40 Satır diyince anlaşılmıyor, biraz daha maddeleyim istedim, bazıları düzenli okuyucuya tekrar gelebilir, kusuruma bakmayın:

-40 Satır, 'ayaklar baş oluyor' demektir; yani uzayınızın ayak tarafı, karanlık tarafı, akli dengesiz, şizofren, psikopat, kaçık, narsisist, egosundan, güç zehirlenmesinden şaşırmış tarafı ve onların matematiğine uyanlar, baş oluyor, Güneş Sistemi'nizin ve doğanızın fiziği karanlık yönde değişiyor demektir..
Gang’ yapılanmasını bir halt sananlar bu matematiğin içindedir..Eğer ayaklar baş oluyorsa, o zaman siz de 'narsisistliği' azıya alıyorsunuz demektir; anlayışı, sevgiyi, empatiyi, sempatiyi, manevi güzelliği, hatta genel olarak iyilik ve güzellik halini, sosyal dayanışmayı kaybediyorsunuz demektir..
Üstüne de Aydınlık Kuzey Düğümü’nü de kaybediyorsunuz demektir; 'Onurlu Başlar', "madem çok biliyormuşsunuz, buyrun görelim" der, siz kendi narsisistliğinizle, çok bilmişliğinizin geleceğini yaşıyor olursunuz..
Bu kadar pisliğe ellerini bile bulaştırmadan çeker giderler, Allah’tan değil, mikroplardan merhamet dilenecek bir dünyaya kalırsınız..

-Ayaklar baş oluyorsa, korkulardan, nefretten, kinden, stresten, huzursuzluktan, acıdan besleniyorlardır ( Kuzey Düğümü, aydınlık taraf, 'fiziken de' yetersiz kalıyor demektir ), o zaman yaşama umudu olacak şeyler değil, korkular, anksiyeteler gerçekleşmeye başlar..Umduğunuzu değil, korktuklarınızı yaşadığınız bir dünyaya dönersiniz; korkular, stresli şeyler başınıza gelmeye başlar..
Kendileri ne kadar dehşet içindeyse, nefret, mutsuzluk içindeyse, size de onu yaşatmak isterler..
'Hayat' tabi ki bunun içinden geri çekilecektir; o zaman da sürdürülebilirlik için "tanrılar kurban istiyor" kafasında, artık kanınızı da içerler, kız çocuklarınızı da isterler, birilerini de doğrarlar, organ da devşirirler (şu patolojinin içinde 'sağlıklı organ' bulabileceklerse tabi; öte yandan da, inorganik, yapay çözümlere 'gelişim' adı altında 'yeni buluş', 'çare' demeye başlamışlar bile..yani zaten sağlıklı olması gereken bedenleriniz çarpık ekonomi anlayışlarında itinayla sağlığından ediliyor, toplumlar 'organik' çözümler düşünülmeden bu şekilde yaşatılmaya zorlanıyor, çare olarak sundukları inorganik, laboratuar üretimi protez çözümlerse haberlerde yerini alıyor, ama halktan olan insanların bu çözümlere ulaşıp ulaşamayacağı sorguya tabi, tabi ki ) ve ayrıca kendilerini kaptırdıkları ölümsüzlük ve uzun yaşama arzuları için aklınıza gelebilecek başka her türlü sapıtmış karanlık fikri koyun..
Peki böyle sürer mi, sürmez, acı çeke çeke, tükene tükene bitersiniz..

Birileri acıdan, ezilmişlikten, sömürüden keyif alıyorken, diğer yandan milyonlarca canlının 'süründüğü' hayat, hayat değildir, dünya dünya değildir!

Sizi korkularınızla, bilinçaltınızla, kabuslarınızla, rüyalarınızla yönetmek isterler; ve bunu da yapmaya başladılar şu an zaten:
Yeni çıkan birçok teknolojik yazılımda sizin gözlerinizden, bakışlarınıza, parmaklarınızdaki sıcaklığa, eğer yükleyip kullanıyorsanız not tuttuğunuz, rüya bilgilerinizi vs girdiğiniz uygulamalara, yıldız haritası vs okumalı programlara, paylaştığınız paylaşımlara, bu bilgileri de ele geçirip, iyice herkesi tek tuştan kendileri yönlendirip, yönetmek istedikleri gelecek kurguları içerisindeler..Bilgisayarı istatistiğin onuru için, kitle yönetim veritabanı olarak kurgulamaya devam ediyorlar, ancak emellerinin sonu hayırlı olmayacak, öyle bir matematik güçleri ve yıldızları yok çünkü, elinizi verirsiniz kolunuzu kaptırırsınız, sebep olunacak kısır döngünün içinden sürünmeden, uzayı ve zamanı yıpratmadan çıkmanız, kurtulabilmeniz mümkün olmaz, bu akılları aldıkları taraf zaten 'yetersiz yıldızlarıyla' karanlık taraf, 2 papel akıllar baş olursa, yaşayabileceğiniz yarını siz düşünün..Bugün ne ekerseniz yarın onu biçersiniz..

Bu boş ahkam ya da anksiyete değil, sadece 10 sene içerisinde geçirdiğiniz dönüşümü gözünüz görmüyor, çok uzun sürmedi yani..
Hayatta işim olmaz ben sosyal medyada içerik üreticisi değilim, oturayım Allah’ın kelamını şu platformdan anlatmak zorunda kalayım, insanlar burada diye mecburen sesimi duyurabileceğim muhattap arıyorum, sokakta yazıp anlatmaya kalksam karşıma gelecek insan yok..
O ekranlara oynayanlar da tamamen ekran kölesi, bağımlısı olmuş, reklam kölesi olmuş, pirincin taşı da ayıklanmıyor, istedikleri kadar segment açsınlar bu kadar kitleyi ekran aracılığıyla yaşatmaya çalışmak kaostan geçilmiyor..
Saçma sapan kalitesiz, tarihi değeri bile olmayan sunumlar içerisindeler, gülmek bile giderek plastikleşiyor, tiyatro giderek anlamını, dokunulur olmayı kaybediyor..

Hayat 1 günse, o da bugünse, siz çok değil 3 gün sonra sileceğiniz ya da boş bir şekilde geride kalacak içerikler için bütün gününüzü ekrana taşıyorsanız, 3 gün sonra da, "şunu sileyim, yeni içerik yükleyim, ya da bu doldu artık atayım, ya da bu sıktı yeni platforma geçelim" diyorsanız, hangi tarih yazmak artık?..
Bu içerik çöplüğünü miras bırakamayacaksınız..
Miras olacak eseri de, ya bastırmıyorlar zaten ya da artık alıcısı yok..
Devir değişiyor da, işte sağlıklı değişmiyor, sıkıntı orada, tarihi sağlıklı akışta yaşamak demek, bugün bütün Türkiye, Varlık Dergisi okuyor olurdu demek, sizse sosyal medyadan nerden geldiği belli olmayan 2 kuruş bilgeliklerle geçiştiriyorsunuz hayatı..

Teknoloji, gelişmişlik göstergesi değildir, hem de böylesi kurgulanan teknolojiler..
Ben bugün hukukun son kalan damlasıyla bu notu yazıyorum da, bu kafayla giderseniz 3 gün sonra istediğiniz baba ‘NUTUK’u, hitabeyi, kaleme alın karşınızda insani etten kemikten, omurgadan, akli melekeden, muhattap alabileceğiniz nüfusu bulamayacaksınız..

Bu teknolojileri aldıkları akıllar, uzayın karanlık sinek, böcek, plastik, robotik, hayatların değersiz olduğu dünyalar, satılık bir mesele, kafa da basmıyor, bir de havalarından geçilmiyor, çok eminler herkesi ‘mikrobik’ hale getirip, milyar milyon mikrobu böyle yönetebileceklerinden..Allah aptal mıymış?
( ben sadece teknoloji geliştiren büyük devletlerden bahsetmiyorum şu an burada, ben size bunların akıl aldığı uzaydan bahsediyorum, yani hem dünya, hem uzay, bu meseleyi 2 yerden birden düşünün..)
O karanlık mikroplar da size bu teknolojileri verip, “iyi hadi siz güzel güzel oynayın” demezler tabi ki de, elinizi verirsiniz kolunuzu kaptırırsınız..
Teknolojileri bu kadar şeytani kullanmaya kurgulamasalar iyi hadi ağzımı açmayım da, o karanlık tarafa bundan daha büyük hizmet edilemezdi..
Allah, ya da aklın onuru, akli melekenin onuru olan aydınlık Kuzey taraf, bunların enayi uşağı değil..
Komple "otur" dediklerinde oturan, "kalk" dediklerinde kalkan ablak kitleler istiyorlar da, hem yönetemeyecekler, çünkü öyle bir güçleri ve matematikleri yok, hem de çaresizlikten ve 'anlamsızlıktan' ölüyor olacaksınız..

-Allah’ın, Kuzey Düğümü’nün hakkı koruyabileceği sınırları aşıyorsunuz demektir, o zaman Şeytan iyice azıya alacak demektir, yani istediklerini harcarlar, istediklerini sömürürler, "bu gitsin", "bu kalsın", derler, onların onay verdiği yaşasın, diğeri sürünsün isterler.. Bunu da olgun akli meleke ile değil tabi, nerede ne kadar iyilik, güzellik, umut olabilecek yaşam var onu harcayarak yaparlar..Size, sizi özgürce, aklı ile hür, vicdanı ile hür yaşatmazlar yani.. Kendi dünya programlarınızı sağlıklı bir şekilde gerçekleştiremezsiniz, gerçekleştiremedikçe de ölüp ölüp dirilirsiniz, dirilir dirilir ölürsünüz..Başka seçenek kalmıyor, üzgünüm açıklamak zorundayım!
İnsan ömrü niye bir 70 yıl olsun..
Reenkarnasyon var..
Tarihi iyileştirene kadar, haksızlığın hakkını yerine koyana kadar, tekrar tekrar dünyaya gelirsiniz..
Tamam dünyaya gelmek en büyük umudunuzdur o zaman zaten, peki elinizden o umut alınırsa, hangi güzel yarınlara kavuşmak?!

Bu dünya eviniz!
Cennet tutarsanız da siz yaşayacaksınız, cehenneme çevirirseniz de siz yaşayacaksınız!

-Omurgasızlardır, tutarsızlardır, akli melekeleri sakattır, onlara keyif veren şeyler seviyesizce ve sapıkçadır, nerede duracaklarını bilmezler, saygıları yoktur, emekten, haktan anlamazlar, şiddete ve sadistliğe meyillidirler, mazoşist partnerler isterler, hangi akla, kime, neye güvenip, uyacağınızı şaşırırsınız, sömürülürsünüz, harcanırsınız, pazarlanırsınız, sapıtmışlığa maşa edilirsiniz..

Tarihiniz, kültürünüz, ana diliniz, toplum ve devlet sözleşmeniz öyle bir korunmalı ki, siz kendinizi bilmelisiniz, toplumunuz omurgası olan insani değerlerini, psikolojik ve genetik olarak korumalı!
Kimse zaten bu çukura daha 'en baştan' düşmemeli!
Bırakın devlet koltuklarını, ahlaksızlık için, etik dışı bozulmuşluklar için, şark kurnazlıkları için kullanmayı, bugün, medeni ve modern anlayış ve 'hukuk', kazaları en aza indirecek şekilde oturmuş olmalıydı zaten!

Ahlak bekçiliğinden bahsetmiyorum, karalamadan, bağnazlıktan, yobazlıktan bahsetmiyorum!
İnsani akıl: sırtınıza omurga vermişler, adı belkemiğidir, ucunda da küçük beyniniz var, o kafanın parasempatik sinir sistemine, maneviyatınıza bir sahip olmanız gerekir..
Eliniz zaten 10 parmak matematik, ellerinizde o olgun akli meleke zaten var, en başta say’maktan başlayın, gözünüzün önünde olsunlar diye o el 10 parmak, unutmayın!
Devlet organı ve hukuk memurları, topluma 'aşağılık kompleksiyle' yaşamayı dayatamaz!
Kültüründen, ata dede yadigarı binlerce yıllık tarihi kazanımlarından çıkmayı, 40 Satır’ın onursuz köleleri olmayı dayatamaz!
Tarihte görülmemiş saçmalık..
Kurgulayan da kaybeder, kafa 2 papel demektir, maşa olan da..

Kapitalizmle de açıklayamazsınız; şu anki çukur artık kapitalizm demeyi aşıyor!
Sadece 100 sene önceki ağalar bile bu çocukları nasıl yetiştirelim derdi!
30 sene önce futbol toplumların afyonu deniyordu, bugün stadyuma gidilsin diye yalvaracağız!
Bugününüz neyse yarınınız o..Karanlık da kafaya bu matematiği kitlemiş, omurgalarınızın peşinde, gözyaşlarınızın peşinde, huzurun, nefes’in peşinde..
Tekrar tekrar toplum sözleşmesi, gelenek, görenek kazandırmak, yaşatmaya çalışmak ile uğraşamazsınız!
Çoktan toplumunuzun genel anlayış seviyesi bir temele oturup, onun üzerine koya koya gitmeniz gerekirdi; oynama bozarsınız demişler, oynamayın bozarsınız, kafanız 2 papel!

-Lüksün sonu yok, ta ki kara deliğe kadar, boşuna beyinlerinizin disiplinini bunun için kaybetmeyin, kaybettirmeyin!
Şeytan kartlarını kısır döngüye oynar, bağımlılığa oynar, zevke, şeker’e oynar, bir o akıllı ya, en ‘hidious’ bulduğu matematik budur!
Kısırlaşana kadar bırakmaz, kemiğiniz iliğiniz kurur, ellerine geçirdikleri güç kaynaklarını da bırakmak istemezler, bunu yerden göğe maddi-manevi her şeye uyarlayın..
İyi niyeti kaybetmeyin!

-Şaşırmışlara Şeytani taraf kolay geliyor olabilir, tam tersi, esas onlar sizi zorlar, çaresiz hissettirir, hatta çaresizliğe mecbur eder, ağırlaştırır, yorar, yıpratır, cüceleştirir, nefes aldırmaz, boğar, sıkar, öldürür, zehirler..taciz, tecavüz, şiddet..
Allah’ı yanlış düşünüyorsunuz!:
Esas Allah Baba size nefes aldırır, kolaylık sağlar, anlayış, sevgi, empati, sempati gösterir, cesaret verir, güç verir, hak verir, umut verir, sevinç verir, kimsenin özlük haklarına tecavüz edilmez!
Nefes alırsınız, hayat sakinler, huzur olur, boyunuz da uzar, ömrünüz de, başaklarınız da..Herkeste dayanmaya güç olur, sabır olur, metanet olur..

Cennet zaten antik dilde Uranüs’tü: Hava’dır, Gaea’nın Oğludur ve Baba'dır, 7’dir, uçmaktır, kanatlılardır; havadar, ferah olmaktır, nefes alabilmektir; şiddet, zulm, baskı, değil, güven içinde yaşayabilmektir!
Elinizde sevgi olacaksa, o Uranüs'ten, gökten, şırıl şırıl  temiz su yağar, su damlası hayattır; tam tersi elinizde acı çekilecekse, kurur kalırsınız!
Acıları siz başlattınız, tuzlu suyu, gözyaşını siz başlattınız, tuz isteyen yaraları siz başlattınız!
Gökten de kemik yağmayacak!
Kemiktir, Kuzey Düğümü’nün dişleri, kalkanı, ederi; istatistikten çıkarken 2 kere düşünün, fiziğe şirk koşamazsınız!

Söz konusu Sır’At’a gelince: o öyle incecik bir köprü değildir işte:
'At', uçmayı temsil eder, 'Sır' ayak tarafı, karanlık tarafı, Sırlar Alemi'nin eline düşmeyi, kaybetmeyi:
O ahiret kapısında Uranüs’ün-adalet-memurlarının-aklı ‘kuş tüyü’ kadar hafiftir(!)..
Sır’At’tan uçmak da, size zaten verilmiş omurgayı, belkemiğini gösterebilmektir, aklına, tiyatrosuna güvenilir olmaktır..
Bunu koruyup sağladığınızda bu Dünya zaten cennetiniz olacak!
Sır’At, bu Dünya’ya arkanızda omurga bırakarak yaşayıp gidebilirseniz mümkün..Bu metin de benim omurgamdır!

Ve şeytani Medusa’nın sonunu unutmayın:
Bu yeryüzünde hiçbir şey sır kalmaz! Allah Baba size bir şey söylüyor!
Ölüm anında boynundan 2 parça kopar:
-Biri oğludur, o 40 yılan başlı başının altında meğer en büyük korkusu o’imiş, ANNE olmak;
-Bir başka parça daha kopar, o da PEGASUS’tur; meğer o kadar yılanların içinde olmak, o kadar vahşet-dehşet içinde olmak, o karanlık dünyası, onu o kadar sık boğaz ediyormuş ki, o kadar kaybetmiş ki, en büyük arzusu uçup Sema’ya kavuşabilmekmiş!

Medusa’nın sonunu unutmayın, Antik Yunan Tanrıları değil, Allah yazdı:
Bu yeryüzünde en kutsal olan: Şefkat’tir!
Şefkati’n ne demek olduğunu bilmektir!
Anne’nin, kadın bedeninin değerini, kadın haklarının onurunu bilmektir.. Anneliğin psikolojisini, sevgisini, şefkatini koruyabilmektir..
Şefkatli aile yapılarını, şefkatli toplumları koruyabilmektir..
Ve tabi ki doğanın..Venüs’ün şefkatini, değerini, onurunu bilmektir..
Her şey Dünya-Annemiz-Gaea ile başlar; çocuklarıyla, adalet, cennet, etiniz, kemiğiniz, suyunuz olacak oğlu Uranüs’ü bile doğuran odur!
Işığın, Şafağın, Dolunay’ın, Gül'ün, Gümüş'ün, sevincin, baharın, Kardelen’in, rüyaları sayesinde rüya görebildiğiniz 'kelebeklerin' büyük annesi odur!

Ve sabır, en kutsaldır, ama sizin bilmeniz gerekir, Allah’ınkini zorlamak değil!

ANDROMEDA/YUSUF/ZOEY’nin eyyorlaması bugünlük bu kadar..
Bende kibir yok, ben uçup gidicem..
Hiçbir materyal derdim de yok, maşası olmaya da niyetim yok, bağımsızlığımı da kimseye ezdirmem!

Sevgilerimle,
Hani bir de Ece :/

Perseus'un Medusa'nın başını aldığı anın heykelidir..Ona uçan bir sandal, gözlerinden korunmak için parlak yansıtıcı bir kalkan ve görünmezlik pelerini verirler..Andromeda da Medusa'nın elindedir, onu da kurtarır..Bu yeryüzünde Medusa'yla yüz yüze kalan benden başkası yok, Perseus da dahil..Yukarıda Allah var..O Antik Yunan tanrıları öyle bir güç zehirlenmesi içindeki, neymiş nymph'ten güzelmişim, anneler üzerine yazmaya devam edeceğim..