Karanlık Güney Düğümü’ne uydukça, Aydınlık Kuzey Düğümü’nün onurlu Venüs’ünü nasıl kaybediyorsunuz, Venüs’ün onuru olan kalemlerden bir bir nasıl çıkıyorsunuz, tane tane bir de böyle bir metinle anlatmaya karar verdim..Venüs, ışığın, suyun, havanın, toprağın, aklın, rahmin, vericiliğin, eşliliğin, sevginin, iyiliğin, şifanın, sanatın onurudur..Uzayınız için hem anayasadır, hukuktur, medeniyettir, hem yürütme ve sürdürülebilirlik organıdır..

Karanlık Güney Düğümü patolojik taraftır, o mikrop beyinlere uydukça büyüyen tehlikeleri bir daha vurgulayım:

1-Kuraklık: Hem su, hem gıda, hem ham madde tükenmesi

  • Güney Düğümü, programı mantar gibi çoğalan canlılardır
  • Şeytan kendi de baş Candida’dır, kendi de tatlı suya tapan bir yılandır, askerleri de su ister. Doğanızda su kaynakları limitliyken, hem bir yandan mantar gibi çoğalıp, hem bir yandan bu kadar yeraltı, yerüstü su isteyen milyar nüfus olursa, o su kaynakları kime dayanır? Üstüne de su kaynaklarınız bir de atıklarınızdan ötürü bu boyutta kirleniyorsa?
    Suyun sürdürülebilirliği sevgi ve güven üzerinedir, çünkü bahar yağmurları hayat taşır, elinizde acı çekeceğini bile bile hayat vereyemeceklerine göre, su da yok..Su biliyorsunuz yeraltı havzalarına bakar, yeraltının karanlığı güç kazanırsa, siz bu kadar kavurucu, yakıcı olursanız, ne o kardelen gelecekten umut edebilir, ne de kardelen yoksa, sizi kış uykusuna yatanların hain planlarından koruyabilecek kar olur, kardelen yoksa sizi geceye çöken gölgesizlerden koruyabilecek Ay olur..Mihrimah, Ay'ın Şefkati Olan Prenses demektir, mihri şefkat demektir, mah ay; kardelen yoksa doğayla olan bağınızı, barışınızı, huzuru, sevgiyi, anlayışı kaybediyorsunuz demektir, seçimlerinizin bedelini ödersiniz..
  • Programları ve intikamları, kemiğinizi iliğinizi kurutmak üzerinedir; kısır döngü tuzaklarına düşürüp, kısırlaşana kadar tüketmek üzerinedir; verdikleri hastalıklarla hem bedenleriniz kısırlaşır; hem tuzaklarına alet olursanız, doğanız kısırlaşır, uzayınız kısırlaşır..
  • Güney Düğümü ve ona uyanlar olgun akli meleke, medeni düşünce, empati ve sempati gösteremez
  • 5 duyu organları da, akli melekeleri de sakattır, incir ağacı gibi hareket ederler, her şeyi bencilce tükenene kadar istemekten, kullanmaktan durmazlar, nerede duracaklarını bilmezler, durmayı da düşünmezler.. 'Siz dua edin Allah rızkını verir?!' diye bir de yalan yanlış algı çalışması yürütürler..Allah enayi uşağınız mı? Uzayın onurları enayi uşağınız mı?
  • Uzay hak üstüne; ne ekerseniz onu biçersiniz..
  • Enerji, su, hammadde kaynaklarınız limitlidir; sürdürülebilirliği için doğru istatistik kullanarak yaşamak gerekir ve yaşatmak sizin sorumluluğunuzdur..
  • Şu an 7 yıl kuraklık olacak desem, bu haldeki toplumla ve nüfusla altından nasıl kalkacaksınız?

2-Zaman/ Enerji yetersizliği yaşamak: Hayatın ağırlaşması ve zorlaşması

  • Güney Düğümü karanlık taraftır, kendi yıldızları, zamanları yoktur, panik içinde, kısa vadeli hareket ederek, çökecek hayat, yıldız, enerji, zaman ararlar
  • Verdikleri hastalıklar da, tuzakları da, bağımlılık yaratacak bir yerden yakalayıp, radikalize olana kadar kitleyip, içinden çıkamayacak hale getirmektir..Bedenlerinizde patojen büyümesine sebep olurlar, dünyanızda hayatların ağırlaşmasına..
  • Sinir sisteminizi ele geçirirler, sağlıksız olduğunu bildiğiniz halde vazgeçemezsiniz, bir yandan sağlığınızı kaybederken bir yandan da giderek ağırlaşırsınız ve kendi bedeninizi yaşamak bile bir psikolojik harbe döner..
  • Tuzakları da hayatınızı psikolojik harbe çevirir; ağırlaştırır, boş içeriklerle yalan yanlış yere meşgul olursunuz, hayatı yaşamayı zorlaştırırlar..Kullanıcılar giderek bağımlı ve radikalize olur, 5 duyu organları ve beyinleri disiplin gösteremez hale gelir..
  • Kendi bedenlerinize de, Dünya’ya da, laf anlatması, anlaşması daha zor, yorucu, yıpratıcı hale gelir
  • Hastalıklar da dahil yorgunluk ve tükenmişlik artar
  • Bu kadar alet, edevat, teknolojiye karşılıksa, hayatı yaşamakta anlam bulmak zorlaşılır
  • Mantar büyümesi nasıl bir beden için, bir organ için ölümcüldür, o organın çalışmasını tıkar, zorlar, ağırlaştırır, sömürür, en nihayetinde tüketir; örneğin, diyabet ve böbrek yetmezliği..Eğer önünü almazsanız, ayakları baş ederseniz, karanlık büyümesinin de, güneş sistemininizin düşmesine kadar yolu var
  • Aydınlık yıldızların da bir limiti ve sınırı vardır. Onlar da yetersiz kalıyor. Üstüne de enayi uşağınız değiller; Güney Düğümü’nün kötülüğünün elinde acı çekileceğini bile bile sistemin sağlayıcısı, destekçisi olamazlar. Ellerini, doğalarını da kirletemezler..
  • Şu an Sineklerin Tanrısı’ndan akıl alan silikon vadisi yüzünden bundan daha ağırlaşmış olamazsınız Elinizdeki bilgisayar teknolojilerini gerçekten insani ihtiyaçları görecek şekilde kurgulasanız, hesaplama gerçekten istatistiğin onuru ve halkı sağlıklı yönetmek için kullanılıyor olsa, sınırlarınızı ve nüfusunuzu, doğanızı korumayı gözetseniz, böyle bir karanlığa servis tepsisinde olmayacaksınız..
  • Size servis edilen uzaylı imajlarina iyi bakın, sinek, böcek kafalı, uzayın en karanlık, robotik, kalpsiz varlıkları
  • Onların dünyaları gelişmiş dünyalar değildir! Teknoloji, gelişmişlik göstergesi değildir; tam tersi disleksi söz konusudur; toksiklik içindeler, nefes alamıyorlar, plastikler, organikliklerini tamamen kaybetmiş durumdalar, biyolojileri, genetikleri digitale mecbur kalacak şekilde bozulmuştur; o kafalar ne kadar kocamansa, içi de o kadar sığ ve değersizdir..O kadar parazit gibi başka dünyaları  sömürmeye muhtaçtır..Bırakın onlardan akıl almayı, onlar zaten sizin dünya’nızın ve kaynaklarınızın peşinde.. Hakaret etmek için söylemiyorum, size çarpık kentleşme içindeki tarihi şehirleriniz nasıl batık geliyorken, tam tersi gelişmemiş topraklardan gelen göçmenleriniz kendini cennette görüyor ve hatta yam yam gibi doğal yaşam alanlarınıza saldırıyorlar, o hesap, örnek olsun..
  • Karanlık tarafta, hayatların hiçbir değeri yoktur; robotik şekilde programlarına köle olmanız beklenir; sorunlarınız, hastalıklarınız, acılarınız, yaralarınız, derin çaplı düşünülüp, çözülemez, kestirip atarlar. Sıradaki gelsin muamelesi yaparlar; uzun vadeli, yapıcı, sürdürülebilir düşünüp, hareket edemezler.
  • Şu an siz de beyinlerinizin disiplinini ve uzun vadeli düşünebilmeyi kaybediyorsunuz.. Düşünceli, tam matematik hesaplı insanlar olmayı, sabrı, zamanı, tam istatistik kullanarak herkesin hakkını yaşatabilmeyi kaybediyorsunuz..
  • Nerede duracağınızı da, üstüne hangi psikolojiyle kurgulayıp, programlayıp, kullanıma öyle sunmanız gerektiğini de düşünmeniz gerekir
  • Ekranların başında herkes birbirinin zamanını istiyor, vaktini çalıyor, kendi düşünce yapısına hizmet istiyor, profiller radikalize oluyor, takipçiler radikalize oluyor, kendileri de dahil her şeyi pazarlıyorlar..
  • Gerçek hayatta kimin nasıl yaşayacağı artık hissedilmiyor, düşünülmüyor..
  • Ekranların başında hareketsizleşilmiş, hayat zorlaşmış, ağırlaşmış, kitlenmiş, yorucu hale gelmiş.. Bir yandan da gerçek hayatı sürekli digital dünyaya taşıyan, artık ekrana yaşayan zombilere dönüşülmüş..
  • Hiçbir uzayın vakti böyle bir çılgınlığa yetemez. Bir zaman makinesinden 8 milyar da bu şekilde zaman isterse, bir Güneş’ten 8 milyar da bu şekilde enerji isterse, o uzay ne olur? Uzay sizin karar verme mekanizmanıza göre çalışır, siz ne kadar aceleci, hızlı, telaşlı, tamam uzayınızın zaman çarkı da o kadar hızlı döner, o hızda da düşenler olur tabi ki, huzuru, aydınlığı ve selameti koruyamazsınız
  • Güney Düğümü’ne uydukça, aynı onlar gibi zaman için, enerji için panik içinde kaynak arayan bencillere dönersiniz..Panik artar, stres artar, huzur, derin düşünce kaybedilir, kısa vadeli çözümler ile perişan olunur..
  • Medikal olarak, enflamasyon içinde kalırsınız, mikroplar hayatınızı yaşar..Ne yapacaksınız Allah yerine, mikroplardan mı merhamet dileneceksiniz?
  • Kendilerine bir güç kaynağı bulunca, elindeki güç kaynaklarını kaybetmemek ve yok olma anksiyetesini en şiddetli şekilde yaşamak gibi bir psikolojileri vardır, ister hücresel boyutta medikal anlamda olsun, ister toplumsal boyutta kitlesel anlamda olsun, musallat olurlar..En önce de algı bozarlar..İlk iş girdikleri hücrelerin duvarını bozarlar, tanımlanamayacak hale getirirler, çöpçü hücreleriniz atamaz, yerleştikleri hücrelerin mitokondriyel faaliyetlerini sömürürler, o organınız temel işlevini sürdürdükçe bu matematikle yayılmaya devam ederler, en son organınız komple yetersizlik yaşar..
  • Toplumsal olarak da, haramiler halkın algılarını hedef alır, toplumun tarih bilincini yok etmek ve çarpıtmak isterler, kuruldukları kaynakları sömürürken, algıları bozulmuş kitlelerin tekrar akli meleke kazanıp, akıllarını başlarına toplamaları için, tekrar tarihlerinin, kimliklerinin ne olduğunu anlatmak için mücadele etmek zorunda kalırsınız..
  • Aynı organ, aynı hücre, hem sizin işinizi görmeye hem de patojenlere enerji sağlamaya yetemez, fiziğe şirk koşamazsınız…Siz yatağa bağımlı hale gelirsiniz, kendinizi yaşayamaz hale gelirsiniz, mikroplar sonuna kadar sizin üzerinizden yaşamak isterler..
  • O koltuklar, halkın ihtiyaçlarını sağlayacak programları düzenlemek yerine, kendi şahsi fantezileri için kullanılmaya kalkılırsa, fiziken ( gündelik zaman olarak) halkın ihtiyaçları ertelenmiş, hiçe sayılmış, görmezden gelinmiş olur, bugün vaktinde atılmayan adımlar, düzenlemeler de, yarın hiç yerine getirilemez..Yine aynı şey fizik diye bir şey var, fiziken mümkün değil..Bugün ne ekerseniz yarın onu biçersiniz..Aynı kasa, toplumun ihtiyaçlarını düzenlemek için kullanılmak yerine, zimmete para geçirmek gibi hinliklerin peşinde kullanılmaya kalkılırsa, fiziğe şirk koşamazsınız, fiziken yarın o kasada halk için bir birikim bulup da kullanabilmek mümkün olmaz..
  • Kafa sinek, böcek akıldan öte çözümlere, fare gibi aşırmaktan, kemirmekten öte  işlere çalışmaz
  • Burası çokomelli, Güney Düğümü de, karanlığa uyanlar da, suçluluk psikolojisini en ağır derecede yaşarlar, o psikolojiyi normalleştirmek için gerçekten suç da işlerler, suç ağı kurarak yapılanırlar, üstüne de suçlarının bedelini ödememek için de 40 takla atarlar..Bu yüzden o ahiretten kovulanların en başında Şeytan gelir; karanlığın örümcek beyinli fareleri için cehennemi yaşamaya and içmediyseniz, hiçbir güney düğümü meczubunun da boş yere ne suç ortağı olun, ne suçlarını normalleştirin..Daha fazla geleceğinizi yakacaklara el vermeyin..
  • Elinizi verirsiniz, kolunuzu kaptırırsınız..
  • Şu an gözünüz görmüyor ama artık modern bilim adı altında sizi iyice biyolojik bağlarınızdan koparacak çalışmalara başladılar; uzayın bir matrix’i, bir matematiği olması başka şey, çünkü uzay matematik üzerinedir, hayat görüşünü tamamen bambaşka digital bir akılla çarpıtıp, biz simulasyonuz diye yormak başka şeydir; şu an fiziği bile buna zorluyorlar…Bir onlar akıllı..
  • Söz konusu Ay’a endüstri taşımak gibi hamlelere gelince, Ay zaten Venüs’ün onuruydu, Venüs’ün gözyaşlarıydı, dünyasını bu hale getirip de uydusunda tam olarak nasıl bir şirk peşinde olabilirsiniz, anlatabiliyor muyum? Burayı harca yok et, orayı harca yok et; tamam Kuzey Düğümü’nün onurlarını kaybediyorsunuz sıkıntı orada; onursuz ve başsız kalacaksınız kısacası..Başlar gidecek, ayaklar baş olacak, siz çok bilmişliğinizin bedelini ödüyor olacaksınız, kimse de artık hakkınızı gözetmiyor olacak..
    Bunun sağlıklı versiyonu neydi: sizin tabi ki göklerden beklemeden, duayla bilmem ne ile değil yani, kendiniz sorumluluk göstererek, kendi olgun akli melekeniz ile, geçmişi, tarihi iyileştirmiş, süregiden haksızlıkların hakkını yerine koymuş, size tanınan bu hayat olasılıklarını neyi iyileştirmeniz gerekiyorsa, nasıl bir dünya programı görmeniz gerekiyorsa onu insani bir şekilde görmüş, toplumlarınızı eğitmiş, doğayı, canlılığı, sürdürülebilirliği, kendi ayaklarınız üzerinde durarak sağlamış olmanız gerekiyordu..
    Suç batağından çıkma bir tane ergen bir devlet doğuyor, hiçbir tarihi geçmişleri ve yeterlilikleri yok, oraya buraya dayılanarak, çok bilmişlik kasarak, arada elinin altındaki kuklalardan tarihi eser kaçırarak caka satıyor, hiçbir halttan anladıkları yok, manipulasyon başkanı, gelişmişlik adı altında şeytani bir akılla kapitalistlik çukuru, manipulatif teknoloji çukuru kazıyor..
    Size her şeyiyle verilmiş bu doğal Venüs’ü plastik, çer çöbe çevirip, nereye kaçacaksınız, kim size uzay olur?

3-Disotonomik ve dengesiz hale gelmek

  • Şeytan disleksisinden ötürü disotonomi hastasıydı, bu hem genetik hem bağışıklık sistemi sorunu; benim de şu an covid sonrası en ağır seyreden rahatsızlıklarımdan birisi bu..zor bir hastalık; ana otonom sinir sisteminiz hastalanıyor, bütün sinir sisteminiz ve organlarınız fiziksel olarak adrenalin içinde çalışıyor. Nöroenflamasyon, karın enflamasyonu ve varsa nöropatiler geçene kadar çok limitli bir enerji zarfı içinde binbir çılgın semptom ile hayat burnunuzdan gelmiş kalıyorsunuz..Şeytan en önce bu hastalığa deliriyor, ‘bu dünyanın enayisi bir ben miyim?’ diye..En büyük intikam yeminlerinden biri de bu rahatsızlığı 40 satır’da çektirmek istediklerine yaşatmak; hem de balık baştan kokar, lider gücünüz disotonomikse, siz de disotonomik olursunuz..Genetik olarak yatkınlığınız da varsa, zaten siz de o antik soydan geliyorsunuz demektir, yok etmek istediklerinden biri de zaten o tarih ve o tarihin üyeleri..
  • Disotonomide, normalden daha fazla ve daha çabuk yorulursunuz, dinlenseniz bile dinlenemiyorsunuz, uyku düzeniniz, sindiriminiz, nefesiniz, tansiyon mekanizmanız, kalp ritminiz, böbrek üstü bezlerinizin çalışma mekanizması, ‘kulak’ sağlığınız bozuluyor, mide bulantısı, kas ağrıları/krampları, fibromyalgia gibi eklem ağrıları, baş ve boyun ağrıları ve başka bir yığın semptomla hastalığı neresinden tutup neresinden iyileştireceğinizi şaşırır hale geliyorsunuz..
  • Enerjiniz dayanmıyor, sinirleriniz yıpranıyor, sürekli susarsınız, sürekli elektrolit ve tuz ihtiyacı duyarsınız, ekstra hiçbir negatifliği ve stresi, sıcağı, fazla lokmayı vs tolere edemezsiniz..öldürmeyen, ama süründüren bir rahatsızlık
  • Doğanız ve uzayınız disotonomik hale geldikçe de, en önce su, tuz, beyaz enerji kaynaklarının yetersizliğini çekersiniz; doğanız da ağrır acır, uzayınız da ağrır acır, psikolojiden anlayın..
  • En büyük ilaçlarından biri de zeytin ağaçlarıdır, kutsal hayat ağacıdır çünkü, bu kadar disotonomik hale geliyorsanız doğanın dengesini ve sürdürülebilirliğini kaybediyorsunuz demektir, ez cümle ne kadar zeytin ağacı, o kadar hayat..Medikal olarak da otonom sinir sisteminizin dengesini bu kadar kaybediyorken, en çok zeytin yağı ile kulak sağlığınızı korumaya ihtiyacınız var demektir..21 Mart sıradan bir dünya barış günü değildir, hayatın onurunun günüdür, doğayla yaptığınız en antik anlaşmalardan biri zeytin dalını korumaktır; o dalı kırarsanız şeytani dengesizlikten sizi kim, niye, nasıl korusun?
  • Okyanus ve deniz yaşamın özüdür, denizlerden gelecek omega 3 ve yosun şifasına ihtiyacınız var demektir, orayı da zehirledikçe disotonominin önünü alamayacaksınız demektir
  • Disotonomik hale gelirseniz, sürüngenler ne kadar sürünüyorsa siz de o kadar sürünürsünüz, daha net özetleyemem
  • Toplumunuz ve insanlığınız, bel kemiği olan, omurgası olan çizgilerini kaybeder, ilkelerini, hayati kararlarını kaybeder, olmadık şeylere olmadık tepkiler veren agresif kitlelere dönüşürsünüz
  • Yok yere yorulur, stres olursunuz, laf anlatamazsanız
  • Pireyi deve yaparlar, tam tersi deveyi de pire yapmak isterler
  • Tuz, su, enerji ve zaman kaynaklarınız yetersiz hale gelir, birileri bulduğu kadarını götürür, diğerleri de burası neyin cehennemi diye sorar
  • Toplumun ihtiyaçlarını karşılamaya çalışırken, büyük dengesizlikler, makaslar ortaya çıkar
  • Hem medikal hem toplumsal olarak, akli dengesizlikler, tutarsızlıklar artar
  • Doğa olayları kontrolsüzleşmeye başlar, doğanız ve uzayınız da olmadık doğal afetleri olmadık düzensizliklerde yaşamaya başlar
  • Üstüne doğanın da bir onuru vardır, bugüne kadar boşuna mı bu dünyanın dengesini gözettik der, vazgeçer, küser, nesli tükenir, parçası olmaz..arılar hala enayi uşağınız gibi bal yapacak sanıyorsanız..
  • Rüzgar eken fırtına biçmiş olur
  • Fiziksel deformasyonları 3 günde düzeltemezsiniz, duayla düzeltemezsiniz, fizik hem sizin sorumluluğunuzdur hem de ne özrünüz kabahatinizden büyük olabilir, ne de inatla sürdürdüğünüz kabahatleriniz özrünüzden büyük olabilir; bir yerden sonra isterseniz en içten özrü dileyin, en baba ilacı tıbba kazandırın, en baba bilimsel formulü yazıyor olun, dönüşü olmayacaktır; fiziğin bozulması demek genetiğin de bozulması demektir, geleceğin de bozulması demektir..

4-Ergenleşmek, fantastik kurgulara dönmek, ciddi ve gerçekçi olamamak, ego zehirlenmesi yaşamak

  • Karanlık Güney Düğümü tayfa kaçıktır, başka tarifi mümkün değil, dengesizlerdir, ergenlerdir, hatta en büyük yaraları da dış görünüşleridir, birbirlerine ‘kaybedenler klubü’ psikolojisinden kenetlenirler, kendilerini kurbanlaştırırlar, dramatize ederler, ‘gang/tarikat’ psikolojisi gözetirler, yatay değil, dikey yapılanırlar, yani her zaman bir baş vardır ve balık baştan kokar, duayla, yakarmayla, örgütlenmelerinden güç alarak kaçak göçek işlerle hazıra konmak isterler, emek gözetmeyi bilemezler, emeğe saygı duyamazlar, yasadan, haktan anlamazlar, yetmekten, yetememekten anlamazlar, psikolojileri, egoları zayıftır, taşıyamazlar, en ufak bir elde ettikleri şey karşısında hemen güç ve ego zehirlenmesi yaşarlar, o mikrobun dişine bir kere o şeker değdi mi de vazgeçmek istemez, gayriresmi hareket etmek isterler, olgun medeni akıl ve davranış gösteremezler ve Şeytan kendini kurgular, projeleştirir; Sineklerin Tanrısı da komple bilim kurgu dünyalar zaten
  • Eğlence anlayışları da seviyesizcedir, 'hakaret etmek için söylemiyorum olgun düşünün', sirk gibi, arabesk gibi, pavyon gibi..Zevkten, hayattan anladıkları da seviyesizcedir, görgüsüzcedir, zengin detaylar ve bilgelikler içermez, bir tarihi nesiller boyu yaşatabilecek zenginlik ve vericilik içermez.. Alıcıdırlar..
  • Giderek delirirsiniz, giderek ciddiyetten, akli melekeden çıkarsınız, herkes çocuklaşır, ergenleşir ve ergence isteklerde bulunmaya başlar, giderek derin düşünce ve anlayış gösterebilmekten çıkarsınız
  • Herkes şeytan gibi kendini kurgulamaya başlarsa, kendini proje etmeye başlarsa, tamam zaten fantastik kurgu hayatlara dönersiniz..
  • Yatay dayanışma gösterebilecek olgunlukta olmak yerine herkes dikey örgütlenmelerin ve yaşam koşullarının peşinden gitmeye başlar, farklı gruplaşmalar arasında kopuşlar başlar, toplum kırılır, toprak kırılır..

5-Depresyonun, yasın, yalnızlığın, stresin, korkunun, güvensizliğin ve hatta çirkinliğin artması

  • Güney Düğümü kinden, nefretten, sinirden, küskünlükten, güvensizlikten beslenir, enerjileri çok karanlıktır ve ruh emicidirler, enerjileri ürkütücüdür, kendileri de 40 harami örgütlenmelerine rağmen yalnızlık içindedir, dehşet içindedir, size de korkuyu, nefreti, küslüğü, yalnızlığı, kopmuşluğu, kaybetmeyi yaşatmak isterler..
  • Stres vermeyi, kabuslarınızı, yaralarınızı, size karşı kullanmak isterler..
  • Anksiyete ve korku en büyük besin ve keyif kaynaklarıdır, hani 'biz yaşayamadık, siz de yaşamayın', intikam yeminleri budur, size sıkıntı çektirmekten keyif alırlar..Özellikle korkunç görüntüler içerikli filmler, videolar izleyip, aklınıza sokmayın
  • Doğal olarak pozitif ve iyileştirici olabilecek olan şeylere ve kişilere karşı gelirler, onları hain planlarını yürütebilmek için yok etmek isterler, Şeytan da en büyük kaybedendir, asla kaybetmeye gelemez, bütün tuzaklarını hep kazanacağı yerden kurmaya bakar, materyal uğraşlar peşinde gidip de düşmeyin ne diyim..
  • Hayatı yaşamanın bir anlamı olmasını, sevmeyi, sevilebilir olmayı, sempatiyi kaybedersiniz
  • Ruhlarınız ve psikolojileriniz de giderek çirkinleşir, çirkinleştikçe bedenleriniz de çirkinleşir, buna karşılık estetik ve kozmetik müdahalelerle bu genetik/fiziki değişimi karşılayamazsınız..
  • Bu klişe değil, güzellik içten gelir..Venüs’ün kalemidir sevmek, iyilik, güzellik, şifa, heyecan ve heves duyma, empati, sempati; ruhlarınızı temiz tuttukça, ruhlarınızın pozitifliğini ve iyiliğini korudukça, Venüs de ancak o zaman doğanızda bunları mümkün ve korunaklı kılabilir..Yoksa Venüs’ün onurlarını kaybediyorsunuz, aklın da onurudur, enayi uşağınız değiller, neyi çok biliyorsanız onu yaşarsınız..
  • Toplum kırılır, insanlık kırılır, mavi gök kırılır, şiddet ve kırgınlıklar artar, agresyon artar, 'sen bana x dedin', 'sen bana x yaptın', kan davası, yılan hikayesi obsesif, kronik anlaşmazlıklar artar; küs, yalnız, kimsesizlik çeken kitlelere dönüşürsünüz, içleriniz, ruhlarınız çekilir, giderek mutsuzlaşırsınız
  • Işık dolu, heyecan, heves dolu sesleri kaybedersiniz, en başta da özel sanatçılar olmak üzere, gerçekten de karanlığa gömülürsünüz..
  • Güvenilir ve sağlıklı düşünen ve hatta sağlıklı kalabilen bedenleri kaybedersiniz, kim kime güveneceğini şaşırır, hem özgüven kaybı çoğalır, hem toplumundan, doğasından, uzayına, bütün kolektif güven sarsılır..
  • yazarken bile içim sıkıldı :/

6-Gelelim nihayate, ya taş olursunuz, ya da başınıza taş yağar :/

  • Karanlık Güney Düğümü tayfa ve onlara uyanlar, önyargılıdır, peşin hükümlüdür, saldırgandır, yargılayıcıdır, kırıcıdır, bozucudur, sınır tanımaz, yargıları da, eylemleri de hak tecavüzüne girer, travmatik olur, donup kalırsınız, taşa kesersiniz, tarihi sağlıklı akışta yaşayamazsınız..
  • Bundan daha başka türlü söylemesi mümkün olsa söyleyim ama değil, binlerce yıldır size demişler taş olursunuz taş, tamam taş olursunuz, sizi 'taş devrine' sokarlar..Hastalıklarınız bile sizi taşa çevirir, safra taşı da sevdaya dahildir, doğanız da canlılığını yitirir, kurak, çöl, çorak, dağ, taş topraklara kalırsınız..
  • Özellikle sosyal medya başta olmak üzere, herkes birbirinin sınırına, alanına bu kadar giriyorken, birbirini bu kadar eziyorken ve rahatlıkla üzüyorken, önüne geleni o paylaşımın arkasındaki özel hayatı bile bilmeden yargılayıp taşlıyorken, başınıza da taş yağar..
  • Göktaşları uzayın gözyaşıdır! Her şeyin bir psikolojisi vardır, göktaşının da ne demek olduğunu bilin..Kim bilir hangi kaza sonucu kimin yıldızından kopmuş gözyaşıdır o..Bu dünyanın gözyaşları da bu dünyaya çarpar..Sevimli bir gök olayı da değildir, radyoaktif uzay taşları..Atmosferin de bir sınırı ve sabrı vardır, o da Venüs’ün onurudur, korumaya yetebileceği taş yağmurunun da bir sınırı vardır..Göktaşı yağmurları gelecek olayı değil, geçmiştir, yani kim bilir kaç yıl önce kimin kazasında o taş koptu anlatabiliyor muyum, uzayda ışık yolunu alana kadar..
  • Başka türlü söyleyebilsem söylerim, başka bir dil mümkün olmadığı için doğrudan dile getireceğim, kuşlar da size en güzelinden ebeniz kaç bucak destanı anlatır.. Biz buz devrinden beri bunun için mi bu dünyanın hukukunu gözetiyorduk diye..Allah’tan aldıkları yetkiyle sizin dağa, taşa çevirdiğiniz çorak arazilerde gagalarını bir güzel sivriltirler, siz de görürsünüz Allah Darwin’in Evrim Teorisi’ni kendi elleriyle mi yazmış..Tarih tekerrür eder, onurlu Ebabil’ler balçıkla, batak böcek beyin karanlık Güney Düğümü ile şaka nasıl olmayacağını size gösterir, siz de Atatürk’ün şapka kanunu neymiş bir daha anlarsınız..
  • Doğanın adaleti ve onuru tecelli eder..Hak yerini her zaman bulur..Hak kaybetmez, ışık hiçbir zaman kaybetmez, karanlıkla kazanabileceğini sananlar kaybeder..
    Şeytan geçmişte de en büyük kaybedendi, çünkü değiştirmek ve mücadele etmek yerine, bütün kartlarını satışa, materyal sömürülere, kısır döngüye ve 40 satır'a oynadı, gelecekte de kaybeder..
  • Ayağınızı toprağa basın, güç, enerji, şifa, hayat, sevgi, merhamet ondan gelir, toprağın onuruyla oynamayın..Dünya tarım ihtiyacı içinde kıvranıyorken Anadolu'nun hakkı organik tarımdır, organik kumaştır, organik tekeldir; Anadolu çiftçisinin bugün eli cebinde dünya turu yapabiliyor olması gerekirdi, kendi kumsallarımızda köylümüzden işçimize bizim güneşleniyor olmamız gerekirdi..Sevgi ve saygı varsa su da var, filiz de var; yoksa herkes kaybeder..

Kaderinizi siz değiştirirsiniz, kendi mucizeniz kendiniz olursunuz..
Sevgilerimle,
Zoey

Valsler kimin için çalıyor..En sevdiğim eserlerin başında geliyor, Dmitri Shostakovich Waltz No-2, iyileşmek ve bu çalışmaları sürdürmek için o kadar hevesli ve umutluydum ki..Artık hayatımın üzücü özeti haline gelmiş dip notum: bu videoda da hastayım, hastalığımın ilk ayları, (videonun görünmeyen arka yüzü mesela, haftalar olmasına rağmen hala ateşli hastayım, disotonomiden ötürü kalp ritmim bile 150-180 arası oynuyor, ayakta zor duruyorum ), kusuruma bakmayın, elimden geldiğince işte..