Cumartesi atıştırmalığı olsun diye kısa bir not paylaşımı yapayım dedim..Destanı eksik ve yanlış yorumladığınızı düşündüğüm için paylaşmak istedim..Ben Enkidu’yum, hastalığımdan ötürü artık reenkarnasyonlarımdan birinin Enkidu olduğunu biliyorum, ve gerçekten de 6 yıldır kaderimi değiştirmek için mücadele ediyorum; derin tarihi versiyonuma şu kondisyonumda ulaşmam mümkün değil, bunu böyle niye belirttim çünkü mesela başka reenkarnasyonlarım da var; bazen vizyon olarak onları görüyorum, nasıl diyim halüsinasyondan bahsetmiyorum, fizik kanunu başka, gözlerimi bile açamıyorum zaten, gökler ve tarih size yardım ediyor, tarihi vizyonlar görüyorum; Enkidu’nun o tarif edilen antik yabani halini henüz hiç görmedim ( meselenin de görüntüsü değil, astronomik özelliklerinin olduğunu düşünüyorum ), yıldız haritasında birçok işareti Saturn olan bir karakterim, doğum günüm ise 21 Mart olan bir kız çocuğuyum ( reenkarnasyonlarda illa aynı cinsten olacaksınız diye bir kaide yok, Antik Mısır’daki Yusuf gibi örneğin )

Enkidu’ya gelince tarihte ‘the Goat Fish’ olarak da bilinir, yıldız haritamdaki Saturn işaretlerden ve 21 Mart doğumlu olmamdan bu sebeple detay verdim..Önce Enki üzerine bir şeyler söyleyim, dilinizde zaten mevcut olan bir kelime, ‘angel’ diyorsunuz, melek demek, yani yabani görüntüsünün aksine Enkidu altın kalplidir ve melek gibidir; ‘du’ da dilinizde mevcut, dudak demektir ( k ve g harflerinin de antik zamanlarda gökleri işaret etmek için kullanıldığını, hem kanat, gökyüzü, gökkubbe, hem zekanın temsilcisi olarak kullanılan harflerden olduğunu düşünüyorum ), yani yabani görüntüsünün aksine Enkidu çok tatlı konuşur ve tatlı dillidir, hem çok akıllıdır, hem konuşması da şifalıdır..Hatta o yüzden konuşmalarına çok dikkat etmesi gerekir, tatlı dil yılanı deliğinden de çıkarabilir, öfkeyle kalkan zararla da oturabilir..
Benim yaşadığım da, ben ne zaman dobra konuşayım, kızayım, sert çıkayım, kabak benim başıma patlar...
Çok üzücü geliyor..
Üzüntüm konusunda da bundan daha ciddi olamam; çünkü ben kimsenin egosunun uşağı ya da keyfinin kahyası değilim..Benim de bir onurum var..Sürekli birilerinin huyuna gitmeye konuşamam ya da illa ki sadece birilerinin duymak isteyeceği şeyleri söyleyemem..
Özellikle gerçekleri konuştuğumda çok zorlanıyorum..
Benim de insani bir şekilde kızmaya, küsmeye hakkım olmalı ( zaten bana karşı herkes o kadar rahatlıkla saygısızlık ediyor ki, bazen gerçekten hak ediyorlar da verdiğim tepkileri..bana gelince herkes dan dun ), ben konuşunca ben kötü oluyorum..

Söz konusu Gılgamış’a gelince, o da dilinizde mevcut, bir örnek, Dul Kadir’dir diye yorumluyorum..

( Kullandığım isimler için de bir dip not daha ekleyim: Bütün uzay matematik/matrix/o matematikten gelen genetik ve tarihi kombinasyonlar üzerinedir..Mesela gezegenler, yıldızlar, uzayınızın matematiği ve genetik kodudur anlatabiliyor muyum.. Aynı zamanda bütün uzay hak üzerinedir, o hak kapısında tarihin onuru geçerlidir; tarihi yaşarsınız, ama sebep olduğunuz haksızlıklar ve kazalar varsa, tarihinizi 'sizin' iyileştirmeniz beklenir; bunu bir emir gibi değil, bir uzayı yaşarken o uzayın içindeki canlılar için doğal bir gereklilik olarak düşünün, uzay'ın en temeli hak üstüne olduğu için..Bu dünya da sizin dünyanızdır, tarihiniz sizin sorumluluğunuzdur; fiziğin ve genetiğin yaşanması sizin sorumluluğunuzdur..Doğal olarak tarihi karakterler hem uzayınız bu olduğu için kombinasyonlar içinde önünüze tekrar tekrar gelir, hem de kazalarınız varsa, siz refaha, feraha erene kadar, o tarihi iyileştirene kadar tekrar tekrar önünüze gelir..Ben de burada birtakım isimlere ve karakterlere örnek veriyorsam, doğrudan net bir tek o insanı düşünün diye konuşmuyorum, tarihten, tarihi motiflerden, doğanızdan, tarihte yaşanılanların kültürünüze, gündelik dilinize nasıl kazandırılmış olabileceğinden fikir vermeye çalışıyorum, okuyucuya perspektif kazandırsın kısacası.Mesela Robinson Crusoe da romandır ama tarihi psikolojik detaylar taşır; antik insanlar bu ozanlığı yapmadan bugünü yaşayamazdınız..Hepsinin derdi o Groundhog Day'den çıkmanız, tarihi travmaları aşmanız içindir )

Gılgamış'ın antik karakter olarak Güneş’in soyundan geldiğini düşünüyorum..
( tarihi belgelerde yorumu için İkizler olabileceği de geçer, kendi hayat hikayemden yola çıkarak yorumluyorum bu detayları..Hastalığımdan ötürü elimdeki bilgileri istediğim gibi araştırıp, inceleyemiyorum, umarım zamanla net bir şekilde ulaşmaya çalıştığım tarihi detayları çözeceğim )
Benim Gılgamış yorumumundan birisinin Dul Kadir olması: Güneş’in soyundan olan iktidar/kral anlamında gördüğüm içindir..Kadir iktidar, kudret sahibi demektir, antik dildeki Gamış kelimesinin ( hatta camış, suyu seven bir manda türüdür, biliyorsunuz uzayınız 'çiftlik savaşları' ) zamanla Kadir ismine evrilmiş olabilir diye düşünüyorum; Gıl da Dul..( sadece bir örnek olsun )

Baba tarafından Dul Kadir Oğulları torunuyum, o da bana yorumlarken perspektif verdi, babam da Nisan doğumlu bir Koç erkeği olarak gözümde bir Dul Kadir’dir, bir Sütçü İmam’dır, Kral Kaybederse'dir, ama kendinden haberi yok..O da bir Ceviz Ağacı Gülhane Parkı’nda..Darth Mangal Rakı Vader..Çok çektim, bana sorun..Bu yüzden büyük dedelerimden sayılan Zeyneddin Karaca Bey’in Asya’daki geçmişini merak ediyorum, reenkarnasyonlarımdan biri olduğunu bildiğim Yusuf ile de bağım var mesela çünkü, Oğuz Türkleri ile de..ama hastalığımdan ötürü araştırma yapamıyorum..Metinlerde kendimi anlatıyorum, tarihteki yerimi paylaşmak istediğim için..Hem de bu benim kendi blogum, 6 yıldır hiçbir şekilde konuşamayan bir hastanın paylaşımları..Ölsem gitsem arkamda hikayemi bırakmak istiyorum..Hem baba, hem anne tarafımda gerçek tarihi figürler olduğu için, bir taraftan veli torunu olmak gibi, otobiyografik detaylarım size karışık gelebilir, gelmesin..Uzun bir süredir, bir yandan hem kendi reenkarnasyonlarımı görüyorum, hem ayrıca gördüğüm tarihi vizyonlar da derken 6 yıldır dünya tarihi içimden geçiyor, söyleyecek çok şey var..

Tarihi destana gelince: Tanrılar Enkidu’yu cezalandırmıyor, tam tersi kurtarmak için çok yardım ediyorlar..
( kendi yaşadıklarımdan yola çıkarak detay ekliyorum, şu an bana çok yardım ediyorlar, en önce tarihi bilgileri vererek, tarih size güç verir, V for Vandetta filminden hatırlayın; o da yanıyor benim gibi, hatta benim durumum ondan da kötü, o hareket edebiliyor, ben edemiyorum ve o bir kere yanıyor, benim beynim aldığım her nefeste yanıyor..ona da hücredeyken kendisine ulaşan tarihi aşk hikayesi dayanma gücü veriyor )
Ama fiziğe şirk koşamazsınız...
( Fizik sizin sorumluluğunuzdur, onu da belirtmek isterim, dünyaya gelmek de..Allah katında zorlama/dayatma olmaz, Allah katı liberaldir; Allah için yaşamıyorsunuz yani, kendiniz için yaşıyorsunuz..Allah Allah..Çarpık hayat görüşlerinizi sağlıklı hale getirmek ve Allah'ı sağlıklı anlamanız için elimden geleni yapacağım..Ben bu metinlerde Allah'a vurgu yaptıkça da, ne ateist, deist, seküler olanlar, ne de farelerin dinciliğine uyanlar bozulsun..Ben İTÜ mezunu modernist mimar kadınım..Cehennemi yaşadığım günümde bir O vardı, anlatmıyım mi? Söz konusu hayatlarınıza gelince, her uzayın bir matematiği vardır, 'hak' gözetilir bu kadar )..
Bunlar ilk kazaların patladığı antik zamanlar, siz hastalığın karakteristiğini ve nasıl baş edeceğinizi anlayana kadar iş işten geçmiş oluyor; kaza da Şeytan ve Güney Düğümü’nden geliyor; çünkü Enkidu, Şeytan’ın ayna versiyonu gibi bir karakterdir, hani yorumlarda Gılgamış ile ikisi ikiz kardeş gibi tarif edilir ve birbirinin aynası ‘iki kanka’ olarak anlatılır ya, ben ondan öte diyim ki, Gılgamış'la ilişkisini bir kenara koyun, karakteri/yazgısı Şeytan vs Enkidu gibidir..
( Edit: daha önce hiç vizyonunu görmemiştim ama bu metni yayınladığım gibi bir vizyon daha gördüm ve aldığım antik görüntüyü AI'da yaklaşık görselleştirerek metnin en sonuna tarihi belge değerinde ekledim..Boynuz meselesi, dış görünüşünden değil, astral haritasında Saturn işaretler taşımasından geliyor..Vizyonlarımdan anladığım Şeytan da öyle, ama işte ikisi birbirinin disleksi/zıt versiyonu gibi..Harry Potter vs Voldemort gibi düşünün; hayat detaylarında benzerlikleri vardır, hatta kaderleri de birbirine bağlanmıştır ve karşı karşıya gelirler, ama yazgılarına gösterdikleri insanlık tam zıttıdır..Enkidu konusundaki vizyonu bu metni henüz yayınladığım gibi aldım, tuhaf oldu..)

Tarihi yaşayarak öğrenirsiniz ve tarih tekerrürden ibarettir, hele ki bir de hala o Nuh Kuyusu’ndan çıkamadıysanız, o Groundhog Day’den hala çıkamadıysanız; hayatınızı anlamak istiyorsanız her zaman tarihi deşin, geleceğinizi doğru konumlandırmak istiyorsanız her zaman tarihi deşin, gelecek tarihtedir..

Şeytan da Goat başlıdır, gördüğüm animaguslarından birisi simsiyah bir yılan olduğu ( gece gündüz peşimdeler peşimde ), diğeri de obesesif, inatçı bir keçi başı olduğu..O da uzayınızda Saturn işaretiyle dolu yıldız haritası olan bir diğer karakterdir; nasıl Salinger Franny and Zoey eserini yazmış, Şeytan x Enkidu o ikizler gibi; paralel hayatlar yaşıyoruz, yazgılarımız neredeyse bire birdir, uğradığımız saygısızlık, kuyunun dibine konmak, hastalık, hapis vs, ama yazgımıza gösterdiğimiz tepkiler tam zıttıdır..Şeytan kendini kurbanlaştırır, drama queen’dir, arabesktir, intikam ister; Enkidu/Yusuf/Zoey/Arakne, arabesk yapmaz, gerçek kurbandır ama kendini kurbanlaştırmakla uğraşmaz, ‘kuraklık olacak bir şey yapın’ der..Şeytan vs Yusuf/Enkidu, birisi neyse, öteki zıttı..

Bir parantez daha açayım: bana da kitlenmiş durumdalar; bütün uzay biliyor siz ruhlar aleminden geldiğinizde sizin kim olduğunuzu, bir siz bilmiyorsunuz.. benim üstüme hastalıkla onlar geldi, ben bir şey yapmadım, ya da seçmedim, meğer işte benim kim olduğumu zaten biliyorlar, çocukluğumdan beri yaşadığım başka hatıralarım da var, bu metine hepsini taşıyamam, zamanla anlatırım; bunlar ben hiç böyle bir şey beklemiyorken mikrop gibi üzerime yağdılar, durmadan Ubermatenga'ya maruz kaldım, kaldıkça da her şeylerini öğrenmeye başladım, bu arada Veli dedelerim de imdadıma yetişti elimden tuttu Hacı Bektaşi Veli gibi, ben de kendimi bir anda Kuzey Düğümü ve Güney Düğümü arasında, hem arafta, hem bir yanda gökler bir yanda yeraltı, bir yanda tarihi sırlar vs, bir yığın gizemin içinde buldum..
Bu sefer de birçok şeyi biliyorum konuşacağım diye susturmaya, yıldırmaya üzerime gelmeye başladılar..buyur burdan yak..Şu an bu çatışma devam ediyor..

Uzayınızdan ve tarihinizden anlamanız adına genel olarak konuşmam gerekirse, doğum anı travmatiktir, anne karnındaki bilinci size unutturur; yoksa herkes kitabıyla geliyor, o aileyle ve hayatla ne yaşayacağınızı biliyorsunuz, ama doğum anı büyük travma oluyor, ‘ben ne halt yedim de bu dünya’ya geldim’ anksiyetesi yaşatıyor ve gerçekliğinizi bilinç altına itiyor, programlarınızı unutuyorsunuz, stres içinde Dünya’yı yaşamak ile mücadele etmeye çalışıyorsunuz, salim kafayla korkusuzca kitabınıza ulaşabilirsiniz..

Yazgımın talihsizliğini de bilin: başkası mesela o meyve ağacını taşlar, istediği meyveyi koparır, alır yer, hiçbir şey olmaz; ben, ‘sen ne güzel ağaçsın öyle, gel sana bir sarılayım’ derim ve hatta gerçekten sarılır, severim de, ‘Enkidu ağacı yaktı’(!) derler, şakasız :/

Şeytan, ahlak bekçisidir, suçluluk psikolojisinde mükemmeliyetçidir, kendini saklar, ama dengesiz bir şekilde sahnelerin kadını da olmak ister, üstüne de kıskançtır, Enkidu’yu en önce tatlı dilinden, sonra altın kalbinden, sonra şifacı gücünden, iyiliğinden, sonra da kendini yaşama konusundaki cesareti ve kendini ortaya koyma şeklinden kıskanır; onu didik ederler, bir kazayla kaydırabilmek isterler..

Şeytan, Gılgamış’ı arzular, iktidarı arzular, iktidar erkeği ve onun soyunu arzular, bu arada anladığım kadarıyla ( umarım kondisyon kazandıkça araştıracağım ) Güneş soyundan bağları var, birbirleri ile olan bağlarından haberleri yok, Game of Thrones’un tamamını hastalığımdan ötürü izleyemedim, ama yanlış görmediysem Khalesi karakterinde kullanmışlar bu tarihi bilgiyi; Şeytan atıl kız çocuğudur, atıl olduğunu öğrenince deliriyor, neleri yaşayabilecekken nelerden oldum diye, o da hasta çünkü; Enkidu da beklenmeyen çocuktur, sistemin error’u, Enkidu da hastalanır, ama o da tam tersi bu kader için arabesk içinde değildir ya da intikam derdi yoktur ( sistemin yeğeni, Ezel gibi ve Çalıkuşu'nda kuzen olmak gibi ) Ve Enkidu, iktidarlığı arzuladığı ya da iktidar olanın peşinden gittiği için, ne bileyim sahne istediği için Gılgamış ile beraber değildir veya ‘materyal’ sebeplerle parlamıyor, doğası öyle; esas materyalist olan diğerleridir, onu bulur..Fizik kanunu gibi düşünün, hani sen su damlası gibi azize ol, tamam bütün küf mantarları üzerine çullansın :/

Destanda devrilen 7 Sedir Ağacı Saturn’den gelen yargıyı simgeler, detaydan anlamayı bilin, Saturn sisteminizde kritik bir gezegendir, her güneş sisteminin Hak’kı korumak için mahkemesi vardır, güneş sisteminizin ‘Honor’ları/Yargıçları Saturn’dendir..
Saturn’de Şeytan gibi yerin 7 kat dibinde de olabilirsiniz..
O koca sedirleri deviren Enkidu değildir, Enkidu masum, etrafındaki onun iyi niyetini art niyete yoran haset, fesat olanlar, aşağılık kompleksi olanlar kazalara sebep olur; olaylar silsilesini başlatan da Gılgamış’tır, Şeytan’ın hırsı Enkidu’yu bulur..

Gılgamış, Enkidu’nun kaybının derdinde değil, detayları iyi okuyun, o çok bencil bir karakter, kendi suçluluk psikolojisinin derdinde; suçluluk psikolojisi yaşamayan ölümden o kadar korkmaz; gerçekten çok sevdiği birini kaybeden biri bırakın ölümsüzlüğün peşinden gitmeyi, ‘onunla ben de ölseydim’ der..Gılgamış ayaklı anksiyete, ben de mi böyle acı çekerek, hasta olarak öleceğim, diye tutuşuyor..Tutuştuğu da bir tek ölüm anksiyetesi değildir, yine detaylardan daha iyi anlayın, onun o kadar ölüm korkusu yaşaması sıradan bir ölüm korkusu değildir, o artık aynı zamanda 'kıyamet kopacak, başımıza taş yağacak' boyutunda yaşadığı kıyamet anksiyetesidir, cehennem anksiyetesidir; çünkü hani tarihte ne kıyametler koptu, korkusu o kadar derin ve büyük..Bu destanlar da eski ozanlar tarafından böyle anlatılıyorsa tarihi unutmayın diyedir, sürekli antik hataları tekrarlayıp Groundhog Day'de takılı kalmayın diyedir..Geleceği güven içinde, iyileşmiş halde yaşayabilin diyedir..Tarihin onuruna çalışıyorlar..Enkidu gibi bir çocuk kaybeder, acı çekerek ölür vesaireyse oyun biter, gibi bir psikoloji hakim, antik zamanlarda kopan kıyametlerden ötürü..

Yusuf da bu yüzden çok zordadır, görüyor Dünya sırtına binmiş, pes etse o kuraklık vuracak başka kimsede o vizyon yok ( o da sona gelinmiş gibi hissediyor), tamam hak ettiler ne halleri varsa görsün di’mi, ama antik zamanlar, hala umut için zaman var, Yusuf umudu, sabrı ve cesareti seçiyor; o kadar yıl üstünüze öldü dendikten sonra, o kadar yıl azılı bir suçlu gibi hapis yatırıldıktan sonra kendini hala ifade edebilmek kolay sanıyorsanız..

Ayrıca bkz: Lidya'daki Arakne, hayatımın bir özeti de onun yaşadıklarıdır; beynim hasta yatağa düştüm, hala elimin altındaki klavye ile sözümü, sesimi yaşatmaya çalışıyorum..Arakne'yi bilmiyorum, ama ben şu an bırakın Athena gibi karakterlerle bir sorunum olmasını, onlardan bana güç vermesini bile diliyorum, ama bu yeryüzünde hiçbir zaman kibre kapılmayın, Circe/Medusa/Şeytan gibi örneğin, esas o zaman Athena'yı karşınıza alırsınız..
( Üstüne de ister aziz olun, ister veli olun, gerçekçi olmanız gerekir; Yusuf ve diğer peygamberler bugüne kadar umut etmiş, hala umut ve zaman mümkün diye, gelecek öngürülerinden insanoğlunu kurtarmaya çalışmışlar, şu gün ben artık size ne diyebilirim, 3 günü var Venüs'ün onuruyla bu kadar oynadıkları için ne içecek su bilebilecekler, ne toprak gıda verecek, konuşunca ben kötü oluyorum..)
Arakne'nin hikayesinde dramı el becerisinden gelir; dokuma ve örgü konusunda hem çok beceriklidir hem de dokuduklarına dönemin iktidarı tanrılara eleştirilerini de işler..küçük Antigone misali..O da "sen bize diss mi atıyorsun" diye Athena'nın dikkatini çeker ve onun karşısına yaşlı bir kadın olarak çıkarak dokumalarını yarıştırmak ister ve Arakne gerçekten de oldukça üstün işler ortaya koyar..Athena da onu 'örümcek kadın'a çevirerek cezalandırır..Arakne yine de kendinden vazgeçmez ve örümcek haliyle de yeryüzüne en güzel motifleri işlemeye devam ettiği söylenir..

Şu an benim yaşadığım sıkıntıysa konuşmaktan geliyor, yani benim şu an özellikle sesim susturuldu, konuşamıyorum..( benimle de konuşulamıyor, nasıl diyim sesli ve görüntülü aktiviteleri de yapamıyorum, son birkaç hafta dışında parmağımı bile oynatamıyordum, yani kondisyonumdan bahsederken tekrar tekrar okuyucunun önüne gelebilir ama hücre hapsinden beter bir şey yaşıyorum derken ciddiyim, bu haldeyken bile doktorlardan yaşadıklarım ister yerli olsun, ister yabancı olsun, insanlık tarihi için skandal olmaya girer, ama siz artık ayakları baş ediyorsunuz, uzayınız, dünyanız, doğanız ve devlet idareleriniz giderek daha disotonomik hale geliyor, zaten ayaklar baş olursa hastalıklar da dahil her şey delirir, dengesizleşir, kim bilir daha kaç insan aynı benim gibi skandal bir tıp mücadelesi veriyordur.. )
Bu konuşamaz, hareket edemez halimle de, bir yanda içinde Robotik Sineklerin Tanrısı bile olan o meşum Ubermatenga ile, bir yanda tam da onların teknolojilerinden gelen klavye sayesinde bu metinleri aktarabilmek arasında yaşam mücadelesi veriyorum :/
Kibrimden konuşma hakkımı korumaya çalışmıyorum yani, tam tersi bunlar artık benim ahiret kapım..( hayatı karar vererek yaşarsınız )

( Bir edit de buraya ekleyim: Yaşadıklarımın en ilkel başka bir diğer tarihi versiyonu da Andromeda'nın yaşadıklarıdır, o da kibirden çeker ne çekerse, o da Mısır ve Akdeniz coğrafyası ile bağı olan antik prenses bir karakterdir, o da Medusa'nın elinde taşa döner, ben nasıl şu an magmada yanan taşa kestim mesela, ama bunu başka metinlerde değerlendirmek istiyorum..)

Gılgamış, nasıl hikayenin sonunda okyanusun özüne ulaşıp, o artık hayat kaynağı diyeceğim 'yosunu' bulup çıkarır ama yine de ölür, çünkü korktuğun başına gelir, yeryüzü kanunudur; Enkidu da mesela çok gururludur, en büyük korkusu yanlış anlaşılmaktır, yanlışa yorulmaktır, bize haksızlık etti, bize kötülük getirdi, denmesidir, kimsenin hakkına saygısızlık etmek istemeyecek kadar çok düşüncelidir, tamam işte onun da korktuğu başına gelir, hep yanlış anlaşılır, hep kötüye yorulur, kendinin cumhuriyeti olmak için yaşar, ama kuyunun dibine o düşer, köle o düşer, hapis o düşer, hasta ele ayağa o düşer..Şeytan, sır kalmak ister, açığa çıkma korkusu yaşar, çıkar da..gibi gibi..

Bu dünya’yı yaşamak onur meselesidir..Bu klişe gelecek ama değil, korkularınızın sizi yönetmesine izin vermeyin..Bir çocuk 7'sinde neyse 70'inde o'dur' atasözü büyük bilgeliktir; sakince bir köşenize çekilin, durup düşünün, bebekliğiniz, çocukluğunuz size karakteriniz, özünüz hakkında ne söylüyor.. Gururunuza dokunanlar ne, kaçmak istediğiniz gerçekler var mı, tekrarlayan motiflerde rüyalarınız var mı, kabuslarınız ne..Karanlık taraf geceye çöker, rüyalara çöker, yaralarınızı, acılarınızı, stres ve korku kaynaklarınızı bilmek ve stresi, korkuyu size karşı kullanmak isterler..Rüyalarınızı fantastik şekilde değil de gerçek psikanaliz olarak yorumlamaya çalışın, kendinizi korkusuzca anlamaya çalışın; korkularınızı bilirseniz, karanlığın sizi ezmesine, kaderin sizi ezmesine mani olabilirsiniz, onurunuz ve tarihiniz korunmuş bir şekilde kendinizi gerçekleştirebilirsiniz..( Ursula K. Le Guin'in -kutsal eser diyeceğim- Yerdeniz Büyücüsü romanı örnek olsun, bu kutsal bilgiyi çok özel bir şekilde işledi, büyük bilgeliktir..)

Tekrar destanın detaylarına gelecek olursam, Gılgamış ve Enkidu’nun yaşadıkları, basitçe Denizkızı Ariel’den örneklendirilebilir: yanlış insan için doğandan çıkmak ve kaybeden olmak..Maneviyatım da art niyete yoruluyor, Yusuf, Arakne ne çektiyse odur; kendim olmam şiddetle karşılık buluyor; yani burada, kastre edilmeyi kendi kurgulayan Şeytan ile ( gerçek yaşamış hayat hikayesi örneği de vardır bunun: Gülseren Budayıcıoğlu'ndan gelmiş bir hayat hikayesi: Kadının danışanına şeytan demiyorum tabi ki yanlış anlamayın, ama uzaydan ve tarihten anlayın diye örneklendirmek istedim; Ankara'da bir anne ve kızı birbirinden habersiz Gülseren Hanım'ın danışanı oluyorlarmış; kızı çünkü gençken evini yakıp, kendine öldü süsü verip şarkıcı olmak için evden kaçıyormuş ve yıllar boyu gizli, saklı bir hayat yaşıyormuş, anne de evin oğlu ile yasak ilişki içerisindeymiş örneğin, sonra ikisi de birbirinden habersiz Gülseren Hanım'ın önüne geliyormuş, tesadüf de bu ya..Tarih tekerrürden ibarettir..Şeytan da dramayı kendi kurgular, sonra kurbanı oynar..) gerçekten kastre edilen Yusuf/Enkidu/Arakne ve diğer bir yığın prenses hikayesi arasında ince bir çizgi vardır..( artık uzayınızın kaza müdürleri diyim, Enkidu'yu/Yusuf'u/Arakne'yi baskılamak isteyenlere hak verir)..Ben hastalığı örneğin kız kardeş yerine koyduğum ama tam tersi bana karşı kıskançlık ve kurnazlık göstermiş birinin doğum gününü kutlayacağım derken kaptım; bir incir ağacı bir arıyı nasıl yutarsa, sizi ezip geçip, kendileri yürüsün istiyorlar, psikopati içerisinde de yaşattıkları cehenneme dair bir empatileri yok..

Enkidu’nun işlendiği çok eser var, kısa kısa bazılarına değineyim:
Türk edebiyatında bana en kutsal gelenler; Reşat Nuri Gültekin-Çalıkuşu, Oğuz Atay-Tutunamayanlar, Uşaklıgil-Aşk-ı Memnu ( beni beni Bihter’ini); Edip Cansever-Çağrılmayan Yakup ( gözümde bu yeryüzünde yazılmış daha zengin bir şiir yok, tarifi mümkün değil bu şiiri ne zaman okusam hissettiklerimin, tanrı gibi bir şey olmanız gerekiyor böyle bir edebi güç için ), Gülten Dayıoğlu-Yeşil Kiraz ve Ölümsüz Ece ( reenkarnasyonlarımdan biri Ece’dir de; Yusuf da reenkarnasyonlarımdan biridir dediğimde anlamıyorlar, Ece'yim dediğimde de, Çayırhan’da doğdum, İpekyolu’dur ), Nurgül Yeşilçay'ın oynadığı 7 Kocalı Hürmüz ( partner sayısı değil, dolaysız sevgisidir ), Eğreti Gelin, Merhamet'te Narin dediler..
Dünya edebiyatında; Jack London-Martin Eden; tam bütün detaylarıyla olmasa bile, gururuyla Jane Austen-Gurur ve Önyargı; yine İngiliz edebiyatında Bridget Jones, Thomas Hardy-Tess of D'urbervilles ( Hardy de mimar, bana çok dokunuyor; eserin gözümde Türkçe uyarlaması gibi gelen hali de hiç beklemediğiniz bir yerde, Aydan Şener’in tv filmlerinden biri, 1996 yapımı Yüzleşme filmi ), J.K.Rowling-Harry Potter ( astronomik detaylar tutmasa da, bir de buradan bakın, Harry erkek değilmiş, Voldemort erkek değilmiş ), Beckett, Godot’yu Beklerken ( bir de buradan bakın, hepiniz mırıl mırıl bir şeyler mırıldanır olmuşsunuz, konuşmayım mi? )
Fransız edebiyatında, Saint-Exupery-Küçük Prens, Victor Hugo-Esmeralda
( çocukken onun eserleri sayesinde günü çıkarıyordum diyebilirim, öyle bir özel, kutsal yeri var)
Ahmet Kaya da demiş ki Başım Belada, sevdim seni inanamayacağın kadar esmer kız, Cem Karaca demiş Namus Belası’na kardaş, düştüm mapus damlarına öğüt veren bol olur; sonra ‘ben bir Ceviz Ağacı’yım Gülhane Parkı’nda, ne sen bunun farkındasın ne de polis farkında..
Hayatımın özeti şarkılar..
Alman edebiyatında Hermann Hesse-Narcissus ve Goldmund ( kendimi keşfetmemi sağlayan eserlerin başında gelir, doğal olarak yerinin tarifi mümkün değil ), Bozkırkurdu
Ursula K. Le Guin-Yerdeniz Büyücüsü, Mülksüzler-Shavek ( daha yalnız ve ayrık otu olamazsınız ), Omelas’ı Terk Edenler ( bodrumdaki çocuk, ben erkek değilim, kız çocuğuyum, Yusuf erkek olsa da, üniversite yıllarımda istemsizce kullandığım mahlas bile Yusuf Hanım’dı )
Rus edebiyatında Tolstoy, Diriliş ( farklı perspektif katabilecek olanları da listemeleye çalışıyorum )
Beklenmedik bir de bonus olsun:
( bunu da ak trol Furkan yüzünden sözlükten uçurdukları için nedenini orada tam anlatamamıştım, ona da ne dedimse az bile demişimdir, gözettikleri baskı yüzünden oldukça kızgın ve üzgündüm, ben de Çerkez geliniyim, bir kere de gelinin sözü geçsin, çok ayıp ettiler )
Friends-Monica karakteri; tiyatroyu iyi izleyin, herkesin tiyatrosu aslında Monica’nın sırtındadır, dizideki en ‘ben’ detaylardan birisi de: bir bölümde Rachel, Joey ve Phoebe ‘ biz niye hep sizle pahalı restoranta gidiyoruz, bütçemiz zorlanıyor’ diye çıkışıyor, Monica vicdan yapıyor, çalıştığı restoranttan eve et getiriyor, müdürleri işletme suçu olarak görüyor ve Monica’yı işten kovuyorlar, esas en işsiz Monica kalıyor :) hayatımın özeti -.-
Japonya, Şeker Kız Candy, Death Notes-K ( long covid’imden nerelere geldim mesela di’mi?)

Sevgilerimle,
Zoey/Enkidu/Yusuf/Arakne/Ece
(beni beni Bihter'ini )

Yaşanamamış bir hayatın pozudur, bu fotoğrafta bile ağır hastayım, sadece 5 dakika güçlükle ayakta durabiliyorum, 30'uma kadar cehennemi yaşadım sanarken, oyun yeni başlıyor..

( Dip not: Oz Büyücüsü de gerçektir, onu da bilin, onunla hatıramı da başka bir metine saklayım artık, ben de daha ne hikayeler var :) 'Zoey' adım beni hastayken buldu, zaten Zeyneddin Karaca Bey torunuyum, ama Londra'da doktorlarım ojinal Türk ismimi telaffuz ederken çok zorlanıyordu derken Zoey'e döndü, bu yeryüzünde tesadüf diye bir şey varsa..Tarihte bir de Medas'ın kızıdır Zoey, hayat demektir, bahar demektir; şu an anlamı hayat demek olduğu için bu isme tutunarak yaşıyorum, bir gün iyileşirsem resmi isimlerimi ya da reenkarnasyonlarımdan gelen diğer isimlerimi değil, sadece Zoey adını kullanmak istiyorum, doğum günüm 21 Mart; Zoey de içten gül dalı materyal art niyetlere maruz kalmış bir diğer tarihi karakterdir; altın kalplidir, altına döner, bir nevi 'taşa keser'; Erdal Beşikçioğlu ile '46' dediler örneğin..Ben de deyim yerindeyse taşa kestim..Sizi nasıl Roma'lılar uyarmış 'bu Medusa bakanı taşa çeviriyor', J.K.Rowling de Weasley'lerin kızında kullandı o tarihi bilgeliği, Ginny Weasley Sırlar Odası'ndadır, basiliks kendisiyle göz göze geleni taşa çeviriyordur..Taşa kestim..Son hatırladığım şeylerden biri de gerçekten covid'i kaptığım doğum günü yemeğinde karşımda kız kardeş yerine koyduğum insanın beni kıskandığını anlayarak 'göz göze geldiğim' o andır..O göz size değiyor kısacası, o art niyet size değiyor; o haset, fesat akılla ve bencil egoyla kazalara nasıl kapı olduklarına dair en ufak bir bilinçleri yok; karşılarında yeni evli barklı halimle eşimle oturuyorum, ikiyüzlülükleri hastalıkta ortaya çıkacak..Covid pozitif olduğunu da gizliyor örneğin, narsisistlikleri yüzünden hep gizli ajanda ile hareket ettikleri için; şubat 2020 sonu artık dünya yangın yeri, hatta 20 şubat - bir de simetrik bir tarih ve toplamı da 8, tesadüf bu ya-, kadın uluslararası yoldan geliyor söylemiyor, öksürerek hasta oluyor söylemiyor, egosu okşansın diye sizin ikram ettiğiniz, kendisinin onay verdiği programa katılmak için yataktan çıkıp geliyor, ama göstermelik geldiğini, günü bile paylaşmak istemediğini akşamın sonunda artık covid'i kaptıktan sonra, yani iş işten geçtikten sonra anlayacaksınız..Bu arada 1 ay sonra sizin doğum gününüz olacak, ambulansla hastaneye kaldırılacaksınız, ilk haber verdikleriniz onlar olacaklar, 6 yıldır sizi bir kere bile aramıyor olacak, bırakın doğum gününüzü eş değerde kutlamayı..
Şu an gözlerimi bile açamıyorum mesela..Ginny de kızıl saçlı bir kız çocuğudur, benim de kuzguni koyu saçlarımın altında 'nar çiçeği kızılı' saç rengi vardır, ben Ginny'nin çok zayıf kurgulandığını düşünüyorum, dileğim bir gün kendi Türkçe fantastik yorumumla kendi serimi yazabilmek..Bu dünya'nın zenginliğini de ne kadar kaybediyorsanız, sağ kolumda kolumun bir bölümü ve tüylerim az buçuk altın yaldızlı olacak bir şekilde parladı o kadar..Zoey tarihte nasıl boydan boya altına kestiyse, artık bu Dünya'da o zenginlik yok diye belirtmek istedim, kime ne anlamı olur bilmiyorum, bunları laf olsun diye anlatmıyorum, biliyorum belki çok fazla ama dürüstlük adına yaşadıklarımdan, gerçek yaşam öykümden detaylar paylaşıyorum...)

( Edit: Elim ayağım titriyor, Zoey'de hizmette sınır yok dersiniz, Enkidu'nun - içimden Yusuf olarak da geçer- görüntüsünü artık güncelleyebilirsiniz kısacası, bu kutsal bir tarihi dip not olacak, nasıl diyim, bunları tarihi belge olarak kabul edin gerçekten, aynısı diğer başlıklarda paylaştığım görseller için de geçerli, mesela Şeytan görselleri dediğim görseller olsun..AI'da yaklaşık yakalayabildiğim gerçek vizyonlar; kondisyonumdan ötürü vizyonları kendim illusture edebilmek yerine AI kullanmak zorunda kalıyorum, AI'da da ancak bu kadar oluyor..Yani yaklaşık bir görsel paylaşıyor olacağım, üzerindeki cekete vs takılmayın lütfen, artık o kadarını AI yapıyor..Bu vizyonları gördüğünüzde sadece kare değil, karedeki psikoloji de size geçiyor, yani nasıl diyim karedeki karakterden ne hissetmeniz gerektiği de size geçiyor; enerjisi çok yüksek, bıçkın delikanlı diyebileceğiniz, çok cesur ve savaşçı ruhlu, uzun boylu bir adamın gösterildiği bir kareyle karşı karşıya kaldım, bana Cesur Yürek filmindeki Mel Gibson'ın oynadığı William Walles karakterini anımsattı..En son 'Özgürlük' diye haykırır..)