Ayaklar baş olmuş, tam da bunların yaptığı bir şey işte..Başınıza beton yağacak, ne söyleyim?

Siz neyin sapıklığı, cehennemisiniz?

Siz nasıl bir iki yüzlülük ile psikolojileri bu kadar bozuk insanların egolarını kudurtup, onların sosyal medyada dehşet saçmasına sebep oluyorsunuz?!..

2 sickko like’ icin, doğrudan masum genc kız aşağılama, doğrudan masum genc kızlara şiddete, hakarete, nefret söylemine girecek bir söylemi, hasta egoları böyle keyif buldugu için, kapak yapıp, slogan yapıp, piyasaya sürmüşler..

İçerik de kendi ağır narsisist kişilik bozukluklarına akli dengesiz, gerçeklikten kopuk bir zırva…

Nurullah Eren’in Devran Bostancıoğlu karaktersizi ile kafa kafaya imza attıkları, ‘ben kaçarım matmazel’ sapıklığından bahsediyorum.

Kapakta ‘attention whore’luklari icin sapıkça masum genç kız sömürüsü var; izleyici küçük aptal ya, dikkati böyle çekeceklerini, böyle havalı olduklarını düşünüyorlar ( sakatlık orada zaten); içerikse, matmazel’in onurundan alakasız, kendi narsisist kişilik bozukluklarına leş gibi bir arabesk!
Sabırla okuyun..

Ben kaçarım matmazel’ söylemi, Nurullah Eren’in gerçekten sokak ortası bir genç kıza uyguladığı sömürü ve şiddet sonrası kullandığı, gerçek hikayesi olan bir konuşma..

Matmazel, gerçek bir genç kız yani..

O matmazel’in onuru, psikolojisi, hayatının değeri yok mu?

Siz bir kadının, en büyük travmalarının sürekli tetiklenecegi, ömrü hayatı boyunca karşısına çıktığı her yerde, duyduğu, gördüğü her yerde, hiçbir zaman kendine gelemeyeceği böyle bir söylemi slogan yapıp, piyasaya süreceksiniz de, o kadın nasıl yaşayacak?

Nurullah Eren öyle bir psikopatlık içerisindeki, bir dönüp de arkasına bakma gereği bile duymuyor, bir genç kadının cenazesinin üstünde tepinilmiş..

Hem de kendi sebep olduğu kötülükler üzerine..

O matmazel ne yaşam mücadelesi verdi..

Siz bu yeryüzünde bu kadar pisleşemezsiniz!

Bu kadar ikiyüzlü, bir akıllı kendiniz sandığınız sömürülere, şiddetlere, çıkarcılıklara imza atamazsınız!

Bugün bu coğrafyada bu kadar kadın katlediliyorken, böyle bir sapıklığı, şiddeti, biz kültür-sanat camiasinda tarih yazıyoruz, misyonluk iş yapıyoruz diye kullanamazsiniz!

İçerik bile akli melekesi sakat, asla malzeme edilemeyecek bir narsisist fantezi ürünü; neymiş bir sabah kalkıyormuş, herkesin dilinde kendi dizelerini duyuyormuş falan...Bu ne?!
( bu arada, bu eleştiri yazısıyla duyacak da, korktuğunuz başınıza gelir, yeryüzü kanunu, narsisistler açığa çıkma korkusu yaşarlar, çıkarlar da..)

Bu arada bir tutarsızlık, akli dengesizlik de oradan geliyor:

-Bir yandan, filmin kapağı ve sloganı öyle bir sallıyor ki, hem sanki bunlar çok cool, çok böyle ‘Behlül kaçar’ havasında artist erkeklermiş, öte yandan bunlar sanki çok kurbanlarmış, dram içindelermiş, zavallılarmış, hatta onlar külkedisiymiş, bu hayat onlara zormuş falan?!

Şimdi o Nurullah Eren’in şeytani narsisistliğini, ikiyüzlülüğünü, ortaya çıkan disleksi tabloyu, imza attığı psikopatlığı bir düşün?

Çünkü öte yandan, bırak kendini acındırmasını, hayat kurbanı gibi arabesk yapmasını, tam tersi işte, esas matmazel gerçek kurban..

Hem de en ağırından psikopat bir narsisistin eline geçmiş, ne yaparsa yapsın şiddetinden kurtulamamış oluyor..

Bu söylemi kapak yapmak demek, o demek..

Bir genç kızı eline geçirmiş, ilişki anlamında değer vermediği halde, yıllar boyu sürekli, sapıkça ve psikopatça elinin altında şiddet masturbasyonunu yapmak için kullanmak istemiş oluyor..

Elinin altinda pskopat psikolojisine gizli güç kaynağı tutup, ömür boyu onun uzerinden ego masturbasyonu yapmak için kullanmak istemiş oluyor..

Kan dondurucu!

‘“Nasılsa, o aşağılık, değersiz bir şeydir, sesi falan da çıkamaz, ben istediğime istediğim muameleyi yaparım, istediğim gibi de kullanırım, sahne benim”

Madem misyonluk iş yapiyorlarmis, yazacak başka şey mi kalmadı?!

Bu çünkü yaratıcılık ürünü bir dize değil!

Havalı, cool bir söylem değil..

Bunlar hem kız tarafı değil, erkek tarafı, hem de el bebek gül bebek hayatlarının içinde, patolojik kadın psikolojisi yaşıyorlar:

“biliyonuz kafama sıkıp gidebilirdim, hadi yine iyisiniz gitmedim, hala yaşıyom, benim akli dengesiz, mesnetsiz arabesklerime ‘like’ atın, ben çok biliyom, dramım çok özel..”

Aklınız alıyor mu?!

İntihar hatırası, kendi akli dengesiz ‘drama queen’liğiniz değil de, eğer gerçek bir ağır depresyon sonucu varılmış, gerçek çaresizlik içinde bir intihar düşüncesiyse, yaşayan için büyük onur acısı içinde kalınmış demektir..

Bu psikolojideki bir insanın da zaten bu dünyadan, hele ki insanoğlundan ‘like’ beklentisi, yeni gelinlerin sunum telaşı seviyesinde gösterisine izleyici beklentisi, materyal beklentileri olamaz!

Insanoglunun;

çiğ süt emmişliği..

bencilliği..

materyalistliği..

düşüncesizliği..

varlığına olan saygısızlığı..

gördüğü psikolojik ve fiziksel şiddet..

mobbing ve bullying..

dışlanma, ötekilenme, yalnızlık, tutunacak dal bulamamak..

sevilmemek, sevilebileceğine olan inancını kaybetmek..

bedenine gözetilmiş muameleden artık kendi bedeninin içinde bile nefes alamayacak hale gelinmiş olmak…

hele ki bir de gerçekten cinsel sömürüye girecek büyük beden yaralarına maruz kaldıysanız..

o bedene çok haksızca ve saygısızca dokunulup, kullanılmaya kalkıldıysa..

bedenini artık yaşayamamak, kendini artık insan içine çıkamayacağını hissetmek..

hayatın iyice ele ayağa dolanması, başarısızlık ve kayıp hissinin derinleşmesi..

yüzünü, başını kaldıramamak..

aldığı yaraların iyileşemeyecek boyutta büyük gelmesi..

kendini koruyamaması..

içinde tutmaya mecbur kaldığı sırlarının çoğalması..

hayatın, kendini yaşamanın ağırlaşması..

ve artık sürdürmeyi sürdüremeyecek hale gelmek...

İntihar ve ağır depresyon  budur!

Bunlarin neresi, Devran Bostancıoğlu ile Nurullah Eren’in 2 sickko like, 2 sickko gorunurluk için intiharı kullanmaya kalkabileceği insanlık acıları?! Bunların neresi?!


Kaldi ki bunlar, tam da Nurullah Eren’in kapakta kullanmaya kalktığı o matmazel’e bizzat kendisinin yaşattığı cehennem!

Pazarlanmaya malzeme edilemeyecek şeyler, her şeyi kendilerine drama queen malzemesi olarak kullanabileceklerini düşündükleri sakıncalı psikolojileri yüzünden, leş gibi bir seviyesizlikle, düşüncesizlikle, ekrana malzeme ediliyor..

Matmazel bile, kelime anlamı olarak, beyaz elbise giymeyi hak eden masum genç kız demek, beyaz gelincik demek, su gibi azize, melek kız çocuğu demek..

'Venüs’ün Prensesi' demek!

Siz neyin sapığısınız?

O zamanki haliyle bu şiddete ve sömürüye maruz kalmış Matmazel de gerçekten 21 yaşlarında, masum bir kadındı..kız tarafı olarak, gayet düzgün bir aileden, hatta Nurullah Eren’den bile bölümü, derecesi yüksek bir üniversite öğrencisi..Çok yönlü, sosyal hayatta vakıf, dernek işleriyle bile ilgilenecek kadar yapıcı çalışmalar içinde bir genç insan..

Nurullah Eren, hayatını zehir edene kadar..

İlişki açısından hiçbir anormallik yok; iki taraf da bekar, yaşıt, ortak arkadaşları aracılığıyla tanıştırılıyorlar, hatta bir de Nurullah Eren kızı testten geçiriyor, narsisist ya, bakalım kızı başında şapka olarak uygun buluyor muymuş, 'karısını şapka sanan adam', misali…

Kağıt üstünde hiçbir sorun ve sebep yok..

Buna rağmen, Nurullah Eren 'akılca sakat' olduğu için, böyle bir genç kız, Nurullah Eren tarafından sanki kızla sakıncalı bir ilişki yaşıyormuş gibi gizleniyor, genel-ev çalışanı bir kadından bile daha beter muamele görüyor, yıllara yayılmış bir şekilde saygısızca aşağılanıyor, ruh ve beden sağlığına zarar veriliyor..

Orada da bırakmayıp, bir de yayın yapılan her yere, ona uyguladığı muameleyi yıllarca slogan ediyormuş..

Bu slogan sadece bir özet, uzun süre devam eden bir psikopatlık söz konusu..

Kimse kimseyle arkadaş olmak, beraber olmak, bir ilişkiyi yaşamak zorunda değil..akli melekesi sağlıklı olan insan, insan gibi beraber olmak istemediğini söyler, tadında bırakır..

Karşı tarafın onurunu, yaşayacağı hayatı da düşünür..

Kendi akli dengesizliği ile laçka etmez..

Herkes kendi yoluna gider..

Hele ki bir de o insan, bu matmazel gibi birçok manevi değeri olan bir insansa..

Saygı diye bir şey var!

Nurullah Eren ve Devran Bostancıoğlu’nda asla göremeyeceğiniz..

Nurullah Eren’in önüne bu matmazel tarafından ‘narsisist kişilik bozukluğu’ teşhisi geldi; ama, Devran egosunu öyle bir kudurtmuş ki, “bu aşağılık matmazel benimle böyle konuşamaz, ben çok özel bir insanım”, diye o da bir işe yaramıyor, boşa konuşuyorsunuz..

Devran’a gelince, bana arkadaşını söyle, sana kim olduğunu söyleyeyim..

Hem hasta egonuzla, hasta yargı dünyanızla o insani aşağılık görüp, hem de siz aşağılık görüyorsunuz diye, yıllarca materyal sömürmeye kalkamazsınız..

Beraber bile olmak istemediğiniz bir insan üzerinden ona yaptığınız muameleyi kullanarak materyal sömürü isteyemezsiniz..

( Haberi bile yok, travmatik bir şekilde, en kötü gününde karşısına çıkıyor..)

Böyle bir ileri gitmek, pisleşmek yok!

Aklınız alıyor mu, hangi psikopat masum bir insana yaptığı muameleyi, ona çok keyif, çok gurur verdiği için kapak yapar?!

Ayaklar öyle bir baş olmuş!

Buymuş misyonları, bir de demeç veriyorlar, “biz misyonluk iş yapıyoruz” diye..

Her gün kadın katledilen coğrafyada, daha da genç kız aşağılama, genç kız harcama, genç kızlara nefret söylemi kolaylaşşın diye, sapıkların ağzına slogan vermek!

Daha oku..

Yalnızlar Mektebi’nin belgeseli adı altında bir video servis etmişler, bunlar oradaki incileri:

Her yaptıklarının altından en önce kendi sömürgen narsisist kişilik bozuklukları olmak üzere, sonra da ikiyüzlü, ahlak bekçisi, mahalle paçozu gibi dedikodu yaptıkları, magazincilik yaptıkları, ekmeklerini yedikleri insanların bile arkasından konuştukları yayınlar, videolar çıkıyor..

Hem çok sağlıksız, rahatsız edici mesajlar var, hem de zaten yeterlilikleri yok..

Olması gereken etiği ve disiplini gözetmeden zırvalıyorlar…

Entelektüellik, ahlak bekçiliği değildir!

Entelektüellik, kara cahil mahalle paçozu gibi dedikodu, magazincilik yapmak değildir!

Yaptıkları hiçbir şey, ne medeni, ne modern, ne uygar, ne etik…

Her şey dillerine vuruyor, kendi bencil egolarının pazarlamasına malzeme ediliyor..

Başkalarını kullanarak kendilerini övme karaktersizlikleri de cabası…

Yalnızlar Mektebi’ dedikleri fanzinde bile sıpsığ, bencil, haksız ve saygısızlar...

Mesleğin içinden bile değiller, önce bir kendilerini silikon vadisi’nden aldıkları mesnetsiz bir güç ve ego zehirlenmesi ile Allah ilan etmişler, insan avlıyorlarmış falan, kafa seçiyorlarmış, onlar super cool avcıymış, bu da kendilerinin açık açık verdigi demeç bu arada, tanrıcılıklarıyla keyif içindelermiş, onlar çok biliyormuş?!?!

Kendi narsisist yarım akıllarının beğenisi ile ne buyururlarsa, maraba toplar gibi sosyal medyadan ‘şimdi içimden şöyle geldi’ seviyesinde paylaşımlar yapan, herkesin zamanını meşgul eden çoluk çocuk topluyorlarmış..

( o zamanki yaşları ile söylüyorum, aşağılamak, küçümsemek için değil, masumlar ve gerçek kalemler kendini ayırsın, söz meclisten dışarı)

( bu arada yine o zamanki haliyle, blog platformlarındaki takipçileri de olgun akli meleke sahibi, reşit kullanıcılar değillerdi )..

Meslek erbabına da, bize de 3-5 bir şey yardım edin, hadi be güzel abim, diye geliniyormuş; onlar da gençler heves etmiş diye yardımcı olmaya çalışıyormuş..

Bunlar da görünürlük kazanıyormuş, 2 sickko satış içindeymiş..( hastalıklı konuştukları için 'sick'ko diyorum, küfretmek için değil, başka dilden anlayacakları yok )

İstedikleri malzemeyi, içeriği aldıkları gibi de, daha arkalarını bile dönmeden, sanki kendileri edebiyata el uzatmamış, istememiş gibi, hem de mesleği de yapmıyorken, bütün edebiyat dünyası için:

“Siz biliyonuz mu bunların hepsi kimin eli, kimin cebinde belli değilmiş, bunlar kahpe..biz çok namusluyuz, namusumuzu koruduk, bak gördünüz mü, biz bıraktık artık yazmıyoruz işte, siz de bırakın bu edebiyat işlerini falan”

diye demeç veriyorlar..

Bunlar sevimli tutarsızlıklar ve dengesizlikler, ikiyüzlülükler değil..

Gerçekte, 2 papel akıllarıyla ve saygısızlıklarıyla, meslekle gerçek bağları, alakaları olmadığı için, icra etmeyecekleri için, narsisist küçük hesap kitap, yüzeysel yaklaşım içinde oldukları için, kendileri batırmıșlar…

Kendileri yetersiz ve alakasızlar, onun yerine edebiyatçıları karalamaya kalkmışlar.

Kedi uzanamadığı ciğere..

Erkek psikolojisinde konuşmalar bile degil!

Patolojik kadın psikolojisinde konuşuyorlar!

Arabesk de şeytan’ın psikolojisidir..

Yılan psikolojisi gözetmek de, patolojik kadın psikolojisidir, şeytan psikolojisidir, güney düğümü psikolojisidir..

İşine nasıl gelirse öyle kertmek isteyen ‘kertenkele’ psikolojisi de..

İşine gelmeyince kuyruğu bırakıp kaçmak da..

Timsah gözyaşları da..
( Gözettikleri psikolojinin doğası ve uzayı buysa konuşmayım mı; bu doğal analiz ve doğal eleştiri olmuş oluyor yani; ben ne yapabilirim siz doğadan ve uzaydan anlamıyorsanız; tabi ki işaret edeceğim.. )

Aşağılık kompleksi, güç hırsı, obsesiflik, kurnazlık, bir akıllı kendini sanmak, iki yüzlülük, uyanıklık, çıkarcılık, histeriklik, ahlak bekçiliği, mahalle paçozu gibi dedikodu, attention whore, ilgi ve dikkat sömürüsü, seviyesiz gösteriş, yeni gelinlerin sunum telaşı, ergenlik, arabesk, kendini külkedisi ilan etmek, kıskançlık, çekememezlik..

En önce kadın haklarına ve kendini yaşayan kadınlara saygısızlık, kadınlara karşı nefret söylemi..

Daha sayıyım mi?

Aklınız alıyor mu bunların yaptıklarını?

Yayıncılık, kitlelere hitap etmek; politika, felsefe, olgun akli meleke, sağlıklı düşünce yapısı, ne yaptığını bilmek, vizyon, yukarıdan bakabilmek, hukuk, tarih ve psikanaliz bilgisi, disiplin, belgeleme, dizinden anlamak gerektirir..

Bunlarda tabi ki yok..

Yaptıkları herkes için vaktini çalmak ve vakit kaybına sebep olmak, boş ahkam kesmek, kendilerinin el uzattığı Türk edebiyatına nefret söylemi yaygınlaştırmak olmuş oluyor..

ve 2 sickko için yıpratmak..

Belgeselimiz demişler; içerikte, yayınlarının, tanıtım ve anlatımı bile yok..Görünürlükte ve yaygınlaşmasında emeği olanları zaten hiç göremediğiniz, kendi havasının peşinde olan Devran ve Nurullah’ın sıfatlarına, nefret söylemine maruz kalıyorsunuz..

Yetişkin meslek erbabı insanların özel sektör hayatı yargılanıyor..

Lafın artık onurlu kadın yazarlarımıza bile gideceği düşünülmüyor..Beraber bile çalışmadıkları yazarları, edebiyat dünyasını karalıyorlar. Buna da belgeselimiz demeye kalkıșılmıș..

Ee hani edebiyat severlerdi?!
Yani 2 aklıevvel, bir derenin kenarına kendi kendine çimmeye gelmiş, koca 'çağlayan'ın hiçbir alakası yok, haberi yok, çağlayan yine çağlayan, çağlayan işinde gücünde..Çağlayan’dan birileri insanlık kazansın demiş, bunlara 3-5 damla yardımcı da olmuş, o da cepte.. yani herkesten, aileleri de dahil, sosyal çevreleri de dahil, maddi-manevi her türlü dayanışmayı ve desteği de görüyorlar.. ( yayın için kullandıkları matbaa bile nurullah eren’in rejiminden, muhafazakar aile çevresine, iş yapan kendi ailesinin matbaası..)

Ona rağmen ‘biz çok yalnızdık biliyonuz mu güzel abicim’ diye bir arabesk karşınıza çıkıyor..

Bunu, Medarı Maişet Motoru’nu basmak isteyen Sait Faik Abasıyanık söylesin de, Sabahattin Ali söylesin de, bunlar ne alaka?!

Kendi kendilerine gelmişler, sonra da, ‘ya biz bu derede niye çimiyoruz, işimize gelmedi’ demişler.. çimdikleri dereyi de bırakmışlar..

( hani bu kadar çok biliyorlarsa, işleri, ellerindeki ürünü de bir çağlayana çevirmek olmalıydı zaten..yaptıklarını sanıyorlar..ama böyle konuştuklarında esas önce kendileri harcıyor..)

Daha arkalarını yeni döndükleri gibi de, biliyonuz mu o çağlayan kahpe?!

Allah’a bi o çağlayan kahpe de bakıyım, Allah sizi kaçla çarpıyor?!

( edit 1: Biliyorum bu yaptıkları kadarı da kolay değil; ben emeği ve gerçekten emeği olan insanları küçümsemiyorum, ya da yargılamıyorum..Ben o zamanki haliyle, dönemine münhasır İTÜ mimarlık okumuş insanım; bırakın bir fanzini, her gün ansiklopedi basmaya girecek boyutta deadline'ları olan proje sunumları teslim ediyorduk, yediğim hakaretler de krema sosu olurdu.. Üstüne, ben de o dönem ucundan da olsa istemsiz bir şekilde kendimi bir anda başka bir fanzin projesinin içinde buldum, onlara da zaten gücüm el verdiğinde çok ağır eleştiri yazısı yayınlıyor olacağım - hatta yayınladım, ama Furkan Bölükbaşı bütün sözlük hesabımı uçurduğu için o metinler de gitti, datama da şu an ulaşamıyorum-, yani özellikle bunların emeğine laf ettiğim, bunlara kasti yüklendiğim bir tutum yok..
Genel olarak daha hala yayında olan bir psikolojiyi işaret ediyorum, çünkü bir genç kızın hayatını da bu psikoloji mahvetti:
Bir toplum onlar için daha ne yapsaydı; maddi-manevi her türlü destek buldukları halde videoda, 'biz işimize gelmediği için edebiyatı artık bıraktık, siz de bırakın bu edebiyat işlerini falan, baksanıza kimin eli, kimin cebinde belli değilmiş', gibi bir şeye indirgemiş oluyorlar vermek istedikleri mesajlarını; tam da onu eleştiriyorum zaten, herkes bel altı vuruluyor; budur zaten nefret söylemi, daha öte narsisistlik ve nefret söylemi mi var..editten geçmiş ve 8 milyara açılmış, kamuya açılmış videoları.. analiz etmiyim ne yapayım, eleştirmeyim ne yapayım..'ben kaçarım matmazel' söyleminin arkasında da bu dengesiz, tutarsız, narsisist psikoloji var; her şey de çorap söküğü gibi birbirine bağlı ve beraber işaret etmem gereken belirleyici detaylar..)

Bunlar çok saygısız ve seviyesiz konuşmalar..Yaptıkları işi anlatmanın bin bir türlü yolu varken, bütün belgeseli, kimin eli kimin cebinde belli değil, gibi bir söyleme indirgemişler...

Türk edebiyatı da, iddia ettikleri Türk tarihi ve medeniyeti de bunların yaklaşımlarını hak etmiyor..

Lafı kendi ağızlarıyla, bizim derdimiz edebiyat değildi, kendi sıfatımızı göstermekti, egomuzu tatmin etmekti, piyasa yapmaktı demeye getirmişler..

( Biz Hakan-Ural-magazinciliği yapıyorduk, demişler..)

O fanzinde, Ahmet Hamdi Tanpınar gibi yazarlar bile ‘Kubilay’ muamelesi mi görmemiş, kafası koparılıp, hiçbir şekilde adamı onure etmeyecek bir kapak ilustrasyonu içinde, muhtemelen mirasçılarından bile izin alınmadan, 2 papele mi pazarlanmamış..

“Bu ayın ‘konu mankeni’ tanpınar, hadi tükenmeden alın..”

“Yine iyisiniz keratalar, size 2 papel..“

Kim, kimi, kime peşkeş çekiyor tam olarak?

Bu Ahmet Hamdi Tanpınar gibi onurlu yazarları onure edecek bir illustrasyon anlayışı ve kapak degil..Kan dondurucu ve sapıkça..Adam yaşamıyor, sesi çıkamaz diye, ne şekilde kullanılmaya kalkılmış oluyor..

Ahmet Hamdi Tanpınar gibi yazarlar onursuz uşağınız mı?

“Ne guzel, elimize düşen isimleri kapakta onursuzca sömürüyoz, biliyonuz öldü ya, sesleri de çıkamaz zaten, istediğimizin kellesini istediğimiz gibi kullanabiliriz”…Matmazel de dahil..

O belgesel dedikleri neyin kafası işte?!

Oğuz Atay böyle konuşmuyor, ben Türk edebiyatında misyonluk iş yaptım diye; adam gerçek kutsal eser ‘Tutunamayanlar’ı yazmış..Zaten konuşsa Oğuz Atay olur mu? Mesele o..

Bunlar neyle Türk edebiyatında tarih yazmışlar da, misyonluk iş yapmışlar da, egolarından geçilmiyor?

Hatta bir de  işte yazarlar ahlaksızmış, bunlar zirvede bırakmış falan?!

Bakırköy’de zapt etmeniz gerekir!

Bunlar, editten bile geçmiş videoları..

Defalarca izleyip, editleyip, kurguladıkları, emin olarak akıl çağında yayınladıkları videolar..
Konuşmalarıyla gurur duyarak yaptıkları yayın yani..

Örneğin, videoda havalarını atmak için yaptıkları uygulama ile övünüyorlar; gerçekte, sözlükte ve sosyal medyada kendileri arkasından, biz yapay zeka kullandık, kullanırsanız siz enayisiniz, diye konuşuyor?!
( böyle bir uygulama, yapay zeka kullanmadan yapamayacağınız bir uygulama zaten; kendileri işi kabul ediyor, parayı alıyor, sonra da yine kendileri parasını yedikleri insanlara ve kullanıcılara arkalarından laf ediyorlar?! )

Yani karakter ve omurga yok!..

Onları bir yazar, bir yönetmen yetiştirmemiş!

Bilgisayar bölümü mezunu da değiller..

Nurullah’ın ailesi sayesinde alaylılar..

Buna da artık demeç vermezsiniz?!

En azından bu şekilde, bu ağızla, bu psikolojiyle değil..

Profillerde sanki modern, çağdaş, işte misyonerlermiş bir de, eğitimli, okur-yazar gençler imajı veriyorlar; arka plandaysa, fanzin bile, kasası radikal muhafazakar tarikatlardan beslenen kendi ailelerinin matbaasında, muhafazakar aileden, topluma, rejime, maddi-manevi destekle basılıyor..olgun ve medeni akli meleke ile de hareket etmiyorlar, ergence bir narsisistlik söz konusu..

o tutarsız ağız bir açılıyor, ‘bis misyonluk iş yapdık, çok  yüceyiz, çok özeliz’, o ağız bi kapanıyor, ‘bis işte kaybeden, zavallı ve yalnız, drama queen, külkedileriyiz’..

Kutsal zeytin ağaçları bile sökülürken, Nurullah Eren header’ı “İnşaat Ya Resulallah” olan bir insandı..

Başınıza da aynen duası gibi beton yağacak..

Dinime küfreden benden müslüman olsa..

Gelelim tekrar o kısma:

Söz konusu kısa filmimiz dedikleri, yine neyin kafasıyla övündükleri bile belli olmayan, narsisist kişilik bozukluğu saçmalığı, ‘ben kaçarım matmazel’e gelince, esas bu ahlaksızlık!

Bunlar kaç insanın malzeme edildiği, yapıma dönüştürdükleri, doğal olarak defalarca edit’ten geçmiş, hepsinin gayet kafalarına yatmış, beğenerek, gurur duyarak piyasaya sürdükleri saçmalık!

Gözleri de mi görmüyor?!

Hiçbiri mi, biz ne halt yiyoruz demiyor?!

Kulakları da mı duymuyor?!

Tam olarak nasıl bir psikopati söz konusu?

Gerçek de bu:

Kaçıncıya, kadınla buluşmak isteyen Nurullah Eren’in kendisi, iki sevgili buluşmuş gibi davranan kendisi, genç kızda gördüğü değerler üzerine, aa sen çok matmazel bir insansın, sana artık matmazel diyeceğim, diyen kendisi..günün sonunda aynı kadına,

sen bugünü sevgili olmak mı sandın, yoo sevgili falan değiliz, ben zaten bugünkü buluşmayı da gizliyorum, sen malsın, ben seni böyle gizli, saklı enayi mal gibi sokak ortası sömürüyordum, hadi ben kaçarım matmazel..” diyen yine kendisi..

Kaçıncıya kendisinden teklif edilen bir başka buluşmanın sonunda, yine kaçıncıya,

“ bir daha da konuşmayacağız bak ona göre”, diyen bir akli dengesiz…

“ya doğru ya, ben seni ne güzel harcıyorum öyle, ne güzel sokak ortasında bırakıyorum gerçekten, çok güzel söyledim, çok hoşuma gitti, ulan Nurullah çok kral adamsın, ben gidip bunu kullanayım” (!?) deyip, kadını da gerçekten sokak ortasında bırakarak, yoluna kadar bile geçirmeden, psikopat gibi bu konuşmayı da aynen böyle yaparak giden kendisi!

Aklınız alıyor mu?

Bu gerçek hikaye, gerçek konuşma! Yani o kadın matmazel olmasa, o kadının değerlerine dayanarak ortada böyle bir söylem olmayacak; matmazel artık o kadının ilişki içerisinde hem lakabı/adı/sanı, hem o kadını o kadın yapan isim, matmazel onun varlığı/değerleri yani; o kadar değerleri olan bir kadın böyle bir saygısızlığa uğramasa, ortada böyle bir söylem yok..

Nurullah Eren’in konuşması da aynen bu, noktasız, virgülsüz..

Ben kaçarım matmazel, ortaya böyle çıkıyor; kadını ne güzel sokak ortası harcıyormuş, ona çok cool gelmiş..

Söylenecek söz kalmıyor..

Kadın sokak ortası neden susturuluyor, sürekli, tekrar tekrar, bir daha konuşmayacağız neden deniyor, ben size söyleyim, kadının kendisini savunmasına izin vermemek için..

Yani, “ben sana istedigim muameleyi yapayım, hatta yapıyorum, ama sen ağzını bile hiç açama..zaten sana bilerek rezil rüsva davranıyorum, sen benim hasta yargı dünyamla değersiz bulduğum kadınsın, sana yaptığım rezil muameleyi de konuşamayacağına göre, ben istediğim gibi kullanırım..”

bu arada kız ailesi ile yaşıyor, kaliteli bir bölümde okuyor, kendi ayakları üzerinde durmak istediği için çalışarak okuyor..

bu konuşamaz di’mi, aşağılık bir şeydir, ben öyle buyurdum, hem aşağılık hem matmazel, iyi hadi sana yallah!”

Yani kullanamazsınız tabi ki..
Başka yerden düşünün: sizi patronunuz işten kovuyormuş, hem de ne hakaretlerle, adınız da diyelim ki ofiste 'küçük abla' olsun; patron sizi kovarken, 'hadi yallah küçük abla, seni böyle kovarım işte', diyormuş; sonra da devam ediyormuş, 'ulan çok kral patron adamsın, ne güzel söyledim öyle ya lan, hadi yallah küçük abla, wow, ağza çok iyi geliyor, ben bunu kullanayım' dese..siz de gerçekten kovuluyormuşsunuz bu arada ve ofiste de uzun süre yaşadığınız mobbingten ötürü büyük bir hayat mücadelesi veriyormuşsunuz, güç bela özsaygınızı ve özgüveninizi toplayıp, hayata devam etmeye çalışıyormuşsunuz; derken bir gün billboardlarda bir afiş karşınıza çıkıyormuş, devcileyin slogan halinde 'hadi yallah küçük abla, ofis hayatında patronların yaşadığı zorluklar, çok zordaydık biliyor musunuz, artık sloganımız bu, ticaret odası'nın kapağında artık bu sloganı kullanacağız'..
Aklınız alıyor mu?!

Bu hikaye tabi ki bu kadarla sınırlı değil, yıllara yayılmış bir kötülük söz konusu..

Bu sadece bir sayfası..

( edit 2: bu söylemin kullanılmasından bu kadar şikayet ediyorsam, en büyük sebebi de budur: ben meseleyi kişiselleştirmiyorum ya da suç isnat etmiyorum, abartmıyorum da; oldukça patolojik ve benim açımdan çok üzücü bir durum var; bu zaten mahrem bir hatıra; eğer bir erkek arkadaşın yanındaki kız arkadaşına az buçuk saygısı varsa, bu söylemi keyif içinde beraberindeki bütün erkeklerin ağzına onlar da kullansın diye verip, kız arkadaşına yaptığı muameleyi bütün erkeklerin ağzına malzeme etmez; Nurullah ve Devran bu sloganı kaç erkeğin ağzına vermiş oluyor?!
Ciddi bir beraberlik yaşadığınızı düşündüğünüz, eski de olsa partneriniz olmuş bir insanın sizi bu şekilde kullanmak istemesini görmeniz o kadar acı bir şey ki, içimde atom bombaları patlıyor, ben artık her şeyi konuşurum; ne kadar aşağılandığınızı, hakir görüldüğünüzü, ne kadar onurunuzla oynandığını, ne kadar leş bir sömürüye malzeme edildiğinizi bir kendinizi benim yerime koyarak düşünün..  
hiçbir zaman, siz aramıyorsunuz, siz yazmıyorsunuz.. önce terk ediyor, zaten terk edilmişsiniz, tamam diyorsunuz ben yoluma gideyim, gerçekten de detoks yapmaya çalışıyorsunuz, kendinize gelmeye çalışıyorsunuz; çünkü hani o ilkini bile çok şiddetli, yine sokak ortası şiddete girecek şekilde yaşamışsınız, aşağılık pislik benden uzak dur?! gibi konuşularak terk edilmişsiniz, bu bile bir genç kız için çok ağır; tamam ben yoluma gideyim o zaman..bir süre sonra yine kendi tekrar buluşmak istiyor(!); size çok needy, merhamet dilenen, maneviyatınıza oynayan ve her şeyden öte sanki size hakkınızı, onurunuzu iade etmeye geliniyormuş gibi bir buluşma mesajı geliyor, mesaj da öyle bir geliyor ki, gidiyorsunuz, ne istiyor..karşı taraf doğrudan iki sevgili tekrar buluşmuş gibi davranıyor, ama saatler sonra ortaya çıkıyor ki, ilk dakikadan beri derdi sizi o gün sadece egosunu tatmin etmek için kullanıp bırakmak; üstüne de, sanki yine siz çok pislik, aşağılık, ona bulamış leke gibi bir şeymişsiniz de, bir pislikten kurtulmaya çalışıyormuş gibi terk edecek.. saatler içinde hem matmazelsiniz hem aşağılık.. sanki kendisi aramamış, buluşmak istememiş gibi..bu çok ağır bir dengesizlik, sizin seçiminiz değil, o mesajdan ve buluşmadan günün sonunda böyle bir şey yaşamayı beklemiyorsunuz, aşağılanmak size dayatılmış oluyor!..ve bunu tekrar tekrar sürdürecek, her seferinde aşağılanacaksınız, susturulacaksınız, bak bir daha konuşmayacağız denecek vs..niye? ağzınızı açamayasanız; ilişki yoksa neyi tartışabilirsiniz di'mi, susup gideceksiniz..yolun ortasında bir başına kalıyorsunuz, gerçekten de ortadoğu'nun hıyar ağası gibi önden basıp gidiyor, bir de başımı eğip o yolu arkasından mı yürüyim?!.. yani kan dondurucu bir psikopatlık söz konusu..ayağına tekrar tekrar bu masturbasyonu yapmak istediği için çağırmış oluyor..böyle bir muameleye hiçbir insanın psikolojisi ne bir defa, ne de defalarca yaşamaya dayanamaz..daha 21 yaşındasınız, karşı taraf da üniversite okuyor, hatta okur-yazarlığı ile hava atıyor diye, akli melekeye güvenerek gidiyorsunuz bu görüşmelere, arada geçen sürede akıllanıyor mu, bir fikir mi değişiyor, anlam bulmaya çalışıyorsunuz.. yok işte, medikal olarak akli dengesiz bir durum söz konusu..ben bu metinde hiçbir terimi küfretmek, hakaret etmek için kullanmıyorum; bu, bu insanın ve ona uyanların gerçek medikal durumu..bunları da sırf bu psikopatlığı yapabilmek için gizleyerek yapıyor, hem ilişki demiyor ki o zaman istediği muameleyi yapabileceğini düşünüyor, hem de yine onu da sizi aşağılamak için kullanıyor, ikisi bir arada, hani sana zaten kız arkadaşım bile demem..her yerden psikolojik şiddete ve hakarete maruz kalmış oluyorsunuz..bu buluşmaları da hiçbir zaman siz değil, karşı taraf isteyip, bu şekilde kullanmaya kalkıyorsa, daha ne, ben kaçarım matmazel, diye bir de slogan yapıp, kapaklara taşımak..kadınlara hiç mi saygıları yok, madem edebiyatta misyonluk iş yapıyorlarmış; yanlarındaki partnerlerine de mi hiç sevgileri, saygıları yok; başka, kadınlar, aşk ve hayat için söylenebilecek söz mü kalmadı?!..nefret edersiniz bu şımarıklığa..kan dondurucu, demeyim de ne diyim; psikopat demeyim de ne diyim; sapık demeyim de ne diyim..böyle bir eril ego şımarıklığı yok..ben niye durmadan tekrar tekrar benden bu kadar tiksinip, uzak durmak istediğini iddia eden birinin yıllar boyu eril ego masturbasyonuna maşa olayım? Nurullah, niye yıllar boyu benim üzerimden bu şekilde faydalanıyor olsun; niye daha hala benim üzerimden kendini ve hatta beraberindeki diğer bütün erkekleri tatmin ediyor olsun?! kan dondurucu! yanında eşi var! karısı olan bir adam, ben kaçarım matmazel, diye ortalarda geziyor.. ben de şu an evliyim, seviyesiz muhabbetlere bak! daha buluşmanın başından biliyorsa sizi 'gelin'i yapmayacak, o zaman elinizi bile tutamaz, anlatabiliyor muyum? artık sadece elinizi bile tutsa, o bile sömürüye girer, ve gün sonunda leş gibisiniz, bu çok fazla..bu çok ileri gitmek..o kadar akli dengesiz bir kararsızlığı saatler içinde yaşıyorsunuz ki, bir önce ilişkiniz varmış gibi oluyor, ayak uydurmaya çalışıyorsunuz, sonra yok sen aşağılıksın bana yakın olabileceğini mi sanıyorsun hadi yallah; bu arada yakınlaşan kendisi?! yani tutarsız diyemezsiniz, akli melekelerden tamamen çıkmış bir akli dengesizlik söz konusu; yüzünün, havasının halini de görmeniz lazım çünkü..niye anlatıyorum, bu psikoloji hala meydanda, yayında ve gördüğünüz gibi sınır tanımıyor; eleştirmiyim de ne yapayım? )

o matmazel ne hayat mücadelesi verdi..

Bölümü bile kendisinden yukarıda olduğu halde, Nurullah, hiçbir saygı ve ahlak değerine sahip olmadığı için, bir genç kızın bütün üniversite hayatına tecavüz etmiş, bütün hayatını mahvetmiş, bütün psikolojisine, ruh ve beden sağlığına tecavüz etmiş, onurunu yaşanmayacak boyutta zedelemiş, tedavi görmesine sebep olmuş, arkasına bakma gereği bile duymadan, keyif içindeki şiddetiniyse, yıllar boyu sürdürmüş..

Matmazel’in hayatı, nefesi, onuru, psikolojisi, ailesi yok mu?!

Bir devcileyin yılan baş, basiliks başın eline geçiyorsun, hayatında yer vermeye değil, şiddet masturbasyonuyla psikopatlığını tatmin etmeye kullanmak istiyor..

Matmazel’in okurken kendi ayakları uzerinde durmak için çalıştığı kafeye bile şiddet uygulamış biri Nurullah..

Hiçbir şekilde kadın onunla görüşmediği halde, geride bırakmaya, hayatına devam etmeye çalıştığı halde, yine de, hem de yeni kız arkadaşıyla ( yani artık Nurullah’ın görüştüğü başka sevgilisi de var ), ceplerinde baba parası, ceplerinde tarikatlarının, rejimle keyif içindeki kasalarının parası, hem de her seferinde öğlenin 3’unde-4’unde, kapakta kullandığı matmazel’in çalıştığı yere, kendi ayakları ile gelip, masalarına kahvaltı servisi yapmasını bekleyen bir karaktersiz..

Öğlenin 3’ünde, genç kızı, kendi ‘kahvaltı ve sevgili pornolarına’ maruz bırakmaya geliyorlar..

Mekan küçücük, kaçabileceğiniz, gidebileceğiniz, uzaklaşabileceğiniz hiçbir yeri yok..

Kadın köşeye sıkıştırılmış oluyor..

Zaten orası, o kadının iş yeri, çalışma hayatı, eşşek gibi çalıştığı iş saati..

Daha işini bitirecek, herkesin okuldan çıktığı akşam vaktinde o okula yeni giriyor olacak, sabaha kadar da okulda ödevlerini yetiştirmeye çalışacak..

Her şeyi geçtim, orası hayata tutunduğu tek yer!

Koca İstanbul’da gidilecek başka mekan mı kalmadı?

O zamanki haliyle sadece aynı sokakta bile aynı menüyü veren en az 10 ayrı mekan var!

Semte girmiyorum bile..

Kadının orada garsonluk yaptığı biline biline, bu şiddet, psikopatlığın keyfi bu yönden alınmak istendiği için, genc kıza defalarca uygulanıyor!

Kadın, burada ne işin var, diye sorduğu halde..

Yeni sevgilisi ile şiddet masturbasyonu için çıkıp çıkıp geliyorlar..

Kaç erkek eski sevgilisine böyle bir muamele yapar, yaparsa adamlığı hakkında ne söylemiş olur?

Niye anlatıyorum?

Eş zamanlı olarak bir de bütün bunlar yaşanıyorken, aynı kadına sokak ortası uyguladığı muameleyi, ben kaçarım matmazel’i, arkasından, hiçbir şekilde haberi ve bilgisi yokken, slogan, kapak yapıp bulduğu her yere pazarlıyormuş?!

Aklınız alıyor mu?

Tam olarak nereye kaçmış?

Kendi ayakları ile geldiği mekanda 2 papel ucuz kahvaltı yemeye mi?!

Hem de yeni sevgilisi varken..o kadın da ayrı sorguya iştigal..

Tam olarak nereye kaçmış?

Kim partnerinin/eşinin bir genç kıza şiddetini ve sömürüsünü pazarlamasıyla gurur duyar?!

Genç kız tabi ki orada daha fazla çalışmaya dayanamıyor, elinden ayakta durmasını sağlayan işini de almış oluyorlar..
( Bu meselede A. Y. Ü. de o dönem sağ olsun hem omuz arkadaşım hem çalışma arkadaşım olduğu için şahidimdir..O dönemki kız arkadaşı E. ile ne istendiğinin anlaşılmadığı, eski de olsa bir kız arkadaş olduğunuzun hatırlatıldığı bir e-mail ve mesaj yollanıyor, yine de defalarca önünüze kahvaltıya yapmaya geliyorlar..çok ağır psikopati gösteriyor..)

Kızın yaşadığı zor döneme de, en ağır onur acılarını koymaya devam ederek..

Kim dayanır?!

Aklınız alıyor mu?

İlişki içerisinde de, genç kız sürekli hakarete uğruyor; sürekli, “sen aşağılıksın, sen çirkinsin, bak ellerin bile çirkin, ben kadında en önce ellere bakarım (?!) ben beğenmiyorum, seni değersiz buluyorum, neyse zaten buluştuğumu da kimseye söylemiyorum, kız arkadaşım bile demem..” vs?!

(Bu arada hayatını elleriyle kazanan bir kadın, ellerine bile en ağırından hakaret gelmiş )

Kim dayanır?!

“Bak ben işte bu yeni sevgilim gibi kadınları beğeniyorum, onları koluma takar böyle önüne getiririm, sen de işte anca bizim masamıza servis yaparsın, öğlenin 3’unde yemediklerimizin arkasını toplarsın..”

Bunlarmış size “biz çok yalnızdık biliyor musun güzel abicim” diye yalnızlık arabeski zırvalayan..

Daha da, bir de edebiyat dünyası ahlaksızmış, kahpeymiş…

Bunlar çok masummuş..

Dinime küfreden benden...

Matmazel ile bütün bağı, ona yaşattıkları gizleniyor!

Çok ağır psikopat olmanız lazım böyle bir pisliğe imza atmak icin..

Arkasındaki hikayeyi bilmeseniz bile, söylem, genç kız ortada bırakma, topuk yapma söylemi; genç kız aşağılama, şiddet, nefret söylemi, çok çiğ eril ego şımarıklığı..

Aysel git başımdan’ gibi bir şey söylediklerini sanıyorlar, sakatlık orada başlıyor..

'Aysel git başımdan' diyen ozan, kadın seçip, istediği kadına istediği muameleyi yapmak için o dizeyi yazmıyor; onu diyen ozanın, kendisine bile yeteri yok..

Kimseye zarar vermek istemiyor..

Onu ancak gerçek Issız Adam Alper ya da Bojack Horseman gibi bir karakter söyleyebilir..

Kusuruma bakmayın, bir Hitler kendini Bojack Horseman sanıyorsa, şizofreniye girer..

Issız adam için de örneğin; Ada ben ayrılmak istiyorum, demek bile aynı şey değil! Issız Adam'da bir kere karşınızda olgun, yetişkin 2 bekar bireyin karşılıklı yaşanan bir ilişkisi var; adam psikolojisi gereği ilişkiyi taşıyamıyor, Ada gibi bir kadını bile terk ediyor; kaldı ki o bile işte Ada’nın onuruna çok ağır bir saygısızlık; Alper oldukça tutarsız bir karakter, ergen, bugünü yaşayamıyor, psikolojisi oturmamış, ilişkiyi illa ki kendi istiyor, sonra haftalar içinde yine kendi sonlandırıyor, film de onu anlatıyor zaten; kadın da onurundan ülkeyi bile terk ediyor; Alper de sadece Ada'yı değil, kimseyi gelin almayacak..Yani Ada'ya istediğimi yapayım, gündelik kullanmak için ayağıma çağırayım, sonra da narsisistlik projemin vitrinine hangi kadın işime gelirse onu gelin alayım, demeyecek; Alper hiçbir zaman gelin-damat olmayacak..
Aynı şey değil ama, Çağan Irmak her bulduğu yayın organına slogan halinde ¨biliyonuz Ada ben ayrılmak istiyorum'u ben dedim, çok havalı değil mi, alın size sloganı¨ dese, mesela sosyal medya hesabı açıyormuş, Ada ben ayrılmak istiyorum, yazıyormuş; kitap çıkarıyormuş, Ada ben ayrılmak istiyorum, yazıyormuş; slogan yapıp, kapaklara, vitrinlere koyuyormuş; o nasıl bir Çağan olur artık, kadınlara ne muamelesi yapan bir Çağan olur, egosu nasıl bir Çağan olur, Çağan olur mu? İlhami Algör bile, Fakat Müzeyyen Bu Derin Bir Tutku, dedi; aşk da, ozanlık da, insanlık da, illa bir maskülenlik, adamlık aranıyorsa, o budur..

"Aysel git başımdan" dendiğinde, Aysel’in yaşı belli, olgun, yetişkin bir kadından bahsediyoruz..ıssız adam'da Ada olgun, yetişkin, kendi ayakları üzerinde duran bağımsız bir kadın..

Matmazel dediğinizde de genç kızın yaşı belli; su gibi azize, melek kız çocuğu demiş oluyorsunuz..’el’ sesi melekler için kullanılır..venüs’ün prensesi..

Tamam ben de onu soruyorum, siz neyin cehennemi, neyin sapığısınız?

Bu yeryüzünde imza atılabilecek en cehennem söyleme imza atmışlar, kendilerini bir halt sanmalarından geçilmiyor..

Ahiretlikleri bile yok..

Zaten zikredilirken de çok psikopatça bir sömürü ve şiddet söz konusu..

Artık yazarlarınız, ‘Lolita’ bile demiyor; keyif içinde, ‘seni ne guzel harcarız lolita’ diyor..ben abartmıyorum..yaptıkları, kişisel olarak Nurullah'ın psikolojisini de bildiğim için budur..Dillerine vuran, keyif veren, kullandıkları, pazarladıkları konuşmalara bak; görünen köy kılavuz istemez demişler; bunlar görmüyor, duymuyor..

Ayaklar baş olmuş, buna denir işte; demeyim de ne yapayım? Eğer en okur-yazar olduğunu iddia edeniniz bile bu yaptıklarını, havalı, cool, özel iş ilan ediyorsa, ayaklar baş olmuştur..

Lolita bile insanlık tarihi içeren bir eserdi, ona rağmen ortalık ayağa kalktı, eser yasaklandı, yazarın kellesini giyotinle alacaklardı nerdeyse..

Devran ve Nurullah’a ne yapmak lazım o zaman?

Medyada yer aldıkça, bir kadının bütün travmalarını her karşısına çıktığında tekrar tekrar kanatıyor olacak, tekrar tekrar tetikleyecek, nefes aldırmayacak; gördüğü tedaviye de, verdiği mücadeleye de, hayatı boyunca yaşayacağı psikolojiye de, ailesinin onuruna da, bütün hayatına tecavüz ediliyor olacak..Google'a Devran Bostancıoğlu yazın, doğrudan bu videolar ve kapak yaptıkları için bu söylem çıkıyor, cehennemi yaşıyorum..Bu filmi ve sloganı kullanarak 'biliyorsunuz biz çok havalıyız' diye yazılım dünyasında iş alıyorlar?!

2 sickkoattention whore’luk için böyle bir psikopatlık…

Ağır hastayım, mahkemesi ile şu an ilgilenemiyorum, tedavi arayışı bile devam eden kondusyonda bir insanım:
Ya yayından kaldırırsınız, ya filminizin adını vs değiştirirsiniz; ya da en önce masum genç kız sömürüsü ve kadın aşağılamadan iyileşmeyi başarırsam, sizi maddi-manevi mahkemeye vereceğim..İyileşemezsem, ölmeden kayda geçsin diye anlatıyorum; hakkımı helal etmiyorum, onun için yazıyorum bu eleştirileri zaten..Saygı gereği, özür yayınlayıp, kaldırmaları gerekir..

Coğrafyanın hali ortada zaten..

Bunlar modern hukuk devleti Türkiye Cumhuriyeti’nde, Türk edebiyatının, Türk sinema ekranının malzemesi, konusu olamaz!

Esefle,
Zoey

Hastalığa yakalandığımın ilk aylarıydı bu video; madem çocukluğumdan beri istediğim enstrümana kavuştum, o zaman ilk benim için manevi değeri büyük olan ‘Moon River’ parçasını çalmak istiyorum demiştim.. Breakfast at Tiffany's filminin soundtrack parçası..film de kutsal bir eser çünkü, bir kadının onurudur Breakfast at Tiffany’s filmi; nasıl ‘Al Yazmalım’ kutsal eser, nasıl ‘Pretty Woman’ kutsal eser; bu film ve parça da o eserlerden biridir..Ay, Venüs’ün kanatları ve gözyaşlarıdır; Moon River da dile getirilmiş en dokunaklı halidir..Kadınların değerini bilin, onurunu bilin, kolunu kanadını kırmayın..
-videoda hastayım, bu kadar olabildi-

edit 3: Söz konusu ifade özgürlüğüne gelince, sanıyorsanız Allah tanrı diye delirmez, Allah bile delirir anlatabiliyor muyum? Yoksa o Asi o doğada tersine akmaz. Asi’nin tersine akması odur, Allah’ı bile delirtirsiniz ki, zıvanadan çıkmışlığınızı unutmayın der, o Asi öyle tersine akar, hatta önce Venüs’ün onurları çarpar o tokadı.. Asi, asiliğinden tersine akmıyor yani, sizsiniz en tersinden hareket eden..Daha hala o Groundhog Day’den çıkamadınız..Böyle giderse de artık o Asi’nin doğada o şekilde bulunmasının bir manası kalmıyor; artık o da denize döner, okyanusa karışır, yatağı kurur, siz de kendi seçtiğiniz cehennemi yaşıyor olursunuz..Allah bile olsan bir sabrı sınır var, peygamber bile olsan bir sabrı sınırı var..Birilerinin bunlara fren mekanizmasının ne olduğunu hatırlatması gerek anlatabiliyor muyum? Çünkü güç zehirlenmesi içindeler, fren mekanizmaları yok..

Eşek, eşekse ‘çüş’ dersiniz, anlatabiliyor muyum? Eşek ile konuşabileceğiniz başka bir dil yoktur çünkü; ona artık ‘çüş’ dersiniz..
Bunlar yüzünden tarihe ağzı en bozuk prenses olarak geçeceğim..
Tarih de teşhis koyarak yaşanır; teşhis koymadan tarihi de, bir uzayı da yaşayamazsınız..
40 katır'dı zaten çoktan o narsisist eşeklikten çıkmanız gereken, artık 40 satır'da Satürn bunları neyle çarpsın?
Bir insan da neyse odur; atıyorum bir kirpiden ben şimdi öyle buyuruyorum, hadi benim için tatlı tatlı sevgi kelebeği ol diyemezsiniz; kirpi kirpidir..Anka Kuşu, Anka Kuşu..Erinç, erinç..

Ben veli torunuyum; sosyal medyada içerik üreticisi değilim, yayıncı, siyasetçi de değilim, bilmem ne memuru da..Dünya'ya gelmiş bir azizden, azizeden, veliden, sizin düzeninize ya da keyfinize hitap eden konuşmalar servis etmesini bekleyemezsiniz; ben zaten bu sistemin erroru'yum; beklenmedik çocuğum; Yusuf ne demek onu bilin, Zoey ne demek onu bilin..ben aldığı her nefeste beyni cayır cayır yanan, bu yeryüzünde yaşanabilecek en cehennem hayat hikayelerinden birini yaşamış ve kimsenin dayanamayacağı en cehennem hastalıklarından birini yaşayan insanım..verdiğim mücadeleyi de veremezsiniz, çünkü yıllar boyu mobbing, bullying, taciz, onuruma, psikolojime, bedenime şiddet ve tecavüz hiçbir zaman bitmedi; yaşadığım hayatı da yaşayamazsınız..
(sadece bu metin bile size örnek işte, güya yanıma benden hoşlanarak geldiğini iddia eden erkek arkadaşın yıllarca süren şu yaşattıklarına bak..)
Hayatım boyunca insanoğlundan muamele gördüm, şu an beyni artık komple yanmış bir insanım, bütün ruh ve beden sağlığımı kaybettim, artık benden alabileceğiniz bir şey kalmadı anlatabiliyor muyum? Artık sıra bana geçmiş, nasıl bugüne kadar herkes bana dan dun ne buyurursa öyle davranmış, tamam artık sıra bana geçmiş, şimdi ben, dan dun bu yanmış beyinle ne buyurursam onu konuşacağım; sonra da uçup gideceğim, siz yaşayacağınız yarını düşünün..Yani ben ponçik ponçik kendine lağım çukuru kazan farelerin egosu 'uff' olacak diye edebiyat yapmayacağım..Ağır geliyorsa hak etmişlerdir, esas onlar ağız değiştirsin..Bu kadar ileri gidebileceğinizi sanarken düşünseydiniz..Venüs'ün onuru tecelli edecek..