Sandelyeyle de olsa, 10 dk'lığına da olsa, dışarı çıkabilmemin üzerinden 5 yıl geçti..

Diğer kareler de, bu geçen süreçte doğum günü gibi, ziyaret gibi, özel bir gün olursa, eşimin beni sayıyla '2 dk.'lığına oturur pozisyona getirip, 2 dk'lığına da olsa gözlerimi açıp, kameraya poz verdirmesi..

"Bugünü çıkar, yarını yarın düşünürüz..Öğleni çıkar, akşamı sonra düşünürüz..Birkaç saat sonra daha iyi olur belki...Bugün iyi hissedebileceğin bir şey olsun..."

Son 2-3 aydır büyük bir gayretle beyin acıma ve krizlere rağmen tekrar eskisi gibi kıpırdanmaya çalışıyorum ( çünkü artık 7. yıla gidiyoruz, böyle bir şeye put gibi dayanmanız mümkün değil ), ama klavyenin arkasında, tıpkı bu karelerin görünmeyen yüzünde olduğu gibi, beynim aldığı her nefeste 'kor' bir 'taş' gibi; ve o 'taş' gibi 'yangını' hissetmeden yaşayabildiğiniz bir 'an' yok..

Önce canlı canlı yanıyorsunuz, sonra o yanan yerler kafatası kemiğine kadar taşa kesiyor; plastisite, yumuşaklık, nefes alabilmesi, esneklik, hareket edebilmek bir daha geri gelmiyor...
Geriye sadece 7/24 acı duymak, ağrılar ve engelli bir şekilde 'kesilmek' kalıyor...

Sadece beynin sürekli böyleyken yaşamaya çalışmanın 'manasızlığına' dayanamazsınız..
En önce onurunuz dayanmıyor..
7/24 şiddet içinde gülmeye, kendinizi yaşamaya çalıştığınızı, hayata dair ideallerinizi şiddet içinde sürdürmeye çalıştığınızı düşünün...
Maçı, duayla, sabırla, akılla ben kurtarmaya çalışıyorum..

30'uma kadar, çok yoğun şartlarda çalıştığım zamanlarda dahi, bir gün olsun başı bile ağrımamış ve hiçbir hastalık geçmişi olmayan ben..
Ailemizde de yok..

Fizik konusunda birilerini en üst perdeden uyarmaya çalışıyorsam...

Benim bedenimin yaşadıklarının şu an doğanın yaşadıklarından farkı yok..
Şu an uzayınızın kondisyonu da bu..
Örneğin, benim şu an kalbim disotonomiden üç buçuk atıyorsa, bu sadece benim teşhisim değil, Güneş de şu an disotonomik ve üç buçuk atıyor..

Adı da iklim krizi değil, adı: cehennem..
Böylesi bir yangın ancak cehennemde olur...
Bu kadar kendini bir şey sanarak dehşet saçan bencil, ancak cehennemde olur..

Teşhisi doğru koyun...

Sebebi de en önce: artık bu çağda herkesin bilinçlenmiş olması gerekirken, esas onların tedavi görmesi gerekirken, birilerinin hala 'narsisist' karaktersizleri 'çok özel' bulması, onları baş etmek ve artık o kafalarında nasıl bir heyula ile yaşıyorlarsa, o heyula içinde bu patolojiklere hak verip, onlara güç kaynağı oluyor, onların hasta egolarına hizmet ediyor oluşu..

Bireysel ilişkiler beni ilgilendirmiyor, özel hayat, ama sizin beslediğiniz ya da birilerinin beslediği diyim, bu sadistler durdurduğu yerde durmuyor, o sadistliği birilerinden çıkartıyor, sıkıntı orada...

Kaldı ki benim örneğimde, kadın, partnerine de oldukça sadist davranıyor, önümüzde yaşanmış çok örnek var..
Şakası yok yani..
Katil ruhlular..

Beni bu boyutta hasta ettiyse, karşımdaki şahsın, ikiyüzlü bir şekilde içinde tuttuğu sadistliğin boyutunu bir düşünün (!)

Benden neyi çıkarmış di'mi, s.pıkça güttüğü zihniyeti, art niyeti neymiş ki öyle, aşağılık kompleksinin boyutu neymiş ki öyle, ben kuyunun dibine konmak da demeyeceğim artık, magma'ya kadar inmişim..

Bu hayatta bana en ağır gelebilecek şey herhalde 'mızıkçılık' yaptığımın söylenmesi olur; çünkü insan onuruyla yaşar dersek, yaradılışıma en ters şey söylenmiş olur herhalde..

5 damla sütten fazlasını emmemiş, ağlamamış, materyalistliğin, art niyetin, anti-tezi olarak gururuyla dünyaya gelmiş çocuk..
Anne karnındayken bile aylarca 'sakin' ve 'hareketsiz' durup, o karına özellikle hiç dokunmamışım; öylesi bir olgunluk ve saygı gösterebiliyorken..

Hiçbir zaman hastalık sürecinde yaşadıklarımı paylaşıma açmak düşüncesinde olmadım, hatta hastalığın ilk zamanlarında henüz durumum varken, yer yer hala 'anonim' olduğum platformlarda paylaşmaya çalıştığım konular oluyordu, kendime getirmezdim lafı bile..

Sonra çok kısa süre içerisinde 'tamamen engelli' hale geldim, gerisine de söz dayanmıyor..

İnsanlık namına, söylenmesi gerekeni iletmek istediğim şeyler oluyor, tarzı, dili umurumda değil..

'Ölüm'ün gerçekliğini en iyi şekilde biliyorsunuzdur ( bunu fizik ve felsefeyi de içine katarak genişçe söylüyorum), ölmeden önce söylemek istediğiniz şeyler vardır, ya da konuşacak bir şey yoktur..

Maneviyatını yaşamak başka şey, diliniz olmayan geometrilerde yoraçıkmak başka şey ( Türkçe'nin güzelliği )

Egoları olmayan, materyalist olmayan bir insan olmayı bir kenara koyarsak..

Hastalık..
Birkaç haftada bir böyleyiz..
Tedavi olduğu için değil, sürekli ona test, buna takviye, mücadele etmek durumunda kaldığım için..
Başka da hayat yok..
Bunu da atlatırsam, daha 'yeni' başlayacakmış (?!)
Kolumun bugünkü yeşil halini çekemem bile, ben de bakamıyorum, fotoğrafı haftasonundan..
Hemşire damarı bulamadığı için birkaç gün sonra tekrar gelecek..

Fotoğrafları elimden geldiğince 'blur'lamaya çalıştım, derdim böyle şeyleri sergilemek değil çünkü..
Bunlar da bir 'görsel' değil, bunları 6.5 yıldır yaşayan bir insanın her şeyi hisseden bedeni..

6.5 yıldır o iğneler sürekli bedeninize giriyor çıkıyor..
Bedenim delik deşik, ruhum paramparça..
Ağzımı her açışım bir ilaç..
Birileri "biz ne kral yaşıyoz bu hayatı" derken..
Ya da haksız kazançlarıyla bir şeyleri garantilediklerini sanarken..

Hastanede yaşadıklarım da yeni..Sesi tolere edemediğim için kulağımda kat kat kulaklık var, ışığı tolere edemediğim için gözlerimi açık tutamıyorum..
Gerekli olan enerjiyi karşılayamayacağımı bile bile, belki bir umut işe yarar çabası..
Her zaman gördüğüm bir destek de değil..

Çünkü, önce yıllarca hasta haklarım 'reddedilerek', kapıdan bile 'alınmadım', hatta daha da hasta edilip kapının önüne kondum; bugün de, örneğin o cihaz henüz deneysel gördükleri bir teknoloji, ama 6 sene sonra uyguladıkları için hiçbir işe yaramıyor..

Bu arada özel doktorlar, özel hastaneler, özel laboratuvarlar, özel eczaneler, özel ilaçlar..

Denek bedeni..
Neye sabrınız varsa..
Neye aklınız varsa..

Bir insandan bir şeye dayanmasını, 1 kere isteyebilirsiniz, 2 kere isteyebilirsiniz, nerdeyse 40 yıl, karşısına çıkan her senaryoda, her karakterde, her şeye hep onun bedeninin ve psikolojisinin dayanmasını kurgulayamazsınız (!)

Bir bedene ( hem de "bana dokunmayın, bakın ben de size dokunmuyorum, kimseye zararım yok" diyen bir bedene ), doğduğu günden beri aldığı her nefeste en üst perdeden 'şiddet' uygulayıp, "iyi hadi geçti gitti, bir şey yok, biz böyle" diyerek hiçbir şey 'olmamış' gibi sürdürmeyi ve sürdürmesini bekleyemezsiniz (!)

Narsisistlerin psikopatlık derecesi (!)

"Omelas'ın Bodrumundaki Çocuk" neymiş öyle di'mi..

Yıllar olmuş hastalara daha da zarar verdiklerini bildikleri ilaçları, sırf 'prosedür' olsun diye aylarca beklediğin randevuda bile bile iteliyorlar, başka da gördüğüm bir insanlık yok:

"Prosedür bu, başka da yapacağım bir şey yok" diyen çekiliyor kenara..

Herkesin 'yan etkisi' ile ben baş başa kalıyorum..

Doğduğumdan beri değişmeyen hikaye..

Duayla geldiğim bugünüm..

Bugün o yeşile çalan koluma bakmak bile istemiyorum, o kol çıktı artık benden..
Bir de hemşire soruyor "acıyor mu" diye..
Benden çıktı, sen ne yapıyorsan yap, işini gör, bitti de..

Bu beden artık benden çıktı çünkü..

Bugün şiddet, yarın şiddet, öteki gün berikinin 'uygun' gördüğü 'muamele'..

Durmadan haysiyetiyle oynayacaklar..

Mahremiyetimi de..

Utanmadan elden ele gezdirdikleri hayat mücadelem..

Bir yerden sonra, o en onurunuz olan bilgileri kaç 'gereksizin' gördüğü değil, her gereksizin kendine vakit istemesi, üstüne para bile istemesi, sanki hakkıymış ya da yeriymiş gibi sorguya tutması, siz'den talepkar olması, can pazarınızı daha da yıpratmaları koyuyor..

Arkalarına bile bakmadan, tam da bunun için şiddetle üstünüze kurulmak istemeleri, yeterince küçülttüklerine kani olurlarsa, sizi egolarına kullanmaya devam etmek istemeleri..

Sebep olduklarını, yaşattıklarını, davasını göremediğim konuşamadığım her gün içimde patlıyor..

Daha hala ben onlara 'hizmet' gösterecekmişim..
Egoları çok yüceymiş (?!)

Utanmadan hala şu bedene '..tünerek' muayene adı altında faydalanmanın derdinde çıkacak ruh hastaları olacak..

Krize girdiğin kamusal alanda sana yardımcı olmaya değil, telefonunu çıkarıp, o halini kendi neyine malzeme etmek derdindeyse, önce üzerine kamera tutacak ruh hastaları olacak..

Gurur neydi (?)

Söyleyeceklerim her zaman birilerinin egosuna dokunacaktır, dokunacak olana dokunsun da zaten, hele ki davasını görmek isteyip de göremediklerim.. Ama karşılıklı iletişim kuramadan, bu kondisyonla yazabileceklerimden ortaya çıkan'dan çok daha farklı olur söylem..
Hangi birini yazayım konuşamadıktan sonra..

6.5 yıl önce başlayan mücadele, önce haftalar içinde yatağa bağımlı olmaktan, sonra çok kısa sürede beynimin canlı canlı yanmasına ( zaten hastalık aslında başından beri ilerliyor ama belli bir 'crash'i yaşamadan anlaşılmıyor, ona rağmen de hiçbir test, teşhisi yok..oysa en antik hastalıklardan birisi..doktorlar elinde resmi prosedür yoksa ilgilenmeyi reddediyor ), bir yandan %100 engelli hale geldiğim, bir yandan parmağımı bile hareket ettiremediğim bir cehenneme dönüştü..

Şu an öncelikle 'konuşamadığım', 'bakamadığım', 'dinleyemediğim' için insan içine çıkamıyorum..

Sadece acı duymak değil, "yemeği alabilir miyim" cümlesini kuramıyorum mesela, "yemeği ala.." diyorum, dilim dolaşıp kitlenecekmiş gibi oluyor, onun da her yanı yandı zaten, 24 saat içinde kurabildiğim tek cümle bu kalıyor: yemeği ala..

Hastalık canlı bir hastalık, şeytani bir karakteristiğe sahip, siz hareket ettikçe katlayarak kötülüyor, çünkü beyin bu, temel fonksiyonunu görüyor, düşünmek bile bir aktivite beyin için, o mecburen temel fonksiyonunu sürdürdükçe hastalık da ilerliyor..

Bu arada, enflamasyondan, sinir sisteminiz, özellikle small-fiber denilen sinir uçları, hasar da alıyor; ama onların iyileşmesi ve geri kondisyon kazanmanız için 'hareketsiz durmanız' gereken süreç de her 'crash' olduğunuzda, ya da 'kredinizi' geçecek şekilde her hareket ettiğinizde katlayarak uzuyor..

Yani bir yandan yapabildikleriniz kesilirken, bir yandan o engelde devam edeceğiniz süre uzuyor..Acısıyla beraber de cabası..

Eşik'ten ve sabır'dan anlamak bu yüzden çok kritik bu hastalıkta..

Hayat devam ettiği için mecburen hareket ettiğiniz durumlar oluyor, en basitinden hastalığın başlarında doktora gidip, dert anlatmak durumunda kalmak gibi ve kontrolden çıkıyor..

Zaten doktorlar da dahil birçok insan hastalığın karakteristiğini dinlemiyor bile (!)

Tacize ve şiddete girecek şekilde üzerinize geliyorlar (!)

Hem fiziken, hem de moral olarak daha da kötülüyorsunuz..

Hastalık kendi başına en ağırından şiddetken, bir de bu bi' akıllıların tacizlerine maruz kalıyorum ve onlara cevap vereceğim derken daha da iyileşemeyecek hale geliyorum, çektiğim şiddetin dozu da artıyor (!)

Yatak odamda üzerime 15 dk boyunca yürümüş bir 'terapist' bile var örneğin, Kraliyet Koleji'nde eğitimli psikolog (?!), o çok biliyormuş, beni 'zorla' '15 dk' konuşturup, 'bana günümü gösterecekmiş', çünkü ben m.lmışım, m.llığımdan 15 dk konuşmaya bile 'yapamıyorum' diyormuşum, beynim de oyuncak sünger zaten, acısı sahte (?!), yatak odamı ve hatta yatağımın içini basan bu psikolog kadın çok iyi biliyormuş, bana gösterecekmiş (!)

Aylarca çektiğim acıyı ve gün ortası kriz içinde uyumamı 2'ye katlayacak, ama 15 dk'nın sonunda 'kendisiyle gurur duyuyor olacak'..
Bana gelince de, benim bedenime gelince de, bu haldeyken bile birileri hala bu bedene şiddetle aşağılamaya kuruluyor olmuş olacak..

Adresime, kondisyonuma, onuruma kadar, hasta olmamı 'fırsat' bilip, eşime kadar taciz edenlere girmiyorum bile..

İlla benim bedenimin üzerine basacaklarmış, onlar kendini tatmin edecekmiş, ben onları tatmin edecekmişim (?!)

Konuşamadığım her gün yanlarına kalıyor sanıyorlar..

Susan herkes yanlarına bırakıyor sanıyorlar..

Psikopatlıklarıyla susturmak istedikleri herkes onları onaylamak zorunda sanıyorlar..