, centilmenliktir. Kadının da onuru olduğunu bilmektir; bir kadını nasıl koruyup, kollayacağını bilmektir; nasıl sarıp sarmalayacağını bilmektir; nasıl değer verileceğini bilmektir; nasıl davranacağını bilmektir.

Medeniyet, sınır tanımayı, nerede duracağını, taşımayı, edebi, adabı, görgüyü, beyefendi, hanımefendi demeyi, merhaba, nasılsınız demeyi, herkesin bir onuru olduğunu bilmektir..kendi işine bakmaktır, kara cahil mahalle paçozu gibi başkalarıyla uğraşmak değil!

Modernlik, herkesin nefes almasını, kendini yaşamasını sağlayabilmektir..

Modernlik size nefes aldırır..

Modernlikte, psikolojik ve fiziksel şiddet olmaz.

Modernlikte, baskı, zulüm, dayatma olmaz.

Modernlik hukuk’u bilmektir!

Modernliği doğru yorumlamayı bilin..

Modernlikte, herkes fonksiyonunu da, fonksiyonlarını nasıl kullanacağını da bilir.

Modernlik, bir toplumun ihtiyacı olacak yasaları çıkarmaktır, devlet organlarını, devlet mekanizmasını halkı doğru yönlendirecek, halkın ve toprakların gücünü, varlığını doğru değerlendirecek ve yönlendirecek yasaları çıkarmaktır..

Devletin ve halkın fonksiyonlarını iyiye kullanmaktır, iyiye yormaktır!

Modernlik, medeniyet, burjuva olmak, parayla satın alabileceğiniz şeyler değil. İnsani duruştur, hal tavırdır, psikolojidir, verilmiş karardır. İmaj ile olmaz. İmaj meselesi değil çünkü. Özentilik değil.

Bu yeryüzünün en modernisti Nuh (Upanistim ) ve eşiydi! Bu yeryüzünün en modernist gelişmesi, en ilahi olan Nuh’un Gemisi’ydi.. Destanın mihenk taşı eşlilik zaten. Adamın karisini p.c etmişsiniz, o yüzden Hiç Ana diyeceğim..o gemiye iyi bakin, Hiç Ana bütün doğa ile konuşup, canlarını kurtarmaya çalışıyorsa, o hayvanların da o geminin içinde birbirine saygısı var..itiş kakış, izdiham yok! birbirinin yerine geçmeye çalışmak ya da birbirinin üstüne çıkmak istemek yok. Birbirini beğenmemezlik etmek, tepeden bakmak, hakir görmek, benim şimdi bunun yanında ne işim var demek, yok. Birbirini küçük görmek yok. herkesin bir yeri var, nerede duracağını biliyor. Huzur var! herkes birbirinin geleceğini düşünüyor, kaderi paylaşıyor, metaneti paylaşıyor, huzuru gözetiyor. Nuh tam matematik gözetiyor; sırf kendi egosuna hizmet olsun diye, bencilce tamam işte aldım bir tane tavuk, bir tane tavşan yeter, herkes desin ki Nuh büyük adam, böyle yapmıyor.. düşünceli ve başkacıl, kendi egosunun peşinde değil, has adam, has insan. En ilahi o!

Hiç Ana doğadan anlayan kadın, Nuh’sa eski devlerden, o dev kütüğü oyma kakma zamanın teknolojisi ile gemiyi yapan adam..herkesin geleceği için tam matematik hareket ediyor, tembel akıl yürütmüyor, tembel de değil..o gemide sadece her hayvandan bir çift yok, bitkiler, fidanlar, tohumlar da var..

Bazı kutsal modern yapımlar:

Yavuz Turgul-Muhsin Bey filmi, çekildiği donemde örneği yok. Modern odur, Muhsin Bey, filmi TRT’den verin, orada da bırakmayın, filmin sonrasında film söyleşisi yapın, filmin detaylarını konuşun, özel isler..Yılan Hikayesi, Memoli; Gülbeyaz, Kadir; modernlik bunlardır.

En kutsal örnekleriyle:

Jane Austen, Gurur ve Önyargı, peşin hükümlü yargılamayıp, Elizabeth’in de bir onuru olduğunu, değerleri olduğunu, güçlü bir kavrayışla kollayıp, aşkı, sevgiyi, evlenmeyi hak ettiğini ona yaşatabilmektir.

Atıf Yılmaz, Al Yazmalım, dünyada örneği yok filmin detaylarının zenginliğinin. Gelmiş geçmiş en modernist kutsal eserlerden biri. Asya isterseniz yol kenarında bulduğunuz, bir adamdan nikâhsız çocuğu olan bir kadın bile olmuş olsun, kendisine gerçek değer verildiğinde, anlayışla, akılla, yetmişlikle, olgunlukla kucaklandığında, prenses gibi bir çiçek tanesi..

Reşat Nuri Gültekin, Çalıkuşu, gelmiş geçmiş en kutsal modernist eser. Modernlik, medeniyet, Feride’nin de bir gururu olduğunu, onurunun korunması, kendini yaşamasının korunması gerektiğini bilmektir. İyi niyetinin, masumiyetinin, sizin art niyetleriniz elinde, ikiyüzlü tiyatrolarınızın elinde, narsisistliğinizin elinde hiç olup gitmeden, onun değerinden anlamak, korumayı bilmektir. Korunduğunda, kendini yaşayabildiğinde, onun ne kadar diğerkâm, başkacıl, cömert, altın gibi bir kalbi olan, herkesin hayatına anlam katabilecek, güzellik getirebilecek ışıgı olan, içtenliği, yârenliği olan, eline geçen ilk fırsatta kimsesiz çocuklara annelik etmek isteyen, genç, cesur, dolu dolu bir kadın olduğunu görürsünüz..

Gülten Dayıoğlu, Yeşil Kiraz; Hande Altaylı dizi haliyle Kahperengi/Merhamet.. ( dizi yorumlarına katılmıyorum bu arada, kadın haklarının belkemiğini koruyacak şekilde, tarihi psikanalize bağlı kalacak şekilde, detaylar zenginleştirilerek yeniden yorumlanmaları gerektiğini düşünüyorum. )

Yeditepe İstanbul, Olcay, bir kadın kendi ayakları üzerinde durmaya ne kadar kararlı olduğunda, kapısını çaldığı mahalleli de, ona da, sanatçı ruhlu kızına da sahip çıktığında, herkes birbirine saygı duyduğunda, bu yeryüzünde izlediğiniz izleyebileceğiniz en kutsal tiyatro eseri. İnsancıl, dokunaklı ve erdemli <3

Pretty Woman, isterse o kadın sokak kenarında bulduğun bir eskort kadın olsun, ona hak ettiği değeri verdiğinde, meğer ondan prenses hayat arkadaşı yokmuş..içten, samimi, güler yüzlü, pozitif, akıllı, şefkatli..

Adamlık, medeniyet, modernlik, o filmde Richard Gere’in yaptığıdır; bir kadına istediğin muameleyi yapıp, sonra da ne hali varsa görsün demek değil..

Narsisistler, kâğıt üstünde havalı, artist, özel, vaat edici görünebilirler, gerçekte size hiçbir zaman gerçek değerinizi görebileceğiniz bir hayat yaşatmazlar. Gerçek değerinizi de yaşatamazlar; size yapıcı, yaratıcı, yaşanabilir, sürdürülebilir, nefes alınabilir, değerleri korunmuş, erdemli, onurlu, saygın, güçlü, mutlu, canlı, renkli, cıvıltı içinde bir yarın getiremezler.

Kendinizi, hayat programlarınızı yaşayamazsınız.

Değer yargıları sakattır, kendilerini de zayıf, yetersiz, eksik, hatalı, suçlu, kotu değersiz bulurlar, dışarıya belli etmemek için 40 takla atarlar..

Hayata da, dünyaya da, diğer insanlara da, değersiz bakarlar, değersiz davranırlar, değersizleştirmeye çalışırlar.

Bir insan ne kadar narsisistse, o kadar kişiliği yoktur. Narsisist adam mı, tamam o kadar adam değil. O kadar aradığınız adamlığa ulaşamayacaksınız.

Kâğıt üstünde çok yüzeysel bir şekilde değerlilermiş gibi görünür, imaj olarak onu vermeye çalışırlar, ama gerçekte çok zayıftırlar, psikolojileri, yıldızları, akılları, ruhları, kişilikleri çok zayıftır. vaat ettikleri gibi taşıyamazlar, veremezler, gerçekleştiremezler, yoktur.

Kendileriyle, hayatla, dünyayla barışık değiller.

Mesele de o.

Dışarıdan ne kadar dışa dönük görünsünler, konuşkan davransınlar, ahkam kessinler, gerçekte dışarıya o kadar kapalıdırlar, insana, dünyaya o kadar kapalıdırlar. Ağızları da ezbere, boş, bilmiş konuşur. Kafalarındaki hasta yargı dünyasıyla yasarlar, kendi özlerini gizlerler, kimse onları görsün, anlasın, onların derinine ulaşsın istemezler. Çünkü kendilerini de beğenmezler. Çirkin görülmek istemezler. Kendi kuruntularıdır.

Sizi kendilerinden uzaklaştırmak için öyle artist konuşurlar mesela; mesele sadece havalarını atmak istemeleri değil: onlara yakın olmayın, onların içini görmeyin; çünkü zaten Sırlar Alemi'nin Kraliçesi Şeytan'ın psikolojisidir narsisistlik..O da sır olarak kalmak istiyor. Açığa çıkma korkusu yaşıyorlar, sır kalırlarsa, içleri içte kalırsa, özelliklerini, özel olmayı öyle koruyabileceklerini, öyle değerli kalabileceklerini düşünüyorlar.. Kendilerini ortaya koyarlarsa hem yargılanacakları hem de diğerlerini değersiz gördükleri için, onlarla bir olarak, değersizleşeceklerini düşünüp, anksiyete yapıyorlar.
Suçluluk psikolojisinde mükemmeliyetçiler..Onlar suçlu, düşük, kötü; ben onlardan değilim..Yaşadıkları aşağılık kompleksi bu..

Sıkıntı da burada, akli dengesizler, tutarsızlar; bu kadar patolojik bir psikoloji içinde oldukları halde, günlük hayatın içinde her yerdeler, her ortamda da en tepeye onlar kurulmaya çalışıyor. İnsanlar da anlıyor bu narsisistlerde, rahatsız edici, itici bir durum var, ama adını koyamıyorlar..Onlar neyle karşı karşıya kaldığını anlayana kadar da o narsisist çoktan o ortamda artık kimi, neyi kendine hedef seçtiyse, yem seçtiyse o kişiye/şeye vereceği travmatik yarayı, katliamı çoktan vermiş oluyor..

Küçük beyinlerinde yaşadıkları için, gerçeklikten kopukturlar, gerçek ve gerçekçi değillerdir, bilge ve yüce akıllı, büyük düşünür değillerdir.

Kimsenin de gerçekliğini hissedemezler, anlayamazlar, zombi gibiler. Kafaları ne buyurursa, istediğiniz kadar konuşun, boşa konuşursunuz. Kendilerini neyi, nasıl uygun görürse, doğru bulursa öyle davranmak ister. Birçok şeyi de görev icabı yaparlar.

Herkesi dışlarlar, uzaklaştırırlar. Bana yakın olmasınlar. Hem açığa çıkma korkusu, hem hasta yargı dünyalarıyla başkalarını küçük gördükleri için, ben onlardan değilim, deme arzusu.

Özellikle değer yargıları sakat olduğu için, küçük gördükleri insanlarla yakınlaşmaya hiç gelemezler.

Hele onların özel bir şeyler yaptığını görmeyi hiç çekemezler, bunlar nasıl yapar?

Akli dengesizler, hem insan sevmezler, insancıl değillerdir, hem de ona ‘tam da sensin’ desinler isterler.

Yolunuzdan çıkarsınız, insanlıktan çıkarsınız.

Herkesin hayatını katlederler.

Kendi patolojik yargı dünyalarını, zevkten, beğeniden anladıklarını matah bir şeymiş gibi dayatırlar, çok biliyormuş gibi hiçbir şeyi de beğenmezler.

Tarihinizin akışını bozarlar, tarihinizi sağlıklı, ilerleyen bir akışta yaşayamaz hale gelirsiniz. Koya koya gidemezsiniz. Kendinizi başaramazsınız.

Sizi hayattan alıkoyarlar. Travmatik hatıralar verirler.

Kemiğinizi iliğinizi kuruturlar.

Psikolojiniz, yıldızınız, enerjiniz, moraliniz, hevesiniz, heyecanlarınız tükenir.

Hayatı yaşamanın anlamını kaybedersiniz.

Çünkü onlar öyle hisseder, esas onlar bulamaz hayatı yaşamanın anlamını, size de kaybettirirler.

Hem bireysel olarak, hem toplumsal olarak.

Narsisistlik disleksi sonuç verir.

Şeytanın, Güney Düğümü’nün psikolojisidir narsisistlik; şeytan'ın hastalığıdır disleksi. Bir şeye şeytanlık, narsisistlik sirayet ederse, disleksi ortaya çıkar.

O yüzden 'şeytana pabucunu ters giydirmek diyorsunuz'. Ayakları ters değil geri zekâlılar, disleksi hastası.

Ayakları baş ederseniz de, artık egolarınız şeytan'a pabucunu ters giydirecek hale geliyor demektir, şeytan'a yeterince hak veriyorsunuz demektir, çünkü o'ydu 'bu insanoğlu ciğ süt emmiş, cehennemi yaşasın' isteyen, şeytan'ın 40 satır'ı kazanır..Bütün kartlarını 40 satır'a oynamış bir intikam bekçisi..Odur ağır ahlak bekçisi ve odur çok mükemmeliyetçi olan; tam da eline saymış oluyorsunuz..Bu düzeni ne güzel kurduk sanarken, kendi yarattığınız cehennemi yasarşınız..

Şeytan size dünya'yı yaşatmayacak yani, istediğine istediği kazayı vermek istediği, istediğinin hayatıyla istediği gibi oynamak istediği bir 40 satır'ın ve bir cehennem distopyasının peşinde..Üstüne o da satılık; şeytan ne anlar teknolojiden, robottan..Robotik Sineklerin Tanrısı'na satılık..Size servis edilen uzaylı görsellerine iyi bakın, sinek, böcek beyin koca kafalar..O kafa ne kadar büyükse, içi o kadar sığ.. Onlar karanlık yıldızlar; o dünyalarda hayatların bir değeri yok, uzun vadeli düşünemezler, yapıcı ve sürdürülebilir hareket edemezler..Sadece kısa vadeli ve günü çıkarmalık, panik içinde, ölüm anksiyetesi içinde, tamamen tüketmeye, harcamaya dayalı hareket ederler..Organik çözümler üretemezler, organikliği koruyamazlar..Plastik ve robotiklerdir..
Neslican Tay'ın yaşadıkları da size örnek olsun; ağızlarından Karadeniz'i düşürmüyorlar, Karadeniz'in kanser sorununu organik yollarla çözmek yerine, o güzeller güzelinin kolunu, bacağını koparmışlar, kolunu kanadını kırmışlar, insanın içi parçalanıyor..Kazım Koyuncu herkesin içinde bir hüzünlü yara..
Ayaklar baş olursa, Güney Düğümü doğanızı ele geçirirse, elinizdeki son umudunuz olan 24 saatinizi de panik içinde, bencillik içinde yaşar hale gelirsiniz, yarınları yaşamayı, sürdürülebilir olmayı kaybedersiniz, kaynaklarınız tükene tükene biter..Elinizdeki bilgisayar teknolojilerini istatistiğin onuru için kullanın, sınırlarınızı kontrol etmek için kullanın, nüfus planlaması için kullanın; kör göz harcamak için ya da kitle kontrol silahı olarak kullanmak için değil..İstatistiğin onuru ile oynamayın, dönüşü olmayacak..

( burada bir parantez daha açayım; şeytan medikal olarak disleksi ve disleksisinden ötürü de disotonomi hastasıydı..ama ben burada narsisistlik disleksi sonuç verir derken, bir şeye şeytanlık sirayet ederse disleksi sonuç ortaya çıkar derken, psikolojik ve felsefi anlamda kullanıyorum. Sözüm tabi ki gerçek medikal olarak disleksi hastası olan masumlardan meclis dışarı. Ne demek istiyorum; örneğin, şu an her gün sosyal medyada yüzlerce içeriğe maruz kalıyorsunuz, ama artık aksine insanlar akli melekeyi, olgunluğu, beyninin disiplinini kaybetmeye başladı.. bırakın akıllanmayı, giderek sığlaşıyor, giderek daha kısa/net madde halinde hazır sunulmuş içerikler istiyor, giderek beyni daha da tembel, yorgun, düşünemez hale geliyor..Giderek de yalnızlaşıyor ve bencilleşiyorsunuz..Kağıt üstünde adı sosyal medya, ama aksine artık herkes çok yalnız..Sizi hayattan ve doğal, gerçek, dokunarak yaşanan, dışarıda, doğada olan hayattan, insani bağlardan ve paylaşımdan koparıyorlar..Bu işte disleksi sonuç vermek; en doğru, güncel, çağdaş, gelişmiş olanı yapıyorum saniyorken, tam tersini yaşamak..bu bilgisayar programları bambaşka psikolojilerde de kurgulanabilirdi; sineklerin tanrısı'nı gelişmişlik sanan bilim adamlarınız ve yatırımcılarınız yüzünden güney düğümü'ne alter içindesiniz..)

Güney Düğümü, sırlar alemi, karanlık yıldızlar, uzayınızın ayak tarafı, zehir zemberek tarafı. Uzayınız yay gibi döner, ona zemberek denir. Bunlar konum olarak da aşağıda olan, aşağılık kompleksi olan güney düğümü tayfa..

Omurgasızlar, sürüngenler, sömürgenler, yeraltı varlıkları, yeraltına kök salanlar, yeraltı olayları, mantar gibi çoğalanlar..Şeytan da baş Candida..

Mantar büyümesi en sinsi hastalıklardan biridir, hemen göremezsiniz, MRI gibi kazaların organik değil, plastik sonuçlarını gösteren test teknolojileri göstermez ( tetkikte sadece MRI teknolojisine dayanmak yanıltıcıdır, lacking hareket etmektir..nasıl tarif edebileceğimi bilemedim.. ) Söz konusu mantar büyümesi olduğunda gazeteci gibi peşine düşmeniz gerekir. Nasıl bir mantar büyümesi girdiği organı sinsice kurutur, en son o organ yetmezlikten vefat eder, güney düğümü büyümesi'nden de, ayakların baş olmasından da, Kuzey Düğümü yetersiz hale gelir, sisteminiz düşer, kara deliğin dibini boylarsınız; bunca reenkarnasyon hakkını nasıl bu kadar şeytanlığa harcadınız da sisteminizi yaşatmak yerine, kurutup, düşürdünüz, kara kara düşünün bakalım..Kara delik uzayınızın yıkama programıdır; düşerseniz, zaten sisteminiz düşecek kadar patolojik hale gelmiş demektir, hasta bedenlerinizi ve çöplüğünüzü başka uzay almayacaktır, bu uzayın çöplüğü bu uzayda kalır..Kara delik de bütün olayları sondan başa yaşatır, ne halt yediğinizi bilin diye..Dibindeki kronun 40'ta biri ışıkta bile bir güneş patlaması genetiğini taşıyabilecek güneş sistemi olasılığı vardır. Ama tabi ancak bütün olayları eritene kadar..Kaç bin yılsa o kadar bin yıl düşenler özgür olamayacak demektir, akıllanmayanlar özgür olamayacak demektir, haramiliğe kazandıranlar özgür olamayacak demektir..

Mantar büyümesi de, Güney Düğümü'ne hak kazandırmak da, kronik yorgunluk sendromuna sebep olur, hayatlarınız ağırlaşır, enerji yetersizliği yaşarsınız..Aynı hücrenin mitokondirisi hem size hem o mikroplara hizmet edemez..Bilim, hücresel boyutta neyse, uzay boyutunda da, güneş sistemi boyutunda da o..Güneş sisteminiz de enerji yoksunluğu ve yorgunluk çeker..Birileri yere çakılır, birileri de ben ne güzel yaşıyorum bu dünya'yı diye keyfine bakar..

Dişleri de, akılları da zehirlidir.

Hastalıklar, kazalar, onlardan ve onlara uyanlardan gelir.

Allah'tan kötülük gelmez! Allah ve Kuzey Düğümü size bir umut yaşayın diye hem bu dünyayı ve doğayı verip, hem de kazayla sınamazlar..Kazalar, hasetliğinizle, fesatlığınızla Güney Düğümü'ne hak kazandırırsanız, hak bulan Güney Düğümü'nden gelir..Sırlar Alemi'nden çıkıp çıkıp gelirler, hak bulabilmek için sizi didik didik ederler..Bütün uzay hak üstüne, Güney Düğümü de olsalar hak bulmadan hareket edemezler..Ha ne var, Şeytan işine gelmediği için önce iyiler elensin, susturulsun ister..Eğer bu dünya'da bir masum vadesinden önce kaybediliyorsa, etrafındakiler o iyiliği korumak yerine, güney düğümü'ne nasıl servis etmiştir, siz düşünün..
İyilerin hakkını vermeyi ve korumayı bilin; onlar uçup gider, siz kendi kıyametinizi yaşarsınız, kimse de sizin için bir şey yapamaz..Kendi kötülüğünüzün bedelini elbette ödersiniz..
Yapıcı olmayı da, af dilemeyi de bilin; iplerinizi başka canlıların eline verirken de 2 kere düşünün..
Örnek, Uğur Mumcu, katillerini ve haklı sesini boğanları neden affetsin mesela? Hakkını aramayanları neden affetsin mesela?
Bir daha bu dünya'ya ayak basmaz, Allah'ın bağrında aydınlık başka bir yıldız sistemine gider, ışığını, nefesini oraya taşır, siz de yarın yaşayacağınız bit sürüsünde o uğur böceğini diz çöker mumla ararsınız..

Ne özrünüz kabahatinizden büyük olabilir, ne de kabahatiniz özrünüzden..
İnatla kötülüğü ve bencilliği sürdürecekseniz, inatla zehir zemberek olmayı sürdürecekseniz, tamam yapabilecek bir şey kalmıyor; kendi seçiminiz olur..
Allah da affetmez, arada Allah yok çünkü; arada kimin hakkına girdiyseniz o var..

( Yusuf'un üstünden 3500 yıl geçmiş, bu dünya'da artık bir tane bile Yakup kalmaması gerekirken, ben en cehennem kazayı hala Yakup'um olmuş insanlardan yaşıyorum.. Yusuf 11 yıl hapis yatmış, ben hücre hapsinden beter haldeyim, kızkardeş yerine koyduğum bir insan aşağılık kompleksinden, kıskançlığından kudurduğu için; hastalığı verdi, elini kolunu sallaya sallaya kendi egosunun peşinde; iyileşemezsem hakkımı helal etmediklerimin başında geliyorlar..Bu nefret söylemi ya da intikam meselesi değil, hak diye bir şey var, akli meleke diye bir şey var, etik diye bir şey var; ben mesela karşı tarafın doğum gününü kutlayacağım diye ben bu haldeyim, beni bir kere bile aramadı..tarihe not ve örnek olsun..denizkızı ariel bile kaç kere anlatılmıştır..)

Toksikler, psikolojik ve fiziksel olarak patolojikler.

Hasetlerdir, fesatlardır.

Kendi enerjileri, yıldızları, zamanları olmadığı için, çalacak hayat ararlar, güney düğümüne doğacak hak ararlar.

Seviyesizler.

Görgüsüzler.

Medeni değiller.

Tarikat zihniyeti gözetirler.

Kendi yapay örgütlenmelerini, kendi yapay mahkemelerini kurmak isterler, gayri resmi hareket etmek isterler.

Kuzey Düğümü’nün anayasalarını kendilerine tehdit olarak itham ederler.

Allah katında tarikat yok, Allah katı liberal..

( liberallik, kimse kimsenin sınırlarına, yaşamına, nefesine, onuruna, yıldızına, psikolojisine, yaşam hakkına tecavüz etmeyecek, olgun akli meleke gösterecek demektir;  kendini, özlük hakları korunmuş bir şekilde gerçekleştirebilecek demektir..Doğru yorumlayın. Allah katında zorlama olmaz; Allah, itaat, yalakalık beklemez. Allah, yalakayı n’apsın? Allah ve Kuzey Düğümü, bütün varlıkları olgun akli meleke, bilinçli hareket etmek, sorumluluk sahibi hareket etmek, 10 parmak matematik ve saygı üzerinedir..Allah'a gelince saygı duyun; kendinize gelince, kendiniz için ibadet edin. Bu dünyayı yaşanılır kılmak için, yarınınızı güvende ve sağlıklı kılmak için, sürdürülebilirlik için, ibadet gibi öğretiler ve bilgelikler var... Bu dünya için sizin sorumluluğunuz..Katleden, yıkan, yıpratıcı ve yorucu güney düğümü'ne hak kazandırmayın, sürdürmeyi sürdürün..)

Hep kurban-katil denkleminde yaşarlar; esas kendileridir ölüm makinesi, ölümcül, yıkıcı, bozucu olan, ama onlar kendilerini kurbanlaştırır.

Sizi bir şeyle taciz ederler, alanınıza girerler, sinirinize dokunurlar, özellikle psikolojik şiddet yollu bir yöntem seçerler, bilinçdışı uğraşırlar, terslerseniz alacakları cevabı alırlar, o cevabı aldıkları gibi de kendilerini kurbanlaştırma yoluyla, kendilerini haklı, üstün, özel göstermeye çalışırlar.

İlgi ve duygu somürüsü yaparlar.

Hep çok needy ve down olurlar. Bunu da özel insan olarak göstermeye kalkarlar.

Ajitasyon yaparlar, drama queen’lerdir, attention whore’lardır, iyi insanların yaradılışını sömürürler. İyileri de çekemezler, işlerine, planlarına gelmediği için harcarlar. ( hâlbuki hayatı ayakta tutanlar iyi olanlardır. )

Pireyi deve yaparlar, deveyi de pire yapmak isterler.

Akli dengesizlerdir. Yeterlilikleri, öyle bir yıldızları, zekâları olmadığı halde ayaklar baş olsun isterler. Ayaklar baş olursa, giderek delirirsiniz..Herkes giderek çok dengesiz, çocukca, ergence ve deli saçması şeyler yapmaya başlar...

Güç hırsındadırlar, güç isterler, güce taparlar, güç kaynaklarını ele geçirmek isterler. Güçlü insanları seçerler, onları yanında görmek isterler, kendi patolojik yargı dünyalarıyla küçük gördüklerini ya enayi mallarıymış gibi kullanmak isterler, ya da harcarlar. Acımazlar, empati, sempati duyamazlar. 5 duyu organları sakattır.

Aşağılık kompleksi yaşadıkları için, ben küçük insanlardan değilim gibisinden, toplumda güçlü pozisyonlar isterler, ama onlar için de gerekli beyin gücünü, disiplini, olgun akli melekeyi, etiği gözetmezler, önlerine kim gelirse, ne gelirse sömürerek elde etmeye çalışırlar.

Olgun, güçlü, kavrayıcı, omurgalı akli melekeye sahip değillerdir.

O koltukların da hakkını vererek yapamazlar. Sadece kendilerini göstermeyi düşünürler, her şeyi gösterişten, ibaret sanırlar, bencilce işgal ederler. Verici, cömert, yaratıcı, yapıcı değillerdir. Çünkü yok.

Suçluluk psikolojisinde yaşarlar, o psikolojiyi normalleştirmek için de, gerçekten suç da işlerler. Siz de ne kadar uyarsanız, o kadar suç ortağı olursunuz. Sizden suç ortakları olmanızı isterler.

Suçlarını normalleştirmenizi isterler.

Ün, şan, şöhret isterler, çünkü şeytan ergen-Bergen'dir ( gerçekten sahnelerin kadını olmak isteyen bir şeytan'ınız var, ama sesi cırcır böceği gibi), kimin sahne almasına, ünlü olmasına da o karar vermek ister; ama eğlence anlayışları bile sakattır, ergencedir, seviyesizdir; pavyon sahnesi, sirk, oyun parkları, arabesk, magazincilik vs. gibi..
Bu arada eğer şeytani bir şekilde ün kazanırsanız, eğer haksız yere ve sömürüyle ün, şan peşinde olursanız, şeytan çıkışta bedelini keser; 'sana yürü ya kulum ben dedim' der, tarifesini alır; ez cümle haksız şöhreti yanınıza bırakmaz..

Olgun sanat anlayışına sahip değillerdir.

Gerçek sanatçılar gibi, gerçekliğe dokunmayı, gerçekliği açığa çıkarmayı, analiz etmeyi, işaret etmeyi bilmezler.

Ahlak bekçiliği yaparlar, ama tam tersi sapıktırlar, sapıkça düşünürler, sapıkça davranırlar, sapıkça yargılarlar.

Histeriklerdir.

Şeytan/Medusa/Pandeli/Circe/Ner’giz, kendisi de beyaz yazma takan, kadınların kapanmasını isteyen, ahlak bekçiliğinde mükemmeliyetçilikten, suçluluk psikolojisinde mükemmeliyetçilikten psikolojisi bozulmuş, bu yüzden lezbiyen, tutarsız, sorunlu, psikopat, kastrasyon anksiyetesi bir kadın.

( sakız adası’na kendisine tecavüz etmeye gelenlere kurulmuş, onları domuza çeviriyor olabilir, öte yandan akli dengesizce, bilinçaltı fantezisi olarak, toplu tacize-tecavüze uğramayı kurgular, ben istemiyorum, mecbur kaldım, istemem yan cebime koy. böyle şeylerde detay vermek istemiyorum, gerçeklik adına mecburen yazıyorum. Voldemort’un gizli defteri, Harry Potter aktarıyor..)

Gözleri kedi göz değil, gözleri yılan gözdür. Size verecekleri hastalıklar da sizi taşa çevirir. Ben magmada yanan taşa kestim..

Narsisistlerin konuşmaları, yargıları da, sizi tasa keser; travmatik olur, donup kalırsınız, ömrünüzden yer..bir de kendileriyle gurur duyarlar, ben ne kadar artist konuşuyorum diye..

Kastrasyon anksiyetesi demek, penis kıskançlığı demek değildir. Dertleri iktidar olmak, üste çıkmak ama, penis için değil, en doğru, en yüce, en haklı, en özel beni görsünler; en haklı, en sevilen, sayılan, kabul gören, dinlenen ben olayım..
Kastrasyon anksiyetesi, suçluluk psikolojisidir (suçluluk psikolojisinde mükemmeliyetçiler) ve aşağılık kompleksidir ( bedenlerinden ya da hayatlarından, ailelerinden ötürü aşağılık hissediyorlar; şeytan'ın psikolojisi de o, güney düğümü meczuplarının da.. zaten birbirlerine oradan kenetleniyorlar ).

Kastrasyon anksiyetesi, kendini gizlemektir( o 3 yasta nasıl bir travma yaşanıyorsa, kendilerini en dibe gömüyorlar, alter başka bir ego çıkıyor, onu da diri tutmak, kaybetmemek için, nefret söylemi ile, sürekli başkalarını yargılamak ile besliyorlar).
Kastarasyon anksiyetesi yani, ben kendimi gizliyim, ama yine de beni beğensinler, en yüce, haklı, doğru ben olayım, baş tacı ben olayım, demektir. Ayaklar baş olsun, istemektir.
Eşcinsellik psikolojik bir sorun demiyorum, ama eşcinsellerin de sorunlu bir psikolojisi var, diyorum.
Eşcinsellikte genetik ve fiziksel faktörlere de bakmanız gerekiyor..Tarih genetik demektir, genetik tarih demek..Şu an genetik aktarım olarak da soyunuz giderek eşcinselleşiyor..Şu an doğanın dengesini bu kadar bozuyorken, artık bu kadar sadist, şiddetli, bencil hale geliyorken, tabi ki sevgiyi de, sevilebilir olmayı da, yaşanılır olmayı da kaybediyorsunuz; doğanız da kısırlaşıyor, eşcinsellik de artıyor..Bir şeye şeytanlık sirayet ederse, kemiğiniz, iliğiniz kuruyana kadar kısırlaşırsınız..Doğa, Venüs, Kuzey Düğümü intikam almaz; ne ekerseniz onu biçersiniz..

Güney düğümü, şeytan, güney düğümü'ne uyanlar, narsisistler, gizli ajanda ile hareket ederler; bir var, bir yok hareket ederler, bir görünür, 2 kaybolur, 1 iyi davranır, 5 iticidir; bilgi gizlemeyi de, gizli saklı hareket etmeyi de, kendilerini özel kılacak, diğerlerinden farklılaştıracak bir tutum olarak görürler. hani sanki onlar fildişi kulede kimse o kuleye çıkamaz, onların yaptığını yapamaz, en özel onlar hareket ediyor, onlar biliyor; paylaşımlarını da kafaları ne buyurursa onun izin verdiği ölçüde göstermelik yaparlar.

Dürüst değillerdir.

İkiyüzlüdürler. Kendini ya da mahremiyetini korumak için beyaz yalan söylemenin ötesinde sağlıksız, rahatsız edici bir tutum. Çünkü karşı tarafı hedef alırlar.

Muhabbetin içinde de, sessizliği psikolojik şiddet aracı olarak kullanabilirler. Konuşmanız psikolojik şiddete uğrar, duvara çarpmış gibi olursunuz.

3 yaşını aşamamış ergenlerdir. En önce annelerini tolere edemiyorlar. Annelerinin kendini yaşamasını ve cinselliğini, bedenini tolere edemiyorlar. Annelerini, çirkin, sevgisiz, değersiz, günahkâr, düşük görüyorlar. Anneden tiksiniyor veya rahatsız oluyorlar..

Sonra kendilerini sevgisiz dünyaya gelmiş çocuk olarak görüyorlar, nasıl tarif edeceğimi bilemedim, söz meclisten dışarı, kendilerini p.. kurusu gibi hissediyorlar, istenmeyen çocuk gibi hissediyorlar. Kendilerine, annelerine, kadınlara, hayata, dünyaya sevgi, saygı duyamıyorlar. Bedenleri ve hayatları ile barışık değiller.

( Lezbiyen örneğin, kız gibi olursa aşağılık bir şey yapacakmış gibi hissediyor..gaylerin de sorumluluk mekanizmaları travma yaşıyor; ben bu baba gibi olmak istemiyorum, hatta ben de anneyim, kadın olmak güzel, ben de çok güzel giyinirim, ev kızı olurum, size börekler açarım, biri de bana sahip çıksın, beyim bilir, ben karar vermeyeyim..ortaya gündelik hayatta başka bir tablo çıkıyor, ikisi de heteroseksüel kadının kendini yaşamasını kıskanıyor, yarışıyor, onu hedef alıyor, onu yargılayıp, kendini onun üzerinden yüce göstermeye çalışıyor, onunla uğraşıyor..)

(Gayet normal evlilikler içerisinde ve iyi annelerden doğmuş olsalar bile, narsisistlerin kendini p..kurusu gibi hissetmesi, sanki atıl, sevilmeyen çocuk gibi hissetmesi kendi kurgularıdır ve şeytan'ın psikolojisidir.. o atıl kız çocuğuydu çünkü, öğrenince delirdiği şeylerden biri bu..Çünkü disleksisinden ötürü tek yaşadığı sorun cinselliği değil, disotonomi hastasıydı..anne soyuna bilendiyse, bir sebep de bu rahatsızlık oluyor; beni neden korumadınız, annem beni neden korumadı -lily potter ve harry potter'dan size örnek olsun- niye Ederlezi bir şey yapmıyor, üstüne de bu annenin bedeni nasıl ki beni böyle kötü bir rahatsızlık buldu, bu anne olmaz olsun.. annesinden gelen her genetik aktarımdan kurtulmak istiyor, vaftiz psikolojsine kapılıyor; ben bu anneden arınayım..disotonomi, zor bir rahatsızlık; benim de şu an post viral sendrom olarak yaşadığım, en ağır seyreden rahatsızlıklarımdan biri bu..ben de solağım örneğin, böyle olunca bu hastalığa daha yatkın oluyorsunuz, hem genetik hem bağışıklık sistemi rahatsızlığı..yaşadığınız enflamasyon sinir sisteminize zarar veriyor, nöroimmun rahatsızlıkları ortaya çıkıyor..bütün organlarınız adrenalin içinde, disotonomik çalışıyor; her fiziki deformasyon gibi, nöroenflamasyon, karın enflamasyonu, varsa nöropatiler, iyileşmesi mücadele ve sürekli dinlenmek isteyen, belirli limitte hareket edebildiğiniz için büyük sabır isteyen bir rahatsızlık..kasti bir şey değil..şeytan'da o sabır yok, göklerden istiyor, duayla istiyor..meditasyon bile emek ve akıl ister.. disotonomiyi ayrıca kaleme alacağım, şeytan'ın intikam yemini olarak, size 40 satır'da en çok yaşatmak istediği bu rahatsızlık...ayakları baş ederseniz sizi bekleyen en büyük tehlikelerden biri bu olacak, doğanızdan toplumunuza, uzayınıza, disotonomik hale gelmek; su an güneş'iniz bile taşikardi, 3,5 atıyor..disotonomide, tuz, su ve enerji kaynaklarınız yetersiz hale gelir..hastalıklarınız, disotonomi ve kronik yorgunluk sendromu, diyabet gibi enflamasyon ve patojen büyümesi kaynaklı hastalıklar olmaya başlar..detoks ihtiyacınız artar..akli dengesizlikler artar..insanlarınız olmadık şeylere olmadık tepkiler vermeye başlar..doğanız olmadık olaylara olmadık tepkiler vermeye başlar..kaynak yetersizliğinden, toplumun ihtiyaçlarını karşılarken dengesizlikler ortaya çıkar; 1'i işini görür, 5'i ağlar...gibi gibi..uzayınız, doğanız disotonomik hale geliyorsa, en büyük yaşam kaynağınız, en büyük şifa kaynağınız, ihtiyacınız olan tam da kutsal hayat ağacı olan zeytin ve dut ağaçlarıdır..venüs'ü onure etmek için söğüt ağacıdır..ve tabi diğer kuzey düğümü'nün bağrında kutsal fidanlar ve tohumlar..asma gibi..bu dünya bu haldeyken Venüs'ün onurlarının da, Allah'ın da, tabi benim de son affedeceğim şey, zeytin ağacı sökmek olur, bundan öte şeytan'a hizmet etmek yok çünkü..net uyarımdır..)

Kastrasyon anksiyetesi ve narsisistlerin psikolojisi, kimse beni görmesin, bana da sen kötüsün, namussuzsun, hatalısın demesinler, çünkü anne, abla, artık her kimse, abi, baba vs, onlar kotu, ben onlardan değilim..Hatalı olmayı ve eleştirilmeyi tolere edemezler. Buluttan nem kaparlar.
Ayakları baş ederseniz, buluttan nem kapacak hale gelirsiniz, hem psikolojik hem medikal olarak..

Başımı kapatayım, örtüneyim, adımı değiştireyim, sır gibi saklanayım, kendimi gizleyim, içimi gizleyim, kimliğimi gizleyim, cinselliğimi de bak o kadınlar gibi yaşamıyorum; o kadınlar kötü, ben değilim, hatta ben lezbiyenim, ben sizin kankanızım tamam mı 40 haramiler; ben en namuslu kadınım, ben en doğru, haklı, akıllı kadınım, beni seçin, bak şimdi güzel abicim, bu 40 haramileri kimse benim gibi sevemez, bu güney düğümü ucubelerini kimse benim gibi sevemez, siz de deyin ki, en yüce, haklı, onurlu, namuslu Şeytan Karısı..Yargıçlığı, yöneticiliği de bana verin, ben çok biliyorum bu dünya nasıl yönetilir; Kuzey Düğümü uzayı korumak için koyduğu anayasaları ile bize kötülük ediyor(?!), onları alaşağı edelim, bu uzay nasıl yönetilir, ben size göstereyim.

Allah öyle yapıyor sanki?!

Allah, ahlak bekçisi değil!

Bu arada bak çok masumum ya, beyaz yazma da takıyorum, en namuslu benim, Odysseus da benim olsun. Gerçekten masumiyet için 'ak' renge takık, kendi de beyaz yazma takan bir şeytan'ınız var; onun başı bağlı imiş, o çok bakire, masum, namuslu vs imiş, sakız adası'nda rakı bile ağzına koymazmış, o zaman Odyssesus'u o hak ediyormuş..Ahlak bekçiliğinin en yüce tavır olduğunu düşünüyor, ahlak bekçiliği üzerinden kitleler yaratıp, baş olmak, istediklerini elde etmek istiyor..Kadınlar da onun gibi kutsal olmak istiyorsa, başını kapasın, bakire meryem olsunmuş vs.. bir gün çok ahlak bekçisi olursanız, siz de meryem ana olabilirsiniz...(meryem ana'nın psikanalizini sonra konuşalım, derin mevzular..ağır hastayım, her şeyi açıklamaya kondisyonum yok..isa, çocuk olarak masum )

Benim oğlum, benim oğul soyum yürüsün; en yüce, Odysseus ile benim ilişkim olsun, benim oğlumun soyu olsun. Erkekler bana tapsın.

Küçük Kara Balık’ı da recm edin, ona kahpe deyin, taşlayın, yanına bırakmayın, nefes aldırmayın..

En büyük bilenmişlikleri bir kadının kendini yaşamasıdır.

En büyük kıskançlığı, küçük kara balık’tır. Sesinden, endamına, içten sevgisine, sevilmesine, içten gelen güzelliğine, yıldızına, sanatına, değerlerine, maneviyatına, her şeyine bilenirler..

Oysa, odur azize; oysa, odur beyaz gelincik.. oysa, odur bu Dünya’nın tiyatrosunu sırtlamış, herkesin dilinden, ruhundan anlayan, doğaya nefes aldıran en olgun çiçek soğanı..

Masumiyetini, iyi niyetini, bütün Kuzey Düğümü’nün bildiği, Omelas’ın bodrumundaki kız çocuğudur..

Narsisistler, şeytan, al karısı ( tilki kadın, küçük çakal, kafada 40 tilki bi o akıllı ) güney düğümü, patolojik kıskançtırlar.

Başkasının güzelliğini, hayatını değerli yaşıyor oluşunu çekemezler. Az buçuk kafanızı kaldırın, bu beni geçemez ya da geçmesin diye, gagalayacak, küçük düşürecek yer ararlar.

Genelde de bel altı vurmaya çalışırlar, bir suç, sorun olmadığı halde kafalarından element uydurdukları ahlak üzerinden yargılamaya kalkarlar.

O kötü kadın, o değersiz kadın, o alçak, bak şunu eksik, noksan yapıyor; ben çok özelim, yükseğim, beni sevin, bana değer verin..

Söz konusu diğerlerine gelince onları sürekli aşağılar, aşağı çekmeye çalışırlar zaten.

Kendileri ne kadar aşağılık kompleksi yaşıyorsa, sizi de o kadar aşağı çekerler.

Yanlarındaki partnerleri de dahil. Onlara da kendilerini yaşatmazlar, hayatlarına el koyarlar, kendi akıllarına kilitlerler, kendilerine hizmet ettirirler.

Narsisistler, gerçek sevgiyi duyamaz, veremez. Herkesi kucaklayacak kalbe sahip değillerdir. Anne yüreğine sahip değillerdir. Şefkat ve vicdan duymazlar.

Size baharı, sevinci, neşeyi, heyecanı, hevesi, festivali, cenneti veremezler. Vermek de istemezler.

Anne bedeni, kadın bedeni günahkâr değil!

Bu Allah’ın yargısı, emri değil, tam tersi..

Allah, iyi niyetin, masumiyetin ne olduğunu biliyor.

Anneler, anne sütünüz, anne kucağınız, anne karnınız..

Kadınların ruh ve beden sağlığını koruyun.

Küçük kara balık söz konusu olduğunda, dağdan gelip, bağdakini kovma hesabı, yargılayıp, masum bebeği bile ölsün isteyen de yine dağ keçisi şeytan. Obsesif inatçı, kafaya kilitlediği yargıdan, intikamdan başka bir şey düşünemiyor.

Yasak elma odur. Kız Kulesi’ne giren içi kurtçuklu meyve sepeti..bu bebeği bir yılan öldürecek demişler, üzerine lanet koymuşlar, şeytan ayrıntıda gizlidir, şeytan sinsidir, prensesi beklemedikleri bir şekilde içine düşen bir kurt kemirir..

Narsisistler, kadınlara saygı duyamaz, kadınların kendini yaşamasını tolere edemez. Partnerlerine de yanlarında taşımalık çanta muamelesi yaparlar. Proje olarak görürler, imajına, tiyatrosuna uymasını isterler.

Sağlıklı cinsellik, cinsel hayat yaşayamazlar.

Sağlıklı erginlikte, olgunlukta bedenlerini, cinselliklerini ortaya koyamazlar.

Allah’ın tarikatında erkek çocuklara bile tecavüz etmişler, öyle yapınca tecavüz olmuyor sanki.

Aile babası, gaylerle girmediği ilişki kalmamış, öyle yapınca aldatma olmuyor sanki.

Ergin yaşta, normal şartlarda kız arkadaşa sahip, elini sağlıklı bir şekilde tutup, öpmek varken, geçinemiyorsa da karşı tarafın psikolojisine dokunmadan, yaralamadan, süründürmeden, olgun bir şekilde ayrılmak varken; ben şuna sürtüneyim, tersten ilişki vs. teklif edeyim, demesinler bakire kadına dokundu, sonra nasılsa evlenmeyeceğim, bak hadi yallah, sen zaten benim gözümde değersiz, alçak, çirkin kadın falansın, ben de dokunmadım tamam mı, ona göre, biz beraber değiliz, ben kendime masum evlenilecek kadın bulacağım..böyle yapinca sapıkça olmuyor sanki, hatta esas böyle en sapıkça ve travmatize edici olanı yapmış olmuyorlar sanki..

Böyle leş, seviyesiz, aşağılık değiller sanki..

Bir kadının kendini yaşamasını, gerçekleştirmesini, başarmasını her kıskandığınızda, engel olmaya, mani olmaya kalktığınızda, korumadığınızda, baskı, zulüm, şiddet gözettiğinizde, haksızca ve saygısızca sömürmeye kalktığınızda, kullanmaya kalktığınızda, medeni hukuk dışı, akli meleke dışı yargılamaya kalktığınızda, ona karşı hasede, fesada giriştiğinizde, Şeytan’a uyuyor olacaksınız, Al karısı'na uyuyor olacaksınız, cinsellikle barışık olmayan güney düğümü'ne uyuyor olacaksınız.

O da erkek bile değil, patolojik, psikolojisi bozuk bir kadın.

Siz doğanın dengesini bozdukça, toplumunuzdaki sevgi dolu aile birliklerini kaybettikçe, kadın haklarını ezdikçe, cinsel suçları azdırdıkça, daha çok eşcinsellik görürsünüz. Artık yapıcı olmaktan çıkıyorsunuz.

Maddi manevi hiçbir sömürünün, tacizin, tecavüzün, nefret söyleminin, kindarlığın, şiddetin, kavganın, gürültünün, kıskançlığın, hasedin, fesatın, bir akıllı kendini sanmanın, ikiyüzlülüğün, toksikliğin, birilerini yolundan, insanlığından çıkarmanın hiçbir zaman affı yok!

Başkalarının hayatını mahvetmiş olursunuz çünkü..

Eliniz bile 10 parmak, 10 akli meleke tecelli eder.

Eliniz bile 10 parmak, saymak ve saygı tecelli eder.

Hak tecelli eder.

Etik tecelli eder..

Bu yeryüzünün en büyük şifası sevgidir. İçten, gerçek sevgi olmadan yaralarınızı saramazsınız. Yaşamanın anlamını bulamazsınız. Sürdürmeyi sürdürmenin anlamını bulamazsınız. Herkes kaybeder. Şeytanın, Güney Düğümü’nün, aşağılık kompleksli, negatif, nefret dolu narsisistligi kazanır.

Bir şeye şeytanlık sirayet ederse, kemiğiniz iliğiniz kurur, kısır döngü içinde debelene debelene kısırlaşırsınız..

Bu yeryüzünün en büyük yağmur duası, sevgidir. Hayat notlarını da baharın yağmur damlaları taşır. Eğer bu dünyada sevgi kalmazsa, daha fazla elinizde acı çekeceğini bile bile hayat veremezler.

Ne ekerseniz onu biçersiniz.

Bahar kutsaldır. Bahar yağmurlarıdır Kuzey Düğümü’nün hayat, şifa, iyilik, güzellik, sevgi notlarını yağdıran yağmurlar. Her bir yağmur damlası içinde bir hayat notu taşır. Mevlana size söyledi, sen okyanusta bir damla değilsin, bir damlanın içinde okyanussun..

Bulutlar ve bütün doğa beyaz gelincik’ten gelecek haberi bekler.

Prensesin uykusu o, yeraltının bütün kâbuslarını görüp gelen o, kış uykusuna yatanların hain planlarını duyup, bilen o, en büyük direnişçi o.

Son nefesinde bile bu doğa için, hak için, adalet için, denge için, sevgi için, yarınlar için, korumak, kollamak için, elinden geleni yapacak, söylemek istediklerini aktaracak ve belki de öyle can verecek.

Ben kendim için yaşamıyorum.

Yaşayamadım ki, yaşatmadınız...

Şarkısını Redd söylemiş, Prensesin Uykusu demiş, bana gelince hayat masalsız..

Ben olmasam bile bu çocukları masalsız bırakmayın.

(Bir toplumun gencinden umut edemezseniz, artık bir şey söylemenin manası kalmıyor.)

O bahar yağmurlarından sonra gökkuşağı açarsa, bir umuttur, size hala bu dünyada zenginlik var demek için açar. Ateş böcekleri çıkarsa, bir umuttur, size hala bu dünyanın bir anlamı var, hala büyülü anlar yaşanabilir, demek için yanıp sönerler. Orman ahalisi, yabani atlar ve geyikler dikkat kesilir, onları bekleyen geceyi bilsinler, su uyur düşman uyumaz. Kurtlar hazır ola geçerler, ormandaki dişi canlıların birinin bile saçının teline zarar gelmesin. Kelebekler kozasından çıkar, rüyasını kurdukları güzellikleri, hala değiyorsa, o kısacık ömürlerinde dünyaya kazandırıp gitmek isterler; sevmek 1 ömür sürer, sevişmek 1 dakika demişler. Eğer kelebekler hala rüya görebilirse, siz de görebilirsiniz, size zamanı, yarını onların uykusu kazandırır. Arılar bal yapar, kış uykusundan uyanan vahşilerin onunu kessin, tatlı yiyelim tatlı konuşalım..kunduzlar baraj yapar, kar çözülünce ırmaklar hemen taşıp gitmesin, suyumuz, bereket korunsun, bolluğumuz olsun, hem hayvanların yuvalarını, hem balık larvalarını da korusunlar..kuşlar cıvıldar, kim kiminle nerede ne zaman, nasıl olacak bu isler..ağaçlar, çiçekler polen saçar, tükenmeden alın, bu hainlerin eline geçmeden, rengarenk cana can katalım..

bahar kutsaldır..

Bugün imkânınız varsa, benim için bir çalıkuşunun kanadından tutun, bir kırlangıcın kanadından tutun, bir kekliğin kanadından tutun, en güzel dualarınızı okuduğunuz kuş yemleriyle kuşları besleyin; en güzel dualarınızı okuduğunuz balık yemleriyle balıkları besleyin..

Hayat’ı bahara cesaretlendirin <3

Sevgilerimle,

Zoey