


'Yeraltı'nın Tanrısı Hades’in, Kör Baykuş olduğunu düşünüyorum..Türkler de, Hidayet ve Behrengi gibi yazarlar da gerçekten çok bilge..
( Behrengi'ye Kargalar dediği için atıfta bulundum, mahkemenin kuşlarından o bahsetmişti..İlerleyen satırlarda daha iyi anlaşılacaktır..)
Hades, yeğeni Persephone’u yeraltına kaçırarak getirir, ama Persephone da onu karşılıksız bırakmaz ve kraliçesi olmayı kabul eder..Persephone Yeraltı’nın kraliçesi olmuştur olmasına ama, hatta saygı da duyulur, ama bu sefer de ortaya annesi Demeter’le yaşadığı yas çıkar..
Çünkü onlar Dünya’da kalmıştır…
Sırlar Alemi'nin "Yeraltında olanlar yeraltında kalır” yeminleri var..Persephone da, yeraltından beslenirse, yeraltında kalmaya mahkum olacaktır, Dünya’ya dönemeyecektir..Hades ona kıyamaz ve hayatla bağı devam edebilsin diye, Antik Yunan'da hayatın ve doğurganlığın en büyük sembollerinden birisi olan Nar Ağacı'ndan, hayat meyvesi Nar’dan verir; eğer 6 nar çekirdeği yerse, yılın 6 ayında baharda Dünya’ya gelip annesi Demeter’e kavuşabilecektir, geriye kalan 6 aydaysa kışı yeraltında geçirecektir..
Kışların bile, Demeter’in kızına duyduğu yastan yaşandığı söylenir..
Ortaya da hepinizin baharın müjdecisi olduğunu düşündüğü, ama arka plandaki hikayesiyse hiç de öyle olmayan ‘kardelen’in dramı çıkar..Kardelen odur, Persephone..Persephone'un bu döngüyü sürdürebilmek için sürekli nar yediği söylenir, tarihe de nar yiyen prenses olarak geçtiği söylenir; ben de psikolojide manik-depresif olmaya bir de Persephone ve annesi Demeter'in yaşadıkları üzerinden bakın derim, hatta Hades'in..Hidayet'in eseri Kör Baykuş'ta da biraz öyledir, ana karakter, ölümler, gölgeler, depresyon içinde, uzaklarda kalmış bir sevgiliye duyulan hüzünlü bir ayrılış içinde, bir erkeğin varoluş sancısına ve melankolisine girebilecek temada bir yazın işlenir..
Persephone gibi bir adet kardelenim, doğum günüm 21 Mart, saçlarım da kuzguni rengin altında nar çiçeği kızılıdır..6 yıldır içinde olduğum vizyonları çözmek için mücadele ediyorum…Koca Ubermatenga beni buldu..Ben de Oğuz Atay gibi Sırlar Alemi'ne Ubermatenga diyorum, onlar Dark V, oldukça obsesif bir şekilde ve aşağılık kompleksi içinde sizin kaza notlarınıza karar veriyorlar..



Baykuş, 6 yıldır yaşadığım macerada hiç beklemediğim bir anda karşıma dikilen Ubermatenga’dan biri oldu ( yani ben burada Persephone’dan ayrılıyorum , o değer görmüş, benim canım bundan daha yakılmış olamazdı.. ) Tuhaf ama Baykuş'u ilk gördüğümde de verdiğim ilk tepki “beni beni Bihter’ini” demek olmuştu..Çünkü hani “sen de mi Brutus” gibisinden..Çocukluğumdan beri baykuşları çok bilge bulurum ve yaptığım illustrasyonlara da işlerdim; beklemiyordum, Al Karısı, Şeytan, Öküz hadi neyse de, Baykuş ağrıma gitti..
( Bu reenkarnasyonda Dul Kadir Oğulları torunuyum, Oğuzlar'ın Bayat boyundan, boyun sembolü zaten Baykuş'tur, Ugi (?!)
Bayat/Beyat da, 'bayat', 'eskimiş', 'küflenmiş' ekmek demek değildir Oğuzlar'da, tam tersi, zenginliktir; 'at'ın, kanatlılar/kuşlar için de kullanıldığını unutmayın..
Hades de yeraltı zenginliğinin sahibidir..
Ama Küçük Kurşun Asker, Umutsuzlar -Yılmaz Güney'in bilgeliğini es geçemezsiniz-
Bir diğeri de Pleiades kardeşlerin küçük fili Hyas'ın hikayesidir, onu Hades'e sonra bağlayacağım..)
Her uzayın Hak'kı korumak için mahkemesi vardır ve sizin kaza/ölüm notlarınızın üzerinde Ubermatenga oturuyor..
( Bunu hep söylüyorum hep söyleyeceğim Allah'tan kötülük gelmez, onu bilin..)
Ben, Baykuş ne oldu da, suçsuz yere bana kaza notu çıkardı diye üzülmüştüm..
Nasıl Kuzey’in mahkemesine Uranüs bakıyor ( kartallar yüksek uçar ), Sır’At’ın At’ı bile oradan gelir, kanatlılar çünkü…
'Sır'lar Alemi’nin, Dark V’nin mahkemesinin kuşu da Baykuş; Antik Yunan mitolojilerinde Hades'in de o olduğunu düşünüyorum..
Ama “Kör Baykuş”..
Şeytan’ın, Al Karısı’nın ahlak bekçiliğine uyuyor (!)
Sizin narsisistliklerinizi, kibirlerinizi, kıskançlıklarınızı, nazarlarınızı, materyalist haksızlıklarınızı cezalandıracağım derken, tam tersi Dark V'nin narsisistliklerine kazandırıyor..
Obsesif, tutarsız, dengesiz, histerik ve kıskançlar da…
Empati ve sempati duyamıyorlar..
Ellerine geçirdikleri kaza haklarına da 'güç kaynakları' olduğu için sımsıkıya bağlılar ve intikam yeminlerinden de, "ayaklar baş olsun" planlarından da vazgeçmiyorlar..
Öyle bir yıldızları, matematikleri ve olgunlukları bile yok..
Antik Yunan metinlerinde Orpheus'un Hades ile yaşadığı ikilemi de çok zengin bir detay olarak görüyorum: Orpheus karısını çok sevmektedir, ama ölmüştür ve onu Hades Evi'ne kaptırmıştır ( ayrıca bkz. Lut ve karısını kaybedişi ), sevdiğini geri alabilmek için her şeyi göze alır ve yeraltına girer, müziği o kadar yeteneklidir ki, Persephone kıyamaz, "onlara dokunma" der, Hades de kabul eder, ama bir şartla: Orpheus yeraltını 'bir kere bile arkasına bakmadan' terk edecektir..Orpheus şartı kabul eder, Eurydice ile çıkışa doğru yol almaya başlarlar, neredeyse artık çıkışa gelmişlerdir ama Eurydice çok sessizdir ve Orpheus bir anlığına da olsa tereddüt eder, Eurydice'in peşinden gelip gelmediğinden emin olmak ister, elinde olmadan bir anlığına da olsa arkasına döner, bakış o bakıştır..Kanun kanundur, anlaşma anlaşma, Hades'e verdiği sözü bozmuştur..Eurydice'i gerisin gerisi ve bu kez son olarak kaybeder..
Bir diğer zengin detay da Sümer metinlerindedir, İnanna'nın kardeşi Ereshgikal ile yaşadığı yeraltı çıkmazı'nda:
İnanna hadsizce takıp takıştırıp cenazeye yeraltına gelmiştir ve yeraltı kraliçesi kardeşi Ereshgikal da "sen benle dalga mı geçiyorsun, yerimde gözün mü var" diye delirir (!), İnanna'yı tavrından ötürü yeraltında acımasızca cezalandırmak ister ( sen misin kendi ayakları ile gelen..)
Hak Kapısı'nın tanrıları olan büyükleri bile bu meseleye müdahale etmezler ( bu da uzay kanunları hakkında çok şey söyler ), hem İnanna narsisistliği ile kendi kaşındı diye yorumlanır, hem de Hak Kapısı kimseye imtiyaz tanıyamaz, haksızlık yapamaz, hukuk hukuktur, akli meleke akli meleke..
3 günün sonunda Tanrı Ea dayanamaz ve parmaklarından yarattığı iki cinsiyetsiz varlığı İnnanna'yı kurtarmaya yeraltına yollar..
Ea onlara tek bir şey söylemiştir: Ereshgikal ne derse tekrar edin, tartışmayın, terslemeyin, uğraşmayın, ne derse 'aynısını' ona geri 'yansıtın' (!)
2 varlık da yeraltında Ereshkigal'ın karşısına geldiğinde: eğer Ereshgikal sızlanırsa sızlanırlar, mızıldanırsa mızıldanırlar, homurdanırsa beraber homurdanırlar, başka da bir şey söylemezler..
Ereshgikal da o kadar etkilenir ki, "siz tanrı mısınız nesiniz, acayip bi şeysiniz, tamam ne arzunuz varsa yerine getireceğim, İnanna'yı götürebilirsiniz" der; ama yerine birini vermeleri koşuluyla, yeraltı kanunları, tazminatı ödemeniz gerekir, takas istenmiştir..
Burada detayına girmeyim, takasları da İnanna'nın çoban eşi Dumuzzi olur (Tammuz, Temmuz ).
Bu örnekleri neden veriyorum: çünkü 'yeraltı-memurları' yargılanmak istemezler, eleştirilmek istemezler; onlar kendilerini zaten 'kader mahkumu' görürler, hayatları 'ağır'dır, çıkış da yoktur ( hele ki birileri bile bile günaha girmeye devam ettikçe ), o zaman da yaşadıkları dram ve karar verme mekanizmaları konusunda 'anlaşılmak' ve 'onaylanmak' isterler..
Ve bunu onlara '3 kere' söyleyin..
Kutsal Edip Cansever farkıyla:
Kurbağalara bakmaktan geliyorum dedi,
Bunu kendine 3 kere söyledi..
Çağrılmayan Yakup şiirinden..
Şöyle devam eder:
Ben Yusuf,
Yusuf mu dedim, bazen karıştırıyorum, Çağrılmayan-Yakup'um ben..
Yusuf'un babasının üzerine ne kadar titrediği ile, Demeter'in Persephone'un üzerine ne kadar titrediği arasındaki benzerliğe dikkatinizi çekmek isterim..
İkisi de bu yeryüzünde kuraklıkla bağlantılı karakterlerdir..
Biz mi demeliyim..

Yaşadığım kaza nasıl bu boyuta geldi ben de bilmiyorum..Her şey evlendiğim gibi başladı..Bilmeden nikahımda Ubermatenga’ya kurban olacağım şeyler yaşandığını düşünüyorum..
Uzayın kanunlarını ve 'Sır'ları’ bilmiyoruz, zaten yargılayabilmek için de sizden bu bilgileri sır gibi saklıyorlar, bir diğer tutarsızlık da burada..
Öte yandansa bizleri, bizler her şeyi biliyoruz da ( çünkü bu arada biliyorsunuz da, doğarken kitabımızla geliyoruz, ama doğum anı travmatik oluyor ve bilinci unutturuyor, programlarımıza dair bildiklerimizi bilinçaltına itiyor, yeryüzündeki yaşamlar ve büyükler de yaşam algılarıyla hayatı nasıl yaşayacağımız konusunda 'manipulasyona' sebep oluyorlar, kendimizden ve doğamızdan iyice uzaklaşıyoruz, kendimizi unutuyoruz, kaybediyoruz..bu da bu arada Ubermatenga'nın işine geliyor..) sanki bilerek yaşarken bu kanunları hiçe sayıyoruz, bile bile 'kibirli' hareket ediyoruz diye kendilerinden oldukça emin, 'peşin hükümlü' ve 'aceleci' yargılıyorlar..
Yıldızları karanlık, vakitleri dar, acelece atlayacak hayat/ışık, kaza notu sebebi arıyorlar..
"Acele işe Şeytan karışır" bir anlamda buna da atıf yapıyor..
Bu arada kaza notlarınız gecikmeli de çıkabilir onu da bilin..
Güya çünkü onlar en haklı, en doğru, en yüce olanı yapacaktır, yeraltı mahkemelerinde kararları müzakere edeceklerdir, vakitlerini alıyor..
Üstüne de, uzayın bir takvimi var, onlarınki Öküz ile Ağustos'tan başlıyor ve sonbahar, kış...
Öküz'ün de İapetus'un oğlu Menoetius olduğunu düşünüyorum, Antik Yunan'da lakabı bile felaket tellalı'dır..Yusuf da firavunun rüya yorumunda onun başakları yediğini görerek 'kuraklığı' haber vermiştir..
Edit: Öküz ile diğer örtüşen karakterler: İnanna'nın ikizi Utu, Circe'nin kardeşi Pantheon, Arma'nın oğlu Silver'dır..
Türk kültüründe bizim "dağ fare doğurmuş" dediğimizin o olduğunu düşünüyorum..
Ubermatenga'da Baykuş'tan önce ilk karşıma çıkanlar: yılanlar, timsahlar, kertenkele kafalar, Keçi, derken Öküz olmuştu..kaptırmış gidiyorlar..
Ve doktorların skandal tutumuyla da hastalığımın dozu da giderek derinleşiyordu, ben baya pozitif ve 'optimistic' bir şekilde oldukça bilimsel araştırma ve yöntemlerle hiç bunları bu boyutta yaşamadan iyileşip hayatıma devam edebileceğimi sanıyorken, mesele cayır cayır yanayacağım bu noktalara ve böyle tarihi gizemlerle boğuşmaya dönüştü..
( Öküz motifi, Sümer ve Mezopotamya mitolojilerinde daha iyi anlaşılıyor: İnanna ve ikizi Utu gibi: Venüs ikizleri: Güneş-Leo'lar; ama işte aslan aslan değil: disleksi ve disotonomikler; cinsellikle, bedenleriyle, görünüşleriyle, egolarıyla sorunları var; 'yakmaya', 'kuraklığa', 'kısırlığa' sebep oluyorlar..
Boğa, bereket ve suyu temsil etmiş oluyor, Yengeç Dönencesi sürdürülebilir hayatı..
Onu da İnanna'nın eşi Dumuzi motifine işlemişler..
Bu arada Şeytan, İnanna/Circe ( Şahin, Şahmaran, Sirke ) gibi karakterlere tekabül etse de, onun dramını da okuyorsunuz işte: derdi, siz de onu anlayın'dır; derdi, haklılığını kanıtlamak'tır, üste çıkmak'tır..
Tutumları Hak Kapısı'nda kabul görmemiştir, intikama çevirmişlerdir:
Kin güderler, art niyetli hareket ederler, kurulurlar, ayartırlar, akıl çelerler, meydan okurlar, haksızlığa, bencilliğe çağırırlar, kendi ağlarına uyarlarsa ağır insanlık suçlarına bile göz yumarlar, ayaklar baş olsun isterler..
Groundhog Day'de yaşanan kötülükleri hala aşamamışsınız..
Antik Roma'da burçları ve uzayı algılamaya çalışırken, Güneş ve Ay'ı, kadın ve erkeği, bereket ve kuraklığı, hep Yengeç ve Aslan üzerinden oturtmaya çalışmışlar..
Bu mitleri, karakterleri, motifleri, 'psikoloji tarihi' olarak düşünün..
Bugünü sağlıklı kararlarla yaşayabilmeniz için aktarılmış motifler..
Çoğu gerçekten uzayınızın psikolojisinde yer alan, sizlerin de genetiğinize göre bilinçaltlarınızda yer alan psikolojik imgelerdir..
Sisteminizde fizik sizin karar verme mekanizmanıza göre şekillenir, doğada, tarihte, uzayda olanlar sizden bağımsız değildir (!)
Eğer kendinizi daha iyi tanıyıp, hayatınızı nasıl hakkıyla yaşayacağınızı düşünüyorsanız, mutlaka kutsal kitapları ( çünkü hepsi tarih anlatır), bu antik destan ve mitolojileri detayları ile inceleyin derim..Motiften anlamaya çalışın.. Okuduklarınızı durarak düşünün; meditasyonu bunların üzerine yapabilirsiniz mesela..
Ve bilgiyi çağırabilirsiniz (!) Zihninizin açılması için, yol göstermeleri için dua edebilirsiniz..
Evrenin size en kolaylıkla ve keyif içinde yapacağı yardım o olur: akıl isteyen, akıl arayan, aklı için çalışan varlıkların yanında olmak..)
Kaza kararları için de nasıl diyim, sizler böyle mikroorganizma sayısı sayılabilecek bir nüfusla çoğaldığınızda artık hayatlarınızın hiçbir değeri kalmıyor ve bu tarz kazalara gelince "sallarsın oradan '3-5' trojen" gibi bir kolaylıkları olur; ama öte yandan özellikle de benim gibi kılıf uydurmaya çalıştıkları kazazedelere gelince, o 'kılıfı' bulana kadar, o meşum yeraltı mahkemelerinde müzakere edene kadar, sonbaharı, aylar sonrasını ya da yıllar sonrasını bulabiliyor...
Siz, bu kaza nereden geldi böyle derken, aylar, yıllar önce yaşanmış, yaşarken sizin hiç farkında olmadığınız bir detay, onlar tarafından 'insanlık suçu' olarak kayda alınmış ve sizin kaza kararı sebebiniz olmuş olabiliyor, bazen 'özeleştiri' yapmayı da bilin..
Herkes bilmem-kimin-kurbanı değil..
Hepiniz melekseniz bu dünyanın hali ne çünkü di'mi...
( Olmuşsunuz 8 milyar, yarısının içinde insan ruhu bile yok demektir, umurlarında bile olmaz sizin düşüncesizliklerinize çıkaracakları kaza kararları 'boş' yapan kalabalıkla..
Bundan daha ayaklar baş oluyor ve hak buluyor olamazlar :/
Dehşet içindeyim.. )



Söz konusu kazalara gelince, burada tabi ki narsisistliği ile onlara kazandıranlar ayrılıyor..
Narsisistlere, komplekslilere, başka bir yığın kör göz hırslıya ve bencile gelince, onlar Ubermatenga'ya hak verdiği ve kazandırdığı için Ubermatenga'nın işine bile geliyor; yani bu yeryüzünde 'yürüyen' narsisistlere Allah'ın değil, Şeytan'ın "yürü ya kulum" dediğini bilin..
Benim gibilere gelince, daha doğarken bile bütün uzay sizin kim olduğunuzu biliyor, bi siz bilmiyorsunuz ve etrafınızda dört dönüyorlar, 'bahane' arıyorlar, bir fırsatını bulsunlar da sizi bir kazayla kaydırsınlar diye; çünkü karanlığı derinleştirmek istedikleri cehennem çukurunda siz işlerine gelmiyorsunuz..
Şeytan her zaman kartlarını 'kısır döngü' tuzaklara oynar, içinden çıkamayın ister, elinizi verin kolunuzu kaptırın ister..O zaman 'kaybetmeyeceğini' düşünüyor, matematiği ve akıl gücü bir tek buna çalışıyor..
Kaybetmek en büyük anksiyetesi..
Ubermatenga'sını oradan ikna etmiş, hem yanına çekmiş, hem de vakti zamanında düşürmüş, yani kaybettirmiş, "illa ayakları baş edip, bana hak verirseniz, size yaşatacağım" demiş..
Yani olmayacak vaatlerle kandırmış, o kadar haksızlığa sebep olmuş, yatarını sakince kabullenmek yerine, kibrinden dönmek yerine, kibrinden de dönmemiş, hakkı yerine koymak yerine haksızlığa da devam etmiş, şimdi de içinden çıkamıyorlar..
Onun dipsiz kuyusuna çakılıp kalmak istemiyorsanız, "gelecek uzun sürer" demenin ne demek olduğunu bir daha düşünün, hayat maceranızı birilerinin aşağılık kompleksi ve zayıf psikolojileri öyle buyuruyor diye kara deliğe dönecek bir uzayda onursuz varlıklar olarak, bilmem kaç milyon yıl çakılı kalarak yaşamak istemiyorsanız, bir daha düşünün, hatta hep düşünün ve bir zahmet düşünceli hareket edin..
Çünkü bu sıradan bir 'sürünmek' değil (!), ölmeyi bayılmakla karıştırmayın; patolojiler içinde, bir o tarafa, bir bu tarafa dengesizce helak olarak, hayat burnunuzdan gele gele ölüp ölüp dirilmek var, programını hakkı koruyarak yaşayamadığın için özgürlüğe ve bahara hiç kavuşamamak var..
Karanlık her zaman kaybetmeye mahkumdur..
Işık uçar gider..
Işığa, olgun akli melekeye, etiğe, saygıdan anlayana her sofrada yer vardır..
Haksızlıkla yenebileceğini ve haksızlıkları yenebileceğini sananlar, karanlık dipsiz kuyularda kendilerine benden Yusuf-kokteyli ısmarlasınlar..
Bütün uzay hak üzerinedir..
Ubermatenga ne bekliyordu bilmiyorum, planları onların beklediği gibi gelişmedi, çünkü diğer yanımda da Allah vardı..Acı çekerek ve aldığı her nefeste beyni ‘yanarak’ öldüm öleceğim, hiçbirinizin bilmediği bir fizik içerisinde, Araf’ta kalakaldım..Bir yanda gökler, bir yanda ‘yeraltı’nın yamuk-Ubermatenga yapılanması..
M'art ayının adını da daha iyi anlayın isterim: sadece marş marş 'bir yerden bir yere gitmek' değildir; ertelemek günümüzün en büyük trajedelerinden birisi olduğu için kelimenin kökeni de araştırmak istemiştim bir zamanlar:
'erte' eski Uygurca'da şafak, tan vakti, yarın demekmiş ( Antik Yunan'da Eos üzerine de sosyal medyada çok yazdım, kondisyonum olunca bloga da taşıyacağım), felak yıldızı'dır, zeytin'in en dem halidir..
Kardelen yeraltından yangın içinde Araf'tan gelir, erte'si odur..
Beyaz gelincik'tir, tan gibi ağarır, şafak gibi kırağı çalar, yani utanır, utanmaz değildir, masumiyeti ve iyi niyeti Yusuf'un hikayesindedir..
Narsisistler kendi art niyetleri ve peşin hükümleri ile önce masumiyetini hedef alırlar; kendi hasta egoları ve değer mekanizmaları ile değersizliğe, art niyete yorarlar..
Yaşadıklarıma gelince, bir suçum yok ve yaşanılanları da ben seçmedim..
Hastalık bile, ne yazık ki ne kadar kompleksli ve ikiyüzlü olduğunu sonradan anlayacağım, nikah şahitliği bile verdiğim, en yüksek perdeden kızkardeşlik tanıdığım bir insandan geldi..
Sadece bir tane narsisist kişilik bozukluğunun bile bir dünyayı yakmaya yetebileceğini de bilin..
Benim 35 yıldır herkesin hastalıklı bencilliklerinden çektiğim tarifsiz..
Ben uçup gideceğim, Yusuf/Zoey/Persephone intikam almaz..
Siz haksızlıklarınızla Şeytan'ın dipsiz yeraltı kısır döngülerine hapsolmak ne demek, onun intikamının malzemesi olmak ne demek, onu düşünün..
Sevgilerimle,
Zoey/bu reenkarnasyonda oldukça yanmış Persephone
( O konuda Baykuş'a ben de çok dargınım )
Edit: Metinde bahsettiğim ilişki ağlarını daha iyi anlamanız için bir grafik ile göstermeye karar verdim. Bu, daha pek çok üyesi bulunan aile ağacının özet bir bölümüdür, metni okumayı kolaylaştırsın diye hazırladım..
Bir yanda, Gaea ve Uranüs'ün çocukları olan Cronus ve Rhea'dan doğan Zeus ve Hades, kızkardeşleri Demeter ile yeğenleri Kardelen Persephone..
Diğer yanda, Ölümlülüğün Tanrısı İapetus ve oğulları..
Menoetius, İapetus'un oğulları arasında en küstah ve ahmak hareket eden olarak bilinir; hatta küstahlığı ve deyim yerindeyse 'gıcıklığı', Titanlar Savaşı'nda Zeus'u öyle bir kızdırır ki, ona en temizinden bir çakar, 'Azkaban'ın en derinlerini boylar, hani "çekil git başımdan, yeter ki seni gözüm görmesin" demiş :)
Ben, Ubermatenga'da karşıma çıkan Hades'in Öküz'ünün o olduğunu düşünüyorum..Diğerlerini de söyledim, Utu, Silver, Phanteon..
Bizim Türkçe'de de "dağ fare doğurmuş" diye ona dediğimizi düşünüyorum..
Ubermatenga'da karşıma çıkan bir Öküz var ve inanın cüssesinin aksine, Al Karısı ve Şeytan'ın oyuncağı olmuş karakterin tekidir; felaket tellalı, kaza, kısırlık, kuraklık müdürü..
Kendini de gerçekten bir şey sanıyor, orası ayrı tabi, aşağılık kompleksi yaşadıklarını çözmeme bile onun tutumu yardım etti..
O zehir zemberek programlarıyla neye 'dayı'lanıyorlarsa..
Dilimizde dayılanmanın da Baykuş'tan, Hades'ten, gerçekten 'yeraltı-lügatından' gelmiş olup olamayacağını bir daha düşünün isterim..


Edit 2: Bu şarkı da benden Baykuş'a ve Pluton'a gelsin; en sevdiğim Ahmet Hamdi Tanpınar şiirlerinden birisidir, Beni Affet..Nedense Persephone ve Sadık Hidayet'in Kör Baykuş'unu düşününce, bu parça bu metne iliştirmek istediğim eser oldu:
Bonus: Reha Erdem'in şaheseri diyebileceğim Cosmos filmine de yine tekrar Persephone ve Hades'in yaşadıkları üzerinden de bakın isterim..
Şaheser bir film, kelime bulamıyorum tarif etmeye, kutsal eser..
Ben yönetmen olsam, Cosmos gibi bir film çeksem, bir daha herhalde parmağımı oynatmazdım :/ "Tamam daha ne yapayım, şaheseri çektim zaten" diyesim gelirdi; sonra da okyanusa yelken açardım..
Reha Erdem öyle bir kral...
